Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Ben bir terzisiyim

Giriş Tarihi: 14.5.2016
Ben bir müzik terzisiyim

20 yıllık kariyerinde dibi de gördü zirveyi de. , yorumculuğu kadar besteci yönüyle de tanınıyor. “Hiçbir şarkı için ‘Vah ben nasıl okumadım’ demedim. Çünkü kendi ellerimle, seve seve verdim” diyor

"Demet Akalın'ın yeni albümünde bestelerim var. Ebru Gündeş ve Funda Arar'ın albümlerinde de üçer bestem yer alacak. Aşkın Nur Yengi de yeni albüm yapıyor. Orada da bestem olacak." Dikkat ettiniz mi, cümlelerde Türkiye'nin en iyi seslerinin bahsi geçiyor. Hepsi iddialı. Yepyeni şarkılarıyla önümüzdeki dönemde karşımızda olacaklar. Ortak noktaları ise . Tepe usta bir yorumcu olmasının yanı sıra sektöründe besteci ve söz yazarı kimliği ile de tanınıyor. Birçok hit şarkıda imzası var. Türkan, Araf... Liste uzun... Kendisiyle buluştuğumuzda stüdyosunu yani 'sihrin gerçekleştiği' yeri geziyoruz önce. Okumalarını yaptığı odayı gösteriyor. Sonra bilgisayarının yer aldığı bölümü. Ödülleri için özel bir raf oluşturulmuş. Arka tarafta küçük bir bahçe var. Çölde vaha gibi. Şehrin tüm karmaşasını unutturan... Sohbetimizi de burada gerçekleştiriyoruz.

- Bir şarkı yaptınız, hit olacağını da biliyorsunuz. O şarkıyı başkasının okumasına gönlünüz nasıl razı oluyor? Ego nasıl devreden çıkıyor?
- Ego bende olmayan bir şey. Bestelediğimde şarkının elbette hit olacağını görebiliyorum. Ama bu işler nasip, kısmettir. Hiçbir şarkı için "Vah ben nasıl okumadım" demedim. Çünkü kendi ellerimle, seve seve verdim. Başka insanlarda olmayan farklı bir şey var demek ki bende. Paylaşabilme arzusu, isteği. O alanda da iddialı bir duruş sergilemeye, özel seslerin bu şarkıları okumasına olan hevesim, isteğim var. Akılsızlık etti, okumadı gibi bir durum yok yani.

- Müzisyenlere besteleri okumaları sırasında da yardımcı oluyor musunuz?
- A'dan Z'ye her aşamada yanlarında olmaya çalışıyorum. Demet'te aranjör Erhan Bayrak'la birlikte çalıştık. Ebru Gündeş de Araf'tayımın arajmanında bana güvendi. Okumayı da birlikte yaptık. Bir şarkıyı verdiğimde sırtımı dönüp gidemem. Çünkü altında imzam var. Değerli bir imza bu.

- "Hissetmediği şarkıyı söylemez" diyorlar sizin için...
- Söylemem, evet. Burada asıl konu şu: Dinleyici şarkılarınızda ne buluyor? Kilit nokta samimiyet. Siz kendinizi bir söz yazarı olarak değerlendirin. Bana bir söz yazın ve getirin. Ben onun içten olup olmadığını hissedebiliyorum. Çünkü bestelemeye başladığımda bir yerde tıkanıyorsam o cümlede duygunun dışına çıkıldığını, sözlerin kıtayı kurtarmak için yazılmış olduğunu anlıyorum, hissediyorum. Bu Allah'ın bana bir lütfu. Dinleyicimle aramdaki mesafeyi kaldıran, beni sıcak kılan da işte o kalp gözüm.

BEBEĞİN GÜLÜMSEMESİ GİBİ

- Sizi müzikte en çok ne heyecanlandırıyor?
- Yeni ve daha üzerinde bir tane bile toz zerresi olmayan gıcır gıcır, sıfır bir melodi heyecanlandırıyor. Çünkü o fikirle başlıyor her şey... Bir bebeğin ilk gülümsemesi gibi...

- Peki hangi isimler şarkılarınızı aynı heyecanla söylüyor?
- Bazen hayalinizdeki okumayı duyamayabiliyorsunuz. Ama o noktada pek bir şey yapamıyorum. Allah'tan çok iyi solistlerle çalışıyorum, şanslıyım. Bir de beste yapmak elbise dikmek gibi. Müzik terzisiyim ben. Bestemi, okuyacak kişinin üstüne oturacak şekilde yapmaya çalışırım.

