X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER 'Holdingden çıktım, yalıya geçiyorum'
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

'Holdingden çıktım, yalıya geçiyorum'

  • Giriş Tarihi: 6.2.2016
'Holdingden çıktım, yalıya geçiyorum'
'Holdingden çıktım, yalıya geçiyorum'

Hangi alanda çalıştıkları belli olmayan holdinglerin patronları... Faturasını ödeyemeyen ama taksiden inmeyen fakirler. Üçlü-dörtlü aşklar, ebeveyn krizi yaşayan karakterler, kaybolan ya da kaçırılan çocuklar, yoğun bakım üniteleri, gelinlere hayatı zindan eden kayınvalideler... Patronlar eve giderken, “Yalıya gidiyorum” diyor, hiçbirinin ağzından nedense “Eve gidiyorum” sözü çıkmıyor. Karakterler güne mutlaka taze portakal suyu içerek başlıyor. Mutfaktaki görevliler ise ailenin koca kulağı olarak iş başında. Böyle bir hayat var mı sahiden? İşte Yeşilçam anlatılarına taş çıkaracak son dönemin dizi klişeleri

Yeşilçam ruhu günümüzde diziler sayesinde beyazcamda yaşıyor deniyor, ki bunda şaşılacak bir şey yok. Test edilmiş, kitlelerce sevilmiş anlatıları günümüze taşımakta bir risk yok çünkü. Ama birkaç yıl önce bir çeşitlilik vardı. Şimdilerdeyse o çeşitlilik kalmadı. Ekranlarda onlarca dizi var ama bizde sanki hep aynı diziyi izliyoruz duygusu hakim. Diziler hemen hemen benzer meseleleri anlatıyor. Hal böyle olunca da ekranlar klişelerden geçilmiyor! Yeşilçam'ın o naif, masalsı anlatısı içerisinde kullanılan klişelerinin yanında bunlar çok göze batıyor! İzlerken güldürüyor, güldürürken düşündüremiyor! İşte ekranların yeni klişeleri!

ÇOCUKSUZ OLMAZ
Son zamanların en gözde teması çocuk! Ya bir dizinin olay örgüsünün tam göbeğinde bir çocuk meselesi bulunmalı ya da şöyle beş altı hafta (belki daha fazla) sürecek bir entrikanın malzemesi olmalı... O çocuğun annesinden ya da babasından ayrı düşmesi şart. Bazen bütün bir dizi o mutlu aile tablosunu oluşturmak için çekiliyor desek yeridir. Çocuk kimde kalacak, kim ona bakacak problemi ne kadar karmaşık hale getirilirse o kadar iyi! Tabii o çocuk mutlaka bir kere kaçırılıyor ya da kayboluyor. Nedense ormanda aranıyor o çocuk. Tabii hep bulunuyor!

ANAM KİM, BABAM KİM?

Son zamanlarda dizilerde bir ebeveyn karmaşasıdır gidiyor. Her an herhangi bir karakterin babası ya da annesi bir başkası çıkabilir. Yeşilçam'dan yadigar "Senin babam benim yavrum" repliğinin farklı versiyonları cirit atıyor ekranlarda. Kimi 20'sinde kimi 40'ında öğreniyor gerçek annesini babasını. Kafkas Tebeşir Dairesi sendromu yaşayıp "Beni doğuran mı yoksa büyüten mi gerçek annem?" diye çelişkilere düşüp bir türlü işin içinden çıkamayan karakterler, şoktan şoka giriyor.

YÖNETMENLER HASTANEDE

Her yönetmen mutlaka hastane koridorlarında çekim yapacak! Bize bunu söyleten dizilerin hastane klişesi. Her dizide mutlaka birkaç bölüm süren hastane sahneleri olmazsa o dizi reyting almaz! Karakterlerden biri mutlaka yoğun bakım ünitesinde tedavi görüyor. Diğerleri de günlerce başında bekliyor. O ölüm kalım savaşı sürüyor da sürüyor. Elektro şok sahnesi hastane sahnelerinin vazgeçilmezi. Genelde karakterler iyileşiyor ve sonraki bölümde hemen ayaklanıp, eskisinden daha sağlıklı dizide fink atıyor. Ama karakter bazen diziye hastanede veda ediyor.

