X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Onlar İstanbul âşığı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Onlar İstanbul âşığı

  • Giriş Tarihi: 6.2.2016
Onlar İstanbul âşığı
Onlar İstanbul âşığı

Türkiye'ye yerleşen yabancı sanatçıların sayısı her geçen gün artıyor. Şehrin büyüsüne kapılıp gelenler sanat hayatını da renklendiriyor

Herbirinin şehre geliş hikâyesi ayrı. Kimi tesadüf sonucu gelmiş, kimi isteyerek. Dört yıl önce İstanbul'a yerleşen de var, bir yıl önce gelen de. İstanbul'un tarihi semti, çok kültürlülüğünün sembolü olan Balat'ı mesken edinen de var, Kadıköy'ü tercih eden de. İstanbul'da yaşamaya karar veren yabancı sanatçıların sayısı da her geçen gün artıyor. Bu durum İstanbul'un sanat hayatına da yansıyor. Sergiler açıyorlar, ülkelerindeki diğer sanatçı arkadaşlarının İstanbul'a gelmesine aracı oluyorlar. İstanbul'da yaşayan sanatçılardan İtalyan, Fransız, Alman, Suriyeli, İspanyol, Kanadalı sanatçılar Etiler'deki O'Art'taki Multiple Existences isimli sergide bir araya geldi. Biz de sergide eserleri bulunan İtalyalı Marco Veronese, Almanyalı Jenny Eichler, Suriyeli Ali Omar ile O'Art'ta bir araya geldik. İstanbul ile yollarının nasıl kesiştiğini ve sanat hayatlarını konuştuk.

HABERİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN


YA ÖLMEM YA ÖLDÜRMEM GEREKİYORDU

Ressam Ali Omar (29) Suriyeli. Bir yıldır İstanbul'da. Resim yapmaya çocukken başlamış. Orta halli bir ailenin çocuğu olan Omar, köyünde malzeme bulamadığı zamanlar sıvı yağla resimler yaparmış. Büyüdüğünde ise Şam Üniversitesi'nde resim bölümünü kazanmış. Ailesi, iş-güç sahibi olmak varken neden güzel sanatları tercih ettiğine bir anlam verememiş. Suriye'de savaş başladıktan sonra köyüne dönmüş. Güvenli bölgede olsa da savaşın etkisiyle İstanbul'a yerleşmeye karar vermiş. "Daha fazla kalamadım Suriye'de. Orada kalmak için ya öldürmen ya da ölmen gerekiyordu. Bundan dolayı İstanbul'a geldim" diyor. Şu an Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'nde de yüksek lisans yapıyor. Balat'a yerleşmiş. Eski ve tarihi bir semt olması onu çok etkiliyor: "Balat'ta da pek çok kültür var. Bu beni motive ediyor. Her şehrin bir ruhu var. İstanbul da bir sanatçı için çok renkliliği bir arada barındıran bir konumda. Bu insanı değiştiren bir özellik..." diyor. Omar son dönemde yabancı sanatçıların İstanbul'a daha çok geldiğini düşünüyor ve bu şehirde yaşamanın resimlerini nasıl etkilediğini anlatıyor: "Eserlerimin konusunu değiştirmedim. Aynı konuları işliyorum ama daha fazla renk kullanıyorum. Renklerin tonu daha çok artıyor. Eskiden daha çok harmoni vardı, bir kontrast vardı, artık şekil, zemin daha çok belli oluyor."

BU ŞEHRİN ENERJİSİ BENZERSİZ
İtalyan çağdaş sanatçı Marco Veronese (54) dünyada pek çok yeri gezmiş, birçok kültürle tanışmış. Ülkesinde ve dünyanın çeşitli yerlerinde birçok sergi açmış. Hayatı ise dört yıl önce İstanbul'da açacağı ilk sergisinden sonra değişmiş. İstanbul'a âşık olmuş. İtalya'ya döndükten bir hafta sonra ise İstanbul'a yerleşmeye karar vermiş. Şu an ise Teşvikiye'de yaşıyor. İstanbul'a gelme kararı verdiği günleri şöyle anlatıyor: "İstanbul'un enerjisi tek ve benzersiz. Bu enerji o kadar güçlü ki âşık oldum şehre. İlk geldiğim hafta kimseyi tanımıyordum ve yalnızdım. Tek başıma apartman dairesi aramaya koyuldum, üç hafta içinde de hayatım tamamen değişti. Dünyadaki birçok kişi sanat açısından İtalya'ya giderken ben İstanbul'a geldim. Hayatımda hep her şeyin tam tersini yaptım. İstanbul'a geldiğim ilk yıl fark ettim ki hepimiz birbirimize bağlıyız. Burada yaşamaya başladığımdan beri Boğaz'ı her görüşümde tüylerim diken diken oluyor. Herkesin kendine ait bir yolu vardır, yapmaları gereken sadece bu yolu bulmaları. Aşk için çılgın şeyler yapmıyorsak başka ne için çılgın şeyler yapabiliriz ki?" Sanatçı Avrupa ve İtalya'da Türkiye'ye karşı olan önyargıdan ise şöyle söz ediyor: "Türkiye'ye karşı önyargılıyız. İstanbul aslında New York gibi ama İstanbul'un bir ruhu var. Bu şehir bakış açımı değiştirdi, dünyayı farklı görüyorum artık. Zaten çalışmalarımın felsefesi de insanları düşünmeye itmek." İtalya'daki arkadaşlarının da son dönemde İstanbul'a gelmeye başladıklarını heyecanla paylaşıyor sanatçı: "İstanbul'a gelmek New York'a göre daha kolay. Önyargı olmasa daha çok gelecekler. Gelmedikleri için tanımıyorlar ve benzersiz bir şehir olduğunu ancak geldiklerinde anlayabilirler. Gelenler ise şehirden inanılmaz etkileniyor."

YENİ KEŞİFLER İÇİN BURADAYIM
Heykel sanatçısı Jenny Eichler (33) Alman. Soğuk savaş döneminde Doğu Almanya'da büyümüş. Çok fazla seyahat edemedikleri için annesi hep 'Dünyayı keşfetmen gerekiyor' dermiş. Eichler: "Doğu Almanya yıkıldıktan sonra hayallerimizi gerçekleştirdik. Örneğin 17 yaşında Brezilya'ya gidebildim. Farklı kültürleri görmek ve deneyimlemek için çok seyahat ettim" diyor. 2010'da da Almanya'da sanat bölümünde okurken kazandığı bursla yolu İstanbul'a düşmüş. Kadıköy'de üç ay kalıp döndükten sonra bu sefer Mimar Sinan Üniversitesi Heykel Bölümü'ne Erasmus öğrencisi olarak kayıt olmuş. 2012'de Almanya'ya dönmüş ama 2 yıl sonra İstanbul'a geri gelmiş: "Kaldığım şehir Düsseldorf'tu. Ancak beni oraya bağlayan hiçbir şey yoktu. 'İstanbul'a neden ikinci bir şans vermeyeyim?' dedim kendi kendime. Burada arkadaşlarım vardı. Türkçeyi de çok sevdim. Öğrenmeyi devam ettirmek istedim. Sonrada İstanbul'a yerleştim." Sanatçı, Kadıköy'deki atölyesinde çalışmalarını sürdürüyor ve yaşamını şöyle anlatıyor: "Buradaki kültürel alt yapı doğrudan sanatımı etkilemedi ama heykellerimle enstalasyonlar da gerçekleştirdim. Bugüne kadar İstanbul'da dört sergi açtım. Çok sevdim İstanbul'u. Zaten sanat yolculuğunuzu yeni bir şehirde keşfediyorsunuz. Böylece daha güçlü oluyorsunuz. Her şey öğretici oluyor. Bunu kendi ülkemde deneyimleyemezdim. Sanat yolculuğumunda yeni keşifler elde etmek için buradayım. Yabancı olduğunuz bir ülkede dil öğrenmek, şehrin güzelliklerini ve zorluklarını yaşamak sizi daha güçlü bir insan haline getiriyor. Bu sanatımda da etkili. Bir ülkede yaşamaya başladığınız zaman eskiden düşündüklerinizi unutuyorsunuz. İstanbul'a ilk geldiğimde bursum olduğu için zorlanmadım ama dört ay Kadıköy'den başka yere gitmedim. Avrupa yakasına birkaç ay sonra geçebildim. Ama sonrasında GPS ile İstanbul'u keşfe çıktım."