X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Sevdiğim insan olsun ömürlük olsun
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Sevdiğim insan olsun ömürlük olsun

  • Giriş Tarihi: 2.1.2016
Sevdiğim insan olsun ömürlük olsun
Sevdiğim insan olsun ömürlük olsun

Ezgi Mola 30 yaşında, evde kalmış bir kız muamelesi gören Efsun karakteriyle yeniden sinemalarda. Kendi hayatında ise evliliği önemsiyor, "Sevdiğin insan olsun, ömürlük olsun" diyor. Hayalindeki düğün ise 90'lı yıllardan görüntülerle süslü

Altı yıl önce atv'de yayınlanan Canım Ailem'den beri sürekli yükselen bir kariyer grafiği var Ezgi Mola'nın. Öncesinde Veda gibi dönem işinde, Soğuk ve Pazarları Hiç Sevmem gibi bağımsız festival filmlerinde rol aldı, son dönemlerde ise popüler sinema filmlerinde boy gösteriyor. Bunda fiziksel değişiminin yani 16 kilo vermesinin payı yüksek. Bunu kendisi de inkar etmiyor. Ama "Filmlerde başrol olayım ya da güzelleşeyim diye değil sağlıklı olayım diye zayıfladım." diyor. Zayıflama konusunda Yılmaz Erdoğan'ın tavsiyesini dinleyen Mola, bir seneye iki sinema filmi sığdırmayı başardı. Mart ayında gösterime giren Murat Yıldırım'la başrolünü paylaştığı Kocan Kadar Konuş filminin devamı niteliğindeki Kocan Kadar Konuş: Diriliş filmiyle beyazperdede. İlk filmde ailesinin ve çevresinin baskısıyla evlenecek bir erkek arayan Efsun'un başından geçen eğlenceli hikâyeyi izlemiştik. 1 Ocak'ta gösterime giren devam filminde ise Efsun'un Sinan'la evlilik kararı alması ve ailelerin de olaya dahil olmasıyla gelişen komik olayları izliyoruz. Conrad Otel'de bir araya geldiğimiz Mola ile yine bol kahkahalı bir sohbet yaptık. Kendisine çok benzettiği Efsun'u, fiziken ve ruhen yaşadığı değişimin hayatını nasıl etkilediğini ve evlilikle ilgili düşüncelerini paylaştı.

- İlk defa devam filmi yapıyorsun. Ara verdikten sonra yeniden aynı role bürünmek korkuttu mu gözünü?
- Evet kaygılandım. Kaldığım yerden devam edebiliyor muyum, bunu yaparken de farklı şeyler koyabiliyor muyum üstüne diye bakıyordum. Çok fazla yabancılaşma yaşadım. Hatta, yönetmenimiz Kıvanç'a "Aynı şeyleri yapıp cepten yiyormuşum gibi geliyor çok kaygılanıyorum." dedim. O da beni sakinleştirip, "Bu bir devam filmi. Aynı yerden devam edeceğiz" diyerek cesaretlendirdi.

- Efsun'la empati kuruyor musun?
- Efsun'la o kadar benzeşiyoruz ki... İlk filmde şöyle bir şey oldu. 15 yıldır aralıksız bu işi yapıyorum. Annem ilk defa setime geldi. Kimse bilmez ama yakın planımın çekildiği bir sahnede arkada annemle teyzem gözükür. Yönetmenimiz sayesinde bir hatıramız oldu. Efsun'un kuzeninin düğün sahnesini çekiyorduk. Giderken annemle teyzem "Haydi darısı başına Ezgicim" dedi. Yönetmenimiz de "Ben doğru oyuncuyu bulmuşum" dedi. O yüzden 30 yaşına gelip bekar olan her Türk kızını temsil ediyor Efsun.

- Sen de evlilik baskısı yaşıyor musun?
- Benimle ilgili olanlar baskı değil, temenni. Tatlı tatlı atıfta bulunuyorlar. Mesela bir çocuğu severken, "Maşallan, eline ne kadar yakıştı" derler.

- Evliliğe bakış açın değişti mi bu filmden sonra?
- Evlilik güzel bir şey. Her zaman öyle düşündüm. Sevdiğim bir insan olsun, ömürlük olsun. Filmde de dediğimiz gibi "İkiyken bir olalım." Böyle şeyler olacağı varsa olur. Zorlamaya gerek yoktur. Hep böyle dedim. Bir gün bir bakarsınız evlenmişim. Şunu çok net söylüyorum. Bir çocuğumun olmasını çok isterim.