FAKİRLER SIFIR NOKTASINDA

Bu da son moda, fakirler çok fakir olmak zorunda. Meteliğe kurşun atmaları elzem! Faturalarını ödeyemiyorlar, doğalgaz kesiliyor. Kirayı ödeyemiyor evden çıkarılıyorlar. Ama tıpkı Yeşilçam filmlerindeki gibi, onurlarına düşkünler. Fakir ailelerin iki ayrı tipolojisi var: Ya aile fertleri, biri hariç, birbirine kenetleniyor ve o biri mutlaka ailenin başına çorap örüyor. Ya da bütün aile bir an önce fakirlikten kurtulmak için her yolu mubah görüyor, içlerinden biri onurlu çıkıyor.

MUTLAKA YALIDA YAŞANACAK

Sanırsınız Türkiye'nin en önemli zenginlerinin hayatlarını izliyoruz dizilerde. Her zengin illaki yalıda oturmaya mecbur. Eğer dizi İstanbul'da geçmiyorsa önemli bir konakta ikamet etmek zorundalar. Aşağısı kurtarmıyor. Yalı ya da konak 14 odalı, sekiz salonlu, beş altı banyolu falan olmalı. Mutlaka havuzu bulunmalı. Hizmetçiler cirit atmalı. Bir düzine güvenlik elemanı 7/24 hizmet vermeli. Ha tabii bu arkadaşlar holding falan yönetiyorlar ya dünyadan haberdardır dersiniz. Ne gezer! Güne gazete okuyarak başlayanların sayısı parmakla sayılıyor. Limited şirket patronu olana rastlamadık, holdingden aşağısı kurtarmıyor. Yönetim kurulu toplantıları aile meseleleriyle iç içe geçmiş durumda. Bir iktidar savaşına dönüşüyor. Yani şu efsanevi diyalog her şeyi anlatıyor: "Holdingden çıktım, yalıya geçiyorum." Siz günlük hayatınızda hiç, evine giden bir insanın oturduğu yere atıfta bulunarak "Apartmana gidiyorum" ya da "Rezidansa gidiyorum" dediğini duydunuz mu?

HEY HEY HEY TAKSİ!

Zenginlerin altında son model arabalar, jeepler ama ya fakirler? Onlar genelde taksiyle seyahat ediyor. Hani metrobüse, metroya ya da otobüse binene denk gelmedik daha. Sadece birkaç defa dolmuş görmüşüzdür. Ha, ihtiyaç anında her an taksi bulabilmelerinin sırrını kimse çözemedi. Taksiciler genelde figüran! Sahnenin sonuna doğru mutlaka ofsayt veriyor. Bir de tabii dizilerimizde İstanbul trafiği diye bir şey söz konusu değil!

EN GÜZELİ MUTFAKTAKİ GIYBET Mİ!
Dizilerde gıybet her yerde. Herkes herkesin arkasından konuşuyor. Ama en çok da mutfakta dönüyor gıybet. Lakin burada bir çeşitlilik var. Mutfağa bakan hizmetlilerden biri sanki koca bir kulak gibidir. Her şeyi bilir, tüm dizinin entrikasını o anlatsa yeridir! Ama ondan daha kıdemli biri mutlaka vardır, o mutfakta ve dedikodu yapana "Kulağın çalışmasın elin çalışsın. İşine bak" diye kızar!

BAK ŞU TESADÜF
15 milyonluk İstanbul ne hikmetse dizilerde küçülür de cebimize girer. Birileri birileriyle çat diye yolda karşılaşır. O onu öpüşürken görür, öbürü arkadaşının oğlunu kavga ederken fark edip yardıma girişir. Nerede o 'küçük mahalle kıvamındaki' İstanbul, bilemiyoruz...

