İki dünya arasında bir sanat

Giriş Tarihi: 11.6.2016
İki dünya arasında bir sanat merkezi

Emlak fiyatları bire, ikiye değil beşe katlandı. İşletmeciler, kafe zincirleri semtte arayışa başladı. Cansız mankenlerin sokaklarda sürreal bir ortam yarattığı Dolapdere, şehrin önde gelen sanat merkezlerinden biri olma yolunda ilk adımları atıyor...

Sanatın iki önemli ... Biri Beyoğlu- Pera aksı, diğeri de Nişantaşı... Ama şimdilerde ikisinin tam arasında kalan Dolapdere onlara sıkı bir rakip olacak gibi görünüyor. Dolapdere denilince birçoğumuzun aklına iki şey gelir: Cansız manken satan mağazalar ve oto tamirciler... Bir de benim gibi yeme-içme meraklısıysanız meşhur işkembeci Apik ile Lazari Kozmaoğlu'nun kasabını bilirsiniz... Oysa şu sıralar semtte bir hareketlenme var. Sokaklarda çok da alışık olmadığımız bir kitle dolanıyor. Etraftaki binalardan da harıl harıl inşaat sesleri yükseliyor. Tam merkezde olmasına rağmen yaya trafiği bakımından pek de elverişli olmayan Dolapdere belki İstanbul'un en önemli sanat merkezi olamasa da önemli bir nokta olma yolunda hızlı adımlarla ilerliyor. Bunun ilk sinyalini Vehbi Koç Vakfı tarafında yaptırılan Koç Sanat Müzesi inşaatı vermişti. Müzenin inşaatı halihazırda devam ediyor. Açılma tarihi için 2017 sonu deniyor. Ama daha müze açılmadan galeriler semti mesken eylemeye başladı bile. İlk olarak Murat Pilevneli semtte bir binayı Pilevneli Gallery olarak açacağını söyledi. Tahsis ettiği üç katlı bina mimar Emre Arolat tarafından hazırlanıyor. Eylül ayı içerisinde Pilevneli Gallery, Kutluğ Ataman sergisiyle hizmete girecek. Şüphesiz sanatseverler hem müzenin hem de galerinin açılmasını merakla bekliyor. Onların inşaatı devam ederken biz semtte kısa bir tur yapalım ve Dolapdere'de neler oluyor bir bakalım. İstikamet geçen hafta kapılarını açan Dirimart... New York'lu mimarlık ofisