X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Paha biçilemez enstrümanlar sahnede yaşıyor
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Paha biçilemez enstrümanlar sahnede yaşıyor

  • Giriş Tarihi: 6.2.2016
Paha biçilemez enstrümanlar sahnede yaşıyor
Paha biçilemez enstrümanlar sahnede yaşıyor

Borusan Quartet'le, iyi bir müzisyenin çok özel enstrümanlarla neler yapabileceğine tanık oluyoruz. 250 yıllık tarihe sahip nadir bulunan bu enstrümanlar, Türk müzikseverler için büyük bir şans. Çünkü benzerleri dünyada sadece müzelerde sergileniyor

Borusan Quartet, dünyanın sayılı quartetlerinden. Ön bilgi olarak Quartet'in 'dörtlü', Borusan Quartet'in de, 'yaylı çalgılar dörtlüsü' anlamına geldiğini hemen paylaşmalıyız. Kurulduğu günden beri birçok başarılı işe imza atan grup, ünlü perküsyon sanatçısı Burhan Öçal'la birlikte de muhteşem bir performans sergiledi. Çok sayıda uluslararası festivalde farklı orkestralarla sahne alıp sayısız altın madalya kazanan bu dörtlüye diyecek sözümüz yok. Ancak 240 ile 354 yıllık geçmişe sahip enstrümanları hakkında çok şeyler söyleyebiliriz.

MÜZELİK ENSTRÜMANLAR

Borusan Quartet'ın Burhan Öçal'la verdiği muhteşem konseri izliyoruz. Konser arasında müzisyenler, enstrümanların geçmişi hakkında bilgi verince, bir anda kendimizi tarihsel ve sanatsal bir derinliğin içinde buluyoruz. Çünkü kullandıkları enstümanların benzerleri dünyada sadece müzelerde sergileniyor. Borusan Quartet, iki keman, bir viyolonsel (çello) bir de viyoladan oluşuyor. Birinci kemanda Esen Kıvrak, ikinci kemanda Olgu Kızılay, viyolada Efdal Altun, viyolonselde ise Çağ Erçağ yer alıyor. Esen ve Olgu, iki kemanı Maggini Vakfı işbirliği ile kullanıyor. Viyolonsel müzisyeni Çağ'a, viyola ise müzisyeni Efdal'ın kendisine ait. Bu noktada, İsviçreli Maggini Vakfı, benzerlerinin müzelerde sergilendiği bu çok enstrümanları, doğru müzisyenlerle buluşturulmasını sağlıyor. Çünkü koleksiyonerlere ait bu enstrümanların yıpranmaması için kullanılması gerekiyor.

AKUSTİK HARİKASI

Gelelim, yapım tekniği ve tarihsel gelişimiyle bu çok özel enstrümanların hikayelerine. Ama öncesinde bazı bilgileri paylaşmakta fayda var; 'Yaylı çalgıların bugünkü şekli Milano'ya yakın bir kasaba olan Cremona'daki ustalarca verilmiş. O nedenle bu küçük kasaba, dünyaca ünlü yaylı çalgıların anavatanı olarak kabul edilmiş. Bu ekol bugün de hala devam ediyor. Cremona ekolünü başlatan isim ise Andrea Amati. Torunu Nikolai Amati ise ekolü geliştiren isim. Ayrıca Antonio Stradivarius ile Petrus Guarnerius isimleri de aklınızın bir köşesinde bulunsun. Çünkü bu isimler, yaylı çalgıların tarihteki en iyi ve ilk ustaları. Cremona ekolüne göre, enstrümanların sırtı akça ağacı, ön tablası ise ladin çamından üretiliyor. Ancak bu enstrümanların en önemli özelliği çok uzaklara bile sesinin rahatça gitmesi ve akustik olmaları.

ASIRLIK MAZİLERİ VAR

Esen Kıvrak'ın kemanı, 1776 Lorenzo Storioni yapımı çok özel bir çalgı. Stroioni'nin en iyi döneminde yaptığı bir eser. Olgu Kızılay'ın kemanı, Maggini Vakfı'na, Segelman Koleksiyonu'ndan katılmış. Gerhard Segelman ise, ikinci dünya savaşında bu enstrümana sahip olmuş. Bu keman çok özel. Çünkü Cremona ekolünü başlatan Andrea Amati'nin torunu Nikolai Amati tarafından 1662 yılında yapılmış. Dünyada sayıları ise ya üç ya beş.

ÇATI KATINDAN ÇIKAN ÇELLO
Çellist Çağ Erçağ, iyi bir çelloya sahip olmak için uzun süre çaba göstermiş. Son olarak İsviçre'de yaşayan çellist bir arkadaşıyla Zürih'te çatı katındaki bir atölyenin yolunu tutmuşlar ve 1740 yılı yapımı çellosuyla burada buluşmuş. Çellonun ustası ise dünyaca ünlü Petrus Guarnerius. Bu enstrüman, amatör bir kadın müzisyene de dedesinden kalmış. Dünyada sadece 12 adet bulunuyor. Efdal Altun'un müzisyeni ve sahibi olduğu viyola ise, diğerlerinin aksine yeni tarihli. Ancak o da Cremona ekolünün son yapımcılarından Stefano Conia'nun koleksiyonunda bulunan özel bir parça.

TARİH VE SANAT BİR ARADA
Özel kemanıyla performansını sergileyen Olgu Kızılay, Londra'daki çalgı müzesinde kendisinin kullandığı benzeri bir kemanı camekânların arkasında gördüğünü hatırlatarak, 'Bu beni çok duygulandırıyor. Tarihle beraber olmak başka bir diyarlara götürüyor insanı' dedi.

YA MÜZEDE YA BİZDE
Efdal Altun ise, 'Bu nadide parçaların kimisi müzede, kimisi koleksiyonlarda, kimileri de bizim gibi müzisyenlerde' diye konuştu.

ENSTRÜMANLARIN FERRARİSİ
Çellist Çağ Erçağ ise, sahibi olduğu 270 yıllık çelloyu almasında Yüksek Mimar ve Fotoğraf Sanatçısı Ahmet Ertuğ'un katkısının bulunduğunu da hatırlatarak, 'Kullandığımız çalgılar, enstrümanın Ferrarisi gibi. Yarışa bir Ferrariyle katılmak var, bir de sıradan bir araçla' benzetmesinde bulundu.

BU SAZLAR BİRER ŞANS
Esen Kıvrak da, 'Amacımız önümüzdeki notaları en iyi şekilde kullanıp, kendi karakter ve birikimimizi de katarak seyircinin kalbine dokunmak. Ülkemizde, akustik açıdan iyi olan konser salonları çok az. O nedenle bu özel sazlarla çalmak bizler için büyük bir şans' diyerek duygularını dile getirdi.