IŞIK HIZIYLA YILDIRIM BASKI GAZETELER
Hem de öyle bir jet hızıyla yazarlar ki! Misal gece 23 sularındaki şık bir davette yaşanan rezalet, ertesi sabah tüm gazetelerin magazin eklerinde manşetleri kaplar. O iş, bu devasa hız nasıl oluyor, biz gazeteciler çözemedik. Neyse ki ufaktan diziler de 'dijitale geçti' de artık bir gece önceki skandal haberini tabletlerden internet haberi olarak okuyorlar. Eh, aklın yolu bir!

ZENGİN DEMEK KİBİR DEMEK
Tamam zenginler dizilerde cirit atıyor da o resmedilen zenginlik nasıl bir klişeler fukarasıdır sormayın gitsin. Kibir zenginlerin olmazsa olmazı. İlla herkese tepeden bakacaklar. Sabahları portakal suyu ile güne başlayacaklar, ki o portakal suyunu da illaki bir hizmetçi getirecek, son model arabalara binilecek, şık restoranlarda yemekler yenilecek. Yani bir maddiyat zenginliği. Sabah rujlu dudaklarla uyanmak da mı bir zenginlik göstergesi bilemedik. Kaynanaların gelinlere zulüm etmesinin sebebini de... Klas mı bu zenginler derseniz, çok değiller! Birini bir sanat ortamında görmedik henüz. Gıybet konusundaysa herkesi sollarlar. Usulen yardımda bulunurlar. Ama o yardım mutlaka çıkar amaçlıdır. Şöyle sınıflarına uygun hobileri bile yoktur.

KÖTÜYÜM BEN KÖTÜYÜM
Bir ara kötüler meselesi çözülmüştü. Neden kötü olduklarını anlayabiliyorduk. Kötülük yapma motivasyonları belliydi. Zehir gibi akılları sayesinde çok sağlam entrikalar kuruyorlardı. İyi oyuncuların klişeden uzak performansları sayesinde bazen bir dizinin en sevilen karakteri haline gelebiliyorlardı. Ama sonra bunlardan vazgeçildi. Yine karton karakterli kötülere dönüldü. Simsiyahlar ve ergen hırsıyla ana karakterlere yapmadıklarını bırakmıyorlar. Kimi sinsi mi sinsi, kimi diri diri insanları gömecek kadar psikopat! Her türlü kumpas onlarda. Tek görevleri var herkesi mutsuz etmek!

GAZA BASMA KAZA OLUR!
Trafik kazasının olmadığı dizi olmaz, olursa da o dizi tutmaz! Muhakkak ana karakterlerden biri öfkeli bir şekilde araba kullanır ve bir yere çarpar ya da sevmemiz beklenen bir karaktere araba çarpar. Mümkünse ilk üç bölüm içinde büyük bir kaza geçirmek şart. Eee tabii o kaza da kimi zaman tesadüfi bir şekilde bazı sırların ortaya çıkmasına ya da yeni aşklar doğmasına yarar...

AŞK HAYATI ÇOK HAREKETLİ
Fakir kız zengin oğlan (ya da tersi) aşkı, kavuşamayan aşıklar, karşılıksız sevda bunlar artık klişe değil Yeşilçam'dan yadigar temalar bize. Klişe olan başka türlü aşklar. Bir diziye kaç aşk sığar? Vallahi senaristler bir sürü aşk sığdırıyor. Aynı karakter üç bölüm biriyle, beş bölüm bir başkasıyla aşk yaşayabiliyor. Aynı anda birden fazla ilişki yürüten karakterlerin sayısını unuttuk. İlişkilerin gün yüzüne çıktığı, o tempolu bir müzik eşliğinde uzun uzun bakışmalı sahneler yok mu, boşalan çayı yenilemek için en ideal zaman!