- Ailemizin kızı pozisyonunda olduğun için artık seyirci de senin evlenmeni ister duruma geldi.
- Sokakta "Seni de artık o gelinliğin içinde görelim" diyenler oluyor. Sette de beni gelinlikle gören yardımcı roldeki arkadaşlar da "Ne kadar güzel olmuşsun. Gelinlik bu kadar mı yakışır. Senin de mürüvvetini görelim" diyorlar.

- Bu filmde düğüne hazırlık sürecinde yaşananlar anlatılıyor. Bu anlamda evlenecekler için güzel bir rehber olacak diyebilir miyiz?
- Evet. Çünkü bence ilişkinin en zor dönemi, evliliğe giden yolda yaşanan stresli günler. O dönemi atlatıp son düzlüğe çıkabilmek çok büyük başarı. O kadar ilginç ayrıntılar var ki. Bir istatistiğe göre en büyük ayrılıklar evlilik sürecinde yaşanırmış. Bir tasarımcı arkadaşım, "Düğün için elbise dikerken ben burada ne ayrılıklar gördüm" dedi.

- Sen de öyle "Benim dediğim olacak" diye kaprisler yapar mısın?
- Sanmıyorum. Uzlaşırım galiba. Çünkü uzlaşabileceğim adamı buldum onunla bir hayatı geçireceğim derken, daha takımın rengi ya da dekoltesi konusunda anlaşamasam bir ömür nasıl geçecek?

- Ailen karışır mı seçimine?
- Hayır, "Sen bize davetiyeyi gönder, gerisine karıştırma" derler. Benim sevdiğim kişiye de inanıp sevip sayarlar.

- Nasıl bir düğün hayal ediyorsun?
- Bunu, eşim olacak kişiyle kararlaştırırız. Ama ben 90'larda, düğün salonlarında yapılan düğünleri hep çok sevmişimdir. Masa altından içkilerin içildiği, çocukların dolaştığı, kimsenin kimseyi rahatsız etmediği, düğünlerin çocuğuyum.

EVDE KALMIŞ GİBİ HİSSETMİYORUM

- 30 yaşında ama bekâr kızın evde kalmış olarak tanımlanmasını nasıl değerlendiriyorsun?
- Artık öyle bakılmadığını düşünüyorum. Çünkü kadın artık güçlendi. Ekonomik özgürlüğünü de eline alınca erkeklerle yakın kategorilerde değerlendirilir hale geldi. Kadınlar artık sözü dinlenir bir pozisyonda. O yüzden edilgen değil etken de aynı zamanda. 40 yaşında da bekâr olabilirsin ama kendini doğru ifade edebildiğin için evde kalmış demezler.

- 32 yaşındasın. Sen dert ediyor musun bunu?
- Hayır, hiç dert etmiyorum. Kendimi evde kalmış hissetmiyorum. Böyle hissedilmesi bizim genlerimizde olan, daha küçükken kız çocuğuna kodlanan bir şey.

- Mütevazı duruşun ve güler yüzün hiç değişmedi. Bunu nasıl koruyorsun?
- Bunu seviyorum çünkü. Ben hep böyleydim, sonradan gelişen bir şey değil. Hayatta hoşgörünün ve güler yüzün açamayacağı kapının olmadığına inananlardanım. Mümkün değil yapamazsın dedikleri her şeyi güler yüzle yapabildiğime inanıyorum. Gönül kırmaktan çok korkarım, o yüzden de elimden geldiğince kimseden esirgememeye çalışırım güler yüzümü. Elbette ben de her insan gibi iş hayatımda, özel hayatımda zorluklar yaşayan, kaygıları olan bir insanım ama bunları yansıtmamaya çalışıyorum.

- Neyin kaygısını yaşıyorsun en çok?
- Ben çok kaygılı biriyim. Kaygılarım bakidir. Her şeye şüpheyle bakarım. İhtimalleri göz ardı etmem. B planı değil Z planım bile var.

- Bunun bir tık ötesinin hastalık olduğunu biliyorsun değil mi?
- Evet, biliyorum ama otokontrolü yüksek, kaygılı bir insanım. Hayatımda hep iş yapmaya alıştım ama iş yaptırmaya hiç alışmadım. Bana söylensin yaparım. Mesela kardeşime "Ozancım şunu sen yapabilir misin?" derken bile utanıyorum. Bende hizmet etme potansiyeli gelişmiş ister istemez.

- Hiçbir zaman "Hayır" diyemiyorsun o zaman?
- Artık diyebiliyorum. Kendimle çok uğraştım. Hayır diyememek de sıkıcı bir durum. Çünkü zaman zaman içimden hayır demek geliyorsa ve bunu diyemiyorsam bu bir dert. Bu derdi ben niye yükleneyim ki. Kendini iyi ifade edebilen her insan gibi benim de orada olmak istemeyeceğim yerler vardır. Üç yıldır bunu çok daha rahat yapabiliyorum. Faydasını çok gördüm, zararı olmadı. Çünkü kendimi daha iyi ifade edebildim. İnsanlar da beni daha iyi tanıdılar böyle olunca. Her şeye evet diyen insan bence çok sürprizli bir insan olabilir. Sessiz sakin durur ama birden patlar.

- Üç senedir ne değişti de sen daha rahatladın bu konuda?
- Bulunduğumuz ortamlar, yaptığımız işler yaş aldıkça farklılaşmaya başlıyor. Dolayısıyla seçme şansınız da artıyor. Hayır dediğim çok fazla şey olmasına rağmen 'evet kesinlikle çok istiyorum' dediğim şeyler de oldu.

YILMAZ ABİ "KİLO VER'"DEDİ

- Popüler filmlerde rol almak da kesinlikle istediğin bir şey miydi?
- Aslında tamamen gelen tekliflerle ilgili. Üç yıldır popüler sinemanın içindeyim. Öncesinde festivallerde dolaşan çok filmde yer aldım. Celal ile Ceren, Patron Mutlu Son İster ve Kocan Kadar Konuş ile birlikte başlayan popüler sinema deneyimim oldu. Oynamayı çok seviyorum. Ben bir oyuncuyum sadece oynuyorum. Bunların hepsinden de çok keyif alıyorum. Yaptığım hiçbir işten en ufak bir rahatsızlığım yok.

- Popüler filmlerde rol alman fiziki görüntünün değişmesiyle paralel. Bunu nasıl değerlendiriyorsun?
- Evet. Tip değiştikçe cast da değişir. Bu dünyada da böyledir. Genelde Hollywood'da oyuncular bir rol için kilo alıyorlar. Bizde durumu ben değiştirdim. Bu rolü ben oynamak istiyorum diye hırslanıp bir ay aç geziyorum. Ne yapalım biz toplum olarak yemeyi seven bir toplumuz. Bu durumla mutlu oluyorum. Biz iştahlı bir aileydik, ben de iştahlı bir oyuncuyum. Patates için de iştahlıyım, Efsun için de iştahlıyım. Ama fiziki değişimimin böyle filmlerde oynamama kesinlikle etkisi oldu.

- Yani zayıfladığın için gişe filmlerinde oynamaya başladığın sonucuna varabilir miyiz?
- Bilmiyorum o belli olmazdı ama bu rolleri zayıfladığım için oynayabildiğimi söylemek yanlış olmaz. Yoksa bundan altı yıl önce Efsun'u ben oynayamazdım. Bunu çok net söyleyebilirim. Yönetmenim de 'Ezgicim biz seninle başka rol için konuşalım' dediğinde buna alınmazdım.

- Bu seni yaralar mıydı peki?
- Yoo hayır buna alışkındım, ötekini bilmiyordum ki. Ben cast konusunda gerçekçiyim. Kill Bill'in Uma Thurman'ını ben oynamalıydım ama rol benden kaçtı demiyorum.

- Esas kız pozisyonuna geçtikten sonra mı bu şekilde düşünmeye başladın?
- Hayır. Ben bundan 20 kilo daha az olduğumda da esas kız olabilirim. O yönetmenin tercihiyle ilgili bir şey. Cast denince sadece tipten bahsediyor olamayız. Her açıdan o karaktere uygun mu değil mi ona bakmalıyız. Ayrıca ben güzel olayım, başrol oynayayım diye değil, sağlıklı olmak için zayıfladım.

- Peki, yan rollerden başrole doğru evrilen sürecin zayıflamanla doğru orantılı olduğunu söyleyebilir miyiz?
- Bu bir tesadüf değil. Bunun böyle olacağını yıllar önce Yılmaz Abi (Erdoğan) söylemişti. "Sen çok iyi bir insansın, dikkat et kendine, zayıfla ve hayattaki tercihlerini önemli rollere yoğunlaşarak doğru insanların yanında olarak yapmaya çalış. Ama lütfen kilo ver" demişti. Ben de onu dinlemiş oldum böylece.

ÇİKOLATASIZ YAŞAYAMAM

- Kaç kilo verdin?
- 16 kilo verdim ama bunu birden vermedim. Bu kadar kilo vereli 3 yıl oluyor. Bu 3 yıl içinde zaman zaman 3-5 kilo aldım verdim.

- Ama önemli olan bu kiloyu korumak değil mi?
- Kesinlikle. Bunu bir yaşam standardı haline getirmek lazım. Alışkanlıklarını ve hayat tarzını değiştirmekle ilgili bir şey. 'Param olduğunda spor yapabiliyorum, olmadığında yapamıyorum' diye bir şeyin olmadığını özellikle son bir yılda fark ettim. Spor yapmak için ekstra rahat koşulda yaşamaya gerek yok. Dört durak önce inip yürüyebilirsin.

- Sen neler yaptın ya da yapıyorsun?
- Çok yürüyorum. Çok spor yapıyorum. Her türlü sporu yapmaya çalışıyorum. Bu ara ağırlık çalışıyorum.

- Bu süreçte hayatından neleri çıkardın?
- Hiçbir şeyi çıkarmadım. Sadece onları doğru zamanlarda tüketmeyi öğrendim. Her dakika çikolata yiyemem ama çikolata yediğimde çok mutlu oluyorum. Hiç çikolatasız yaşayamam. Tatlıyı çok seviyorum. Bu filmde bol bol sütlü Nuriye tükettik mesela. Ben niye kendimi ondan esirgeyeyim. Ama kilo almadım bu sette. Dikkat ettim.

- Şeker kız durumundan seksi kız durumuna geçtiğini düşünüyor musun?
- Bunu kendim yapmıyorum. Evdeki kara tahtaya çentik atıp, şeker kızı bitirdik şimdi seksi kıza geçelim demiyorum yani. Böyle bir çabam yok. Yaptığımız dergi çekimlerinde farklı bir Ezgi görebiliyoruz. Kalıpları bozabiliyoruz. Bunlar hep yaparak, uygulayarak gördüğümüz şeyler.

- Aynaya baktığında nasıl bir kadın görüyorsun?
- Tek renkli bir insan değilim. Renk terapisi yapmıştık. Bana kendine bir renk seç dendi. Ben de 'tek renk seçemeyeceğim, kendimi gökkuşağı gibi görüyorum' dedim. Bu benim hayata bakışıma da yansımış. Hayatta her düşünceyi, her tecrübeyi seven biriyim. O yüzden seksilik de benim renklerimden biri bence.

YILLARIN TECRÜBESİNİ GÖRDÜM

- Filmde Hümeyra da rol alıyor. Nasıldı karşılıklı oynamak?
- Çok güzeldi. Hümeyra Sinan'ın babaannesini oynuyor. Hümeyra da Nevra Serezli de bu filmde yılların tecrübelerini yansıttılar. Çok zarif, müstesna insanlar. Oyuncu arkadaşınız olarak sizi onore ediyor, hep yüceltiyor. Oyuncu olarak her defasında daha da hayran kaldım. Hümeyra'nın disiplinine, konsantrasyonuna, rolden çıkmamak için bakışını bile değiştirmemesine; Nevra Abla'nın dizinden sıkıntısı olmasına rağmen defalarca o merdiveni inip çıkıp gıkını çıkarmamasına, repliğini hiç unutmamasına hayran kaldım.

- Kendini onlar gibi hayal ediyor musun? Uzun yıllar oyunculuk yapıp, gençlerin senin tecrübenden yararlandığı sahne geliyor mu gözünün önüne.
- Sen böyle söyleyince bile çok heyecanlandım. Kendimle ilgili böyle şeyleri hayal edemiyorum ama arzum tabii ki öyle olabilmektir. Ölene kadar bu işi yaparak çok mutlu olabilirim. Mesleğim oyunculuk ve çok keyif alarak hayatını idame ettiren şanslı azınlıktanım. Bana bu şansı imkanı tanıyan, sen hep ol diyen seyircilere de teşekküre ederim. Onlar talep ettiği için bir şeyler yapıyorum sonuçta.