"İstanbul ne tarafta? Bana tabelayı gösterin"

Giriş Tarihi: 6.2.2016
İstanbul ne tarafta? Bana tabelayı gösterin

1998'de Sivas'tan İstanbul'a üzerindeki bir pantolon ve bir ceketle geldi. Kendisini destekleyenlerin sayısı iki elin parmaklarını geçmiyordu. Arabesk müziğin gözden düştüğü döneme denk geldi. Çok sıkıntı çekti. Yıllarını dört duvar arasında sadece şarkı yazarak geçirdi. Ama aşkla bağlı olduğu müzikten hiç vazgeçmedi. Artık şarkılarını söylerken ona binlerce insan eşlik ediyor. Arabesk müzikle yıllar sonra bizi yeniden buluşturan Serkan Kaya ile konuştuk

Karlı bir cumartesi akşamı Bostancı Gösteri Merkezi'nin (BGM) kapısından içeri giriyoruz. Kafeye yönelip hipster tabir edilen sakallı, küpeli iki gencin kahvelerini almasını bekleyip ardından kendimize sıcak bir çay söylüyoruz. Bu sırada fuaye, saçları fönlü, makyajlı bir grup genç kızın gülüşmeleriyle çınlıyor. Tek tük yabancılar da dikkat çekiyor. Torunuyla gelen 70 yaşlarında bir amca saatini kontrol ediyor. Konserin başlamasına dakikalar var... Bu sırada kuliste ise bir başka heyecan yaşanıyor. Arabesk müziğin sevilen sesi Serkan Kaya, ilk kez BGM'de sahneye çıkacak. Bizi siyah, şık takım elbisesi ve güler yüzüyle karşılıyor. Gazetecilerin karşısına geçmeden önce asistanından yüzüğünü getirmesini rica ediyor. Umre'de Kabe'ye sürdüğü yüzüğünün ona şans getireceğine inanıyor. Çok heyecanlı ama hayranlarını kırmıyor, fotoğraf çektiriyor. Soruları yanıtlarken yaptığı esprilerle ortamı ısıtıyor... Derken sahne zamanı geliyor. Usta isimlerden oluşan orkestrası eşliğinde Gönül Bahçem, Mesele, Aşk Ne Demek Bilen Var mı? gibi dillerden düşmeyen şarkılarını ve arabesk klasiklerini seslendiriyor. Sesi konser boyunca adeta çağlıyor, gürlüyor. Kalbimize dolup hücrelerimize işliyor... Kimimiz pop seviyoruz, kimimiz rock. Aramızda sanat müziği tutkunları da var. Ama konserin sonunda bir kez daha anlıyoruz ki bu toprakların insanı arabesk müziği çok seviyor. Oysa hipster'ından 70 yaşındaki amcalara kadar herkesin sevdiği Kaya, kısa bir süre sonra Beyaz Şov'a katılacak ve program nedeniyle meslektaşı Özcan Deniz'le polemiğe girecekti. Kaya programdaki diğer konukların arabeskçi olduğu için kendisine karşı alaycı yaklaştıklarını hissettiğini de açıklayacaktı. Ama konserdeki manzarayı düşünürsek Kaya'nın şarkılarıyla hep hayatımızda kalıcı olacağını söylemek abartı olmaz. Peki onun serüveni ne? Söz şimdi onda.

- İlk Bostancı Gösteri Merkezi konseriniz karlı bir günde gerçekleşti. Gerçi siz kara alışkınsınız değil mi?
- İstanbul'da yağan kar değil, karın rüzgarı. Sivas'ta doğdum, büyüdüm. Çocukken metrelerce karın içerisinde oyun oynardık. Okuldan dönerken botlarımızı, çantalarımızı karın içinde kaybederdik. Kardan adamı geçmiş, kardan evler yapar hale gelmiştik.