- Geçmişe yönelik değerlendirmelerinizde kariyerinizi ikiye ayırıyorsunuz. Bir kırılma noktası var. Hiç umutsuzluğa düştüğünüz oldu mu?
- Olmayacak bu iş dediğim olmadı ama olmayacak mı acaba korkusu içime düştü. 2005 öncesi kısır bir dönemdi. Üretimim ve iş hayatım açısından. Bir sonraki albüm için zemin de oluşmamıştı. Yollar kapalıydı.

- O yollar nasıl kapanıyor? Sonuçta siz Türkiye'deki sayılı yorumculardan birisiniz...
- Ben de inanamamıştım. Her şey sebepli bence. Sevdiğim bir yaklaşım tarzı vardır: "Hayır gibi görünür ama şerdir, şer gibi görünür ama o bir hayırdır." Bana daha azimle ve daha yüksek tempoyla çalışmayı, hedefler koymayı öğretti o süreç. Sonrasında oturup Yürü Yüreğimi söz ve müziklerini yazarak hazırladım. Hakkı Yalçın'ın da bir sözü vardı o albümde, hediye ettiği. Allah yardımcı olarak bana Hakkı Abi'yi gönderdi.

İKİ GÖKHAN VAR

- Dibi gördünüz diyebilir miyiz?
- İş hayatında da öyledir. Zemine kadar düşeceksin. Toprağı öpmeden yükselemezsin. Ben de dibi gördüm, sonra güçlenerek yükseldim. Çok şükür o günden sonra tüm prensiplerimi, güç dengelerimi, hayata bakış açımı doğru oluşturdum. Dibi görmek kötü değildir, iyidir. Bir tarafta naif, kırılgan güçsüz Gökhan. Diğer tarafta güçlenmiş, donanmış, daha prensipli, daha çalışkan hale gelmiş bir Gökhan.

- Çevrenizi dinler misiniz?
- Eleştiri kıymetlidir. Bir şeyi eleştirirken kullandığınız kelimelerden niyetinizin ne olduğu belli olur. Yapıcı tüm eleştirilere varım.

- Anne-babanızla ilişkiniz nasıldır?
- Çok kuvvetli bir sevgi bağı var aramızda. Belli bir yaşa kadar aile sevgisini yüklenmiş olmak çok önemli. Çocukların içine sevgiyi ekmemiz gerekiyor. Büyüyecek birey olacak, ya sorunlu olacak ya sorunsuz.

- Evde müzik dinlenir miydi?
- Babam halk müziğini, annem sanat müziğini severdi. Çocukluğumdan itibaren müziğe karşı büyük bir aşk yaşadım. Besteciliğimdeki farklılığı onlara borçluyum.

- Şarkı sözü yazarken size neler ilham veriyor?
- Gündelik hayatımızda üst beynimizi kullanırız, yemek yeriz, arkadaşlarımızla muhabbet ederiz. Hayat normal akışında devam ederken birden aklınıza bir melodi, bir söz gelir. Çünkü alt beyinde sürekli bir şey üretme prensibi vardır. Hayatım boyunca sürekli kelime, melodi aradım. Beynimi ona şartlandırdım.

- Kelime aradım derken beslendiğiniz kaynaklar nedir?
- Hayatın tamamı.

- Nasıl yaşıyorsunuz hayatı?
- Gündemi takip ederek yaşamaya çalışıyorum. Toplumun her an nabzını tutmak durumdayız. Ben bugün kariyerimde 20. yılımı yaşıyorsam bu sadece şarkıyla olmadı. Benim de bir duruşum var.

O NASIL PANTOLON!

Gökhan Tepe sıkı bir Beşiktaş taraftarı. Haliyle sohbette konu Beşiktaş'a da geliyor.

- Son Beşiktaş maçını nerede izlediniz?
- Uğuruna inandığım, çok sevdiğim bir dostumla, onun Ataköy'deki evinde izledim. Kızları var beş yaşında, o da Beşiktaşlı. Ona dua ettirdik gol olsun diye, duası tuttu.

- Çarşı'ya gidiyor musunuz?
- Maçları stadda izliyorum ama Çarşı'da sık sık arkadaşlarımla oturup yemek yerim. Çocukluğumdan beri benim semtim Beşiktaş. Konservatuvara girdiğim 12 yaşından beri hayatım orada geçti.

- Süleyman Seba'yı tanıyordunuz değil mi?
- Süleyman Amca'nın hayatının son sekiz yılında kendisini yakından tanıma ve onunla iç içe olma fırsatı yakaladım. Haftanın üç-dört günü mutlaka beraberdik.

- Sizin hep koyu renk giyindiğiniz söylenir...
- Yazın renkli giyinirim. Hatta bu konuda Süleyman Seba ile bir anım var. Valideçeşme'de evine çok yakın bir restoranda olurdu sürekli. Bir yaz günü restorana girdim, üzerimde kırmızı pantolonla. Eğildim, "Süleyman Amcacım" deyip yanaklarından öptüm. Eğildi baktı bana. Bakışlarında bir donukluk vardı. Ne oldu diye sorduğumda, "Bu ne lan" dedi, "Kırmızı pantolonla gelmişsin buraya. Bunu giyme, senin gibi adama yakışıyor mu!"

- Süleyman Seba için çekilen belgeselin müziklerinde imzanız var...
- Hayatım boyunca içinde yer almak istediğim iki proje varsa bir tanesi bu belgeseldi. Süleyman Amca'nın hayatına dair bir belgeselde benim melodilerim çalıyor, gurur verici. Onu anlatacak melodiler yazmaya çalıştım.

BİR MÜZİSYEN GİBİ YAŞADIM
Birkaç yıl önce Cunda sahildeki restoranlardan birinde akşam yemeği yiyoruz. Mekanda iki ünlü isim var. Biri o dönem magazin sayfalarında sürekli yer alan, şöhretinin zirvesinde bir kadın oyuncu. Diğeri ise Gökhan Tepe. Kadın oyuncu yemeğini bitiriyor. Birkaç kişiye selam verip mekanı sessizce terk ediyor. Kısa bir süre sonra Gökhan Tepe kalkıyor ama daha restoranın kapısına gelmeden halk etrafını sarıyor. Fotoğraf çektirmek isteyenler sıraya giriyor. O zaman anlıyoruz ki şöhret halkın sevgisini kazanmanın garantisi değil. Halkın kalbine girmek için başka şeyler gerekiyor. Gökhan Tepe'ye işin sırrını sorduğumuzda şu yanıtı veriyor: "Kendiliğinden oldu galiba. Başlangıçta bunun bir formülü olduğunu ve bu formüle göre hareket etmem gerektiğini hiç düşünmedim. İçimden geldiği gibi davrandım. Çoğu kez aklımla değil, duygularımla hareket ettim. Aklımla hareket etseydim bazı kurallara riayet etmek zorunda kalacaktım. Piyasanın içinde olan, birçok enstrümanı belki de kullanmak zorunda kalacaktım. Bunlar nedir biliyorsunuz. Özel hayatı ortada yaşamak, ünlüymüş gibi takılmak, kameralardan kaçmak, bir hava yaratmak... Ben bunların dışında safiyane, daha çok duygularıyla yaşayan biri oldum. Aslında bir ünlü gibi değil, bir müzisyen gibi yaşadım. Mutluyum."

PİYASANIN RENGİ ÇİVİT MAVİ

- Şu sıralar kimleri dinliyorsunuz?
- Yeni çıkan şeylere çok açık değilim. Genelde klasikçiyim. Ama dünya müziklerini tararım, listeleri takip ederim. Justin Timberlake ve Bruno Mars'ı seviyorum. Eskiden beri Sting'ciyim. Kafası farklı beste yapmaya giden adamları seviyorum.

- Kendiniz farklı besteler yapıyor musunuz?
- Müzik yaptığımız piyasada da bir renk var onu tutturmak zorundasın.

- Nedir o renk?
- Çivit mavi. Biraz alacalı. Duyguları kaşıyan. Gerçekten heyecanlandıran ve senin de iyi bildiğin bir renk... Onun dışındaki renklere kolay kolay yanaşmıyorum. "Nasıl bir fıstık yeşili bu ya!" olursun ya duvara baktığında, onun gibi. "Nasıl bir tarz hoşlaşmadım" dersin. Hip hop ya da R&B bestesi çok yapmak istedim olmadı. Çok marjinal bir kafada olmalısın. Fenomen olabilirsin, istersen dene. Ama ben uysalımdır.

- Hedef nedir?
- Misyonum dünya müzik tarihinde en azından bir iki melodiyle, bir iki eserle yer alabilmek. Vizyonum da her daim ülkemdeki müziği ve kendimi geliştirmek.
ARKADAŞINA GÖNDER
Ben bir müzik terzisiyim
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz