X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Ceyda Ateş: Hızlı uçarsan hızla düşersin
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

: Hızlı uçarsan hızla düşersin

  • Giriş Tarihi: 13.2.2016
Ceyda Ateş: Hızlı uçarsan hızla düşersin
Ceyda Ateş: Hızlı uçarsan hızla düşersin

Beş yaşında çocuk güzeli seçilince hayatı değişti 'in. Dokuz yaşındayken kararını vermişti: olacaktı. İşine çok emek verdi ama işinden çok hep özel hayatıyla konuşuldu. Bu kadar göz önünde olunca haliyle çok da eleştirildi. Hatta son yıllarda yaptığı işler özel hayatının gerisinde kaldı. Ateş artık akıllandığını ve işiyle konuşulmak isteğini söylüyor ve yaşamdan çıkardığı dersi şöyle özetliyor: "Ne kadar uçarsanız, o kadar hızla yere çakılırsınız!"

Beş yaşında katıldığı güzellik yarışmasında 1. olunca hayatı başka türlü akmaya başladı. Dokuz yaşına geldiğinde mesleğini çoktan seçmişti: olacaktı... Öyle de oldu. Bugün 28 yaşında, genç başarılı bir oyuncu. Yani tam anlamıyla izleyicinin gözünün önünde büyüdü. İşine çok emek verdi: Bale, binicilik, oyunculuk dersleri aldı. Hala da kendisini yetiştirmeye devam ediyor, durmaya niyeti yok. Fakat hep özel hayatıyla gündeme geldi . Buğra Toplusoy'la yaşadığı ilişki hayatına damga vurmuş gibi. Genç oyuncu özellikle ilişkisine yönelik çıkan haberlerden rahatsız. Tam da bu nedenle özel hayatıyla ilgili konuşmama kararı aldığını söylüyor. Sorulara: "Mutluyum, her şey yolunda" diye cevap veriyor. Buğra Toplusoy'la ilişkisi devam ediyor. Ceyda Ateş, bir zamanlar büyük hatalar yaptığını ve her söylenene cevap verdiğini ama akıllandığını söylüyor: "İlk başlarda çok ciddiye alıyordum. Milyonlar izliyor sizi ve önyargılı yaklaşabiliyorlar. Bunlar beni çok huzursuz ediyordu. Sürekli açıklama çabasına giriyordum ve iş büyüyordu. Artık takmıyorum" diyor. Biz de Ceyda Ateş'le oyunculuğunu, hayatını, çocuk yaşta sektörde yer almanın zorluklarını konuştuk. Elbette sorular dönüp dolaşıp aşka geldi.

- Özel hayatın çok yazılıp çizildi, başka bir konudan başlayalım sohbete... İşine dair en büyük hayalin ne?
- En büyük hayalim beyaz perdede çok ağır bir dram oynamak. Savaşçı bir kadını, şizofren bir kadını oynamak çok isterim. Yani uç karakterler ilgimi çekiyor. Günün birinde bunu başaracağım.

- Neden bu uç roller seni çekiyor?
- Çocukluğumdan beri daha zor olan şeyleri başarmayı sevdim. İnsanların korktuğu şeyi yapardım, çok cesaretliydim. Black Swan filmini izlediğimde, oradaki şizofren balerin karaktere çok imrendim. Böyle bir karakter canlandırmak en büyük hayalim... Bir de Zeyna var... At üstünde, savaşcı... Böyle roller insanı çok yükseltiyor. Kötü kadın, iyi kadın oynamak elbette emek gerektiriyor ama diğerleri beni daha çok cezbediyor.

- Kötü kadını çok iyi oynadım ama...
- Jennifer Aniston'ı hem dramda, hem komedide görüyorsunuz. Türkiye'de biri kötüyü oynadığında o üstüne yapışıyor. Ondan sonra gelen senaryolar hep o yönde oluyor. Denemiyor bile kimse "Acaba bu kız iyi bir kadını nasıl oynar?" diye... Ama ben onu kırdım neyse ki... Bana inandılar ve ben o üzerime yapışan rolden sonra iyi bir kadını, köylü bir kızı canlandırdım. Düşünün Feriha'da sürekli makyajlı, mini etekli bir kızdım... Evlerden Uzak dizisinde bambaşka bir kızdım, saçlarım koyuya boyandı ve çok iyi tepkiler aldım. Ardından daha da uca gittim ve Yılanların Öcü'nde Zelda karakteriyle bir köylü kızı oynadım. Başörtülü, şalvarlı, sıfır makyaj gezen bir kız... Pudra dahi sürdürmüyordum. Bu projede ispatladım artık kendimi. İnsanların denenmesi lazım. Tamam hepimiz belli rollerle çıkış yapıyoruz ama üzerimize yapışmaması lazım. Yapımcıların karşısına gittiğimde hep "Türklere göre çok Avrupaisin" cevabını alıyorum. Yurtdışına gittiğimde, "Bizler gibisin, yerel özelliğin yok" diyorlar.

- Beş yaşından beri sektörün içindesin. Avrupa'da küçük yaşta bu işe girenler çeşitli travmalar atlattı. Sende durum ne?
- Dokuz yaşımdaydım, bale, binicilik, yabancı dil, tiyatro ve normal okul bir arada gidiyordu. Ailem konusunda çok şanslıyım, babam bana her şeyi gösterip anlattı ama tercihlerime saygılı oldu. Arkamdaydı ama sırtımda baskı değildi. Hep emin adımlarla yola devam ettim, küçük yaştan itibaren planladım hayatımı. Kendi geleceğimi düşündüm. Sonuçta çocuktum ve uçlara kayabilirdim, ego zehirlenmesi geçirebilirdim. Ne kadar uçarsanız hızlı çakılırsınız yere. Kimse o kadar havaya girmemeli. Bunu öğrendim yıllar içinde. Küçüktüm ama çok usta oyuncuların elinde büyüdüm. Fatma Girik mesela... Hâlâ onunla konuşurum ve öğütler alırım.

- Nedir en büyük öğüdü sana?
- Bana hep insanlığı öğretti. Sen ne kadar üst seviyede olursan ol, karşındaki insanla aynı seviyedesin. O saygıyı göstermelisin derdi. Set disiplinini, arkadaşlığı öğretti. Büyüyorsunuz zamanla. Bu işin içindeyim ama bir o kadar gerisindeyim. Bugüne kadar kimse beni gece yarısı abuk subuk hallerde görmemiştir. İşimi yapıp evime gelip kendi hobilerimle ilgilenmeyi istedim.

- Baban, annen ne iş yapıyor?
- Annem prenses gibi yetişmiş bir kadın. Babam ticaretle uğraşıyor. Ama bu sektörden çevreleri geniş. O yüzden benim için çok kolay oluyor her şey... Zaten yarışmaya da o vesileyle girdim. Neşe Erberk'in düzenlediği bir çocuk güzeli yarışmasıydı. Babamın bir müşterisi illa yarışmaya girmemi istemiş. 5 bin çocuk arasından seçildim. Altı yaşımda bir dizide oynamıştım.

- Hatırlıyor musun o günleri?
- Yarışmayı değil ama sonrasındaki yılları hatırlıyorum, dizilerde oynamaya başladım, kendim ezber yapıyordum. Dizide oynuyormuşum gibi gelmiyordu sanki bir hayal dünyasında gibiydim. Lahana bebeklerle oynayıp rol yapıyordum. Türkan Şoray'a anne demem gerekiyordu, "Benim annem var" dediğimi hatırlıyorum.

- Bale yapmışsın. At biniyorsun... Bunlar ne kattı sana?
- 12 yıl bale yaptım, binicilik devam ediyor. İnsanlar bunları çok bilmiyor ama. Jokeyler gibi binerim ata. Atla istediğim her şeyi yapabilirim. At ve bale ruhumu dinlendiriyor. Bana verilen yetenekler bunlar. Canım sıkıldığında müzik açıp kendi kendime dans ederim. Beni sakinleştiriyor. Atsa en özelim. Canım sıkıldığında gider dört nala koştururum atı ve gerginliğimi atarım. Kimisi koşarak rahatlar, kimi bir yeri yumruklar, ben at biniyorum.

- Herkesin oyuncu olmak istediği bir dönem bu. Rekabet ürkütmüyor mu?
- Yetenekli insanlara lafım yok. Onlar keşfediliyor. Birçok insan bu kadar eğitim almış, okumuşken bir anda biri pohpohlandığında bu herkese haksızlık ve saygısızlık oluyor. Bu sektör gül bahçesi değil sonuçta.