- Sivas tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış... Böyle şehirlerde hoşgörü de bir gelenek haline geliyor değil mi?
- Sivas insanının sıcakkanlı olduğu söylenir. Hangi kapıyı çalsanız muhakkak açılır. Samimiler. Ailem orada yaşıyor. Yılda üç-dört defa gidiyorum.

- Aile bağlarınız kuvvetli midir?
- Bizde aile bağları çok güçlüdür. Aileye önem vermeyenler hayatın hiçbir noktasında mutluluğa ulaşamaz. Aile güçtür. 1998'de ilk kez İstanbul'a geldiğimde maddi imkanlarım yoktu. Zor şartlar altında müzik serüvenim başladı. Ailemin manevi desteği ve bana olan inancıyla ayakta kaldım.

GARDIMI ALDIM

- Anne tarafınız Malatyalı, baba tarafınız ise Erzurumlu. Çok kültürlü bir ortamda mı büyüdünüz?
- Babaannem Ağrı'dan, dedemler Erzurum'dan, annemler Malatya'dan Sivas'a göç ediyor. Sonunda da ortaya ben çıkıyorum. Her kültürden bir şeyler öğrendim. Daha sonra İstanbul'a geldim, bu kez başka bir hayatı öğrendim. İlk geldiğimde herkesi kendim gibi biliyordum. Bir gün bir abim beni uyardı: "İstanbul başka bir şehir, burada insanlar menfaatlerine göre yaşarlar." Ben de gardımı aldım, zırhımı giydim. Ama içimdeki samimiyet, Anadolu çocuğu duruyor, hiçbir zaman kaybolmayacak.

- Sesiniz babaannenizden mi miras?
- Babaannem çok güzel türkü söylerdi. Kürt asıllıydı, çok yanık bir sesi vardı. Anne tarafında elektronik mühendisler, tekstil mühendisleri var. Hep okuyan bir çevre. Baba tarafında ise daha yoğun bir Anadolu ruhu var.

- Sesinizi ilk kim fark etti?
- İlkokulda kendim keşfettim ama utangaç bir çocuktum. Hatta aldığım en kötü not müzik dersindendi. Sonra okul korosuna katıldım. Orada cesaretim arttı. Ardından davetsiz olarak gittiğim düğün salonlarında şarkı söyledim. Gelinin ya da damadın akrabası olduğumu söyleyip sahnedeki sanatçılardan mikrofonu istiyordum. Günde iki-üç düğün salonu gezerdim.

- Sonra askerlik dönemi başlıyor...
- Ankara Armoni Mızıkası Komutanlığı'nda askerliğimi yaptım. 15 ay boyunca sürekli müzikle iç içe olduğum için orası bir nevi konservatuvar görevi gördü. Zaten askerliğim bittiği an dedim ki: "İstanbul ne tarafta? Bana tabelayı gösterin."

- Askerler nasıl şarkılar dinliyor?
- Moral geceleri olduğu için eğlenceli şarkılara ağırlık verirdik. Elbette arabesk şarkılar da olurdu. Bu arada Türkiye'nin her bölgesini görme imkanım oldu. Hakkari, Şırnak, Mardin, Kızıltepe... İnsanların gitmeye cesaret edemediği yerlere 15-16 kişilik bir birlik halinde gittik. Müzisyen arkadaşlarım enstrümanlarını sırtladı, ben mikrofonumu... Anadolu'yu iyi bilirim.

- Anadolu'yu nasıl anlatırsınız?
- Anadolu masumdur, emekçidir. Anadolu insanı inandığı şeylere gerçekten bağlıdır, samimidir. Menfi çıkarların peşinde olmayan insanlardır. İnançlarına göre yaşarlar. Ekmeğin nasıl kazanıldığını, nasıl paylaşılacağını bilirler. Güzel yemekler yaparlar...

- Sanki şu an İstanbul'da özlemini çektiğiniz şeyleri sayar gibisiniz?
- Özlüyorum elbette. Burada dijital ve mekanik bir hayat yaşıyoruz.

FERDİCİLER ve MÜSLÜMCÜLER

- Lise döneminde Müslüm Babacıymışsınız...
- Orhancılar, Müslümcüler ve Ferdiciler olarak üçe ayrılırdık. Yan evdeki arkadaşlar Ferdi Tayfur şarkıları çalardı. Onlar sesi açınca ben de araba teybine Müslüm Baba'nın kasedini koyup sesi sonuna kadar açardım. Pencereler de açık bu arada. Sonra Orhancılar da kendi şarkılarını çalmaya başlardı.

- Tatlı bir rekabet... Ve bugün siz bu isimleri şarkılarını söyleyerek yaşatmaya devam ediyorsunuz...
- Ben onlardan beslendim. Ama Ajda Pekkan, Sezen Aksu da dinlerdim, dünya müziklerini de...

- Şimdi de farklı müzikler dinliyor musunuz?
- Elbette. Hatta son 10 yıldır çok az arabesk müzik dinliyorum. Çünkü bu müzik içimde o kadar var ki... Yanlış albümler dinleyip zedelemek istemem.

- Arabanızda kimi dinliyorsunuz?
- Lana Del Rey dinliyorum. Enstrümantal albümleri de çok dinliyorum, çünkü söz kadar müzik de önemli şarkılarda. Neşet Ertaş da dinliyorum. Ömrümüzün sonuna kadar Neşet Ertaş müziğinin susacağına inanmıyorum.

REKLAMLARI İZLEDİNİZ

- İstanbul'a ilk geldiğiniz güne dönersek... İlk anda neler hissettiniz?
- Askerden bir abimin desteğiyle Sivas'tan otobüsle geldim. Harem'de indim, beni karşıladı ve "Biraz önce bir telefon geldi. Bostancı Gösteri Merkezi'nde bir sanatçının konseri varmış, halk müziği okuyacak birini arıyorlar. Takım elbisen var mı?" diye sordu. "Yok" deyince gidip ucuz bir takım elbise aldık. Daha sonra BGM'ye gittiğimizde sanatçının Ajda Pekkan olduğunu söylediler. Tarihi bir konserdi. İkinci bölümde halk müziği parçaları söyledi. Hatta sahneye atla çıkmıştı.

- Size iyi bir karşılama yapılmış...
- Dedim ki, "Kader ağlarını örüyor. İlk geldiğin gün hayat sana sürprizini yaptı. Çok güzel günler seni bekliyor." Meğer yaşananlar reklamlarmış. Tam 18 yıldır buradayım ama son üç-dört yıldır toplum tarafından fark edildim, yıldızım parladı, şarkılarım sevildi.

- Neden bu kadar süre beklediniz?
- Bitmiş olan, yüzüne bakılmayan arabesk dönemine denk geldim. Alternatif müzikler öne geçmişti. Karadeniz müziği furyası vardı örneğin.

- Bu arada hayatınızı nasıl kazanıyorsunuz, nerede kalıyorsunuz?
- İkinci, üçüncü sınıf yerlerde çıkmamak gibi çabam vardı. Yazlık mekanlarda sahneye çıkıp biriktirdiğim paralarla kışın idare ettim. 2011'de Aşk Ne Demek Bilen Var mı? albümünü çıkardım. Albümdeki 13 şarkıdan 10 şarkının müziği bana ait. En güzel hitlerim o albümde.

- Sıkıntılı geçen dönemde yaptığınız şarkılar bunlar değil mi?
- 2001-2011. İlk albümümle ikincisi arasında 10 yıl ara verdim. O dönemde dört duvarın arasına kapanıp şarkı yaptım. Yüzlerce şarkı yazdım. İnanılmaz sıkıntılıydı. Vazgeçip dönmeyi bile düşündüm. Ama aşkla bağlıyım müziğe. Bu iş için yaratıldığımı düşündüğüm için vazgeçmedim bu yoldan. Daha da hırslandım. Kanallar kapıyı kapattığı dönemde, düzenlediğimiz arabesk geceleri başarıya ulaştı. Benim de vaktim geldi, önümdeki perdeler açıldı.

- Size bu camiada en çok kim yardım etti?
- Beni İstanbul'a getiren asker arkadaşım, abim TRT saz sanatçısı Yaşar Taner. Evinin kapısını açtı, bu yolda yürümem gerektiğine inanan oydu.

- Şimdi gurur duyuyordur sizinle..
- Duymaz mı? Harbiye Açıkhava konserinde beni gözleri dolarak izledi.

- Kuliste "Müzik tesadüfen başarılmaz" dediniz. Nedir başarıyı getiren?
- Müzik Allah vergisi. Yaradılışında, içinde, ruhunda var oluyor. Kimisinde ise şöhret hevesi vardır. Yola öyle çıkar. Sırf şöhret için girdiyseniz bu işe mutlaka başarısızlıklarla karşılaşırsınız. Başarı tesadüfen gelmiyor. Emek vermeden olmaz. "Tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz" denir. O yollarda iziniz, emeğiniz olacak.

PARDON TANIYAMADIM!

Yolda bana "Aaa Serkan Abi" diye seslendiklerinde "Kusura bakmayın tanıyamadım" diyorum. Hâlâ şöhrete alışamadım. Zaten benim için çok şey ifade etmiyor. Samimi bir insanım. Beni seven, sevmeyen bütün insanlara bir kardeş, dost, karşımdakine verdiğim insan değeriyle bakıyorum. Şöhret insanlar tarafından bize verilen bir sıfat. "Şöhret ateşten bir gömlek" denir. İnsan kendimi bildiği sürece onu yakacak ne bir ceket ne de gömlek vardır. Ben mütevazılığımla devam ediyorum. Bunu bilinçli olarak da yapmıyorum, içimden böyle geliyor.

AİLE SAADETİ ÖNEMLİ

- Evlisiniz, bir de çocuğunuz var. Oğlunuz Çağan şarkılarınızı dinliyor mu?
- Dinliyor. Klibim yayınlandığında beni taklit ediyor. Tam küçük Serkan Kaya. İki buçuk yaşında. Çok tatlı ve çok yaramaz. Son zamanlarda mikrofon aldık, sürekli onunla geziyor.

- İşteki başarının yanında aile saadeti de önemli değil mi?
- Evet, aile saadeti çok önemli. Evde olduğum dönemlerde zamanımı aileme ayırıyorum. İş zamanında da konsantrasyonumun bozulmaması için tamamen işime adapte oluyorum.

Yüzüğüm uğur getirdi, sesim daha da açıldı

- Umreye bu sene mi gittiniz?
- Üç-dört yıldır niyetliydim. Bu sene kısmet oldu. Yıllardır büyüklerimiz bize İslamiyeti, peygamberimizi anlatırlar, yıllardır duvarlarımızda Kabe'nin resmini görürüz. Ama bu tabloyu yerinde görmek çok farklı bir hazdı. İnsanın inancını daha da pekiştiriyor. Geri dönmekte çok zorlandım. Beni çok etkiledi, çok mutlu oldum.

- Yüzüğünüzü de oradan aldınız değil mi?
- Evet, birkaç tane yüzük aldım, Kabe'ye sürdüm. Geçen Bostancı Gösteri Merkezi'nde ilk olarak taktım. Uğur getirdi, sesim daha da açıldı.

MESELE SEVDASI BİTMEZ

Mesele şarkısını ilk yazdığımda "Kesin halkın diline düşecek" dedim. Nasıl İbrahim Tatlıses'in Ayağında Kundura'sı varsa benim de Mesele'm oldu. İnsanlar sevdi. Görünen o ki ömrüm boyunca bu şarkıyı söylemediğim hiçbir sahnem olmayacak.

ARKADAŞINA GÖNDER
"İstanbul ne tarafta? Bana tabelayı gösterin"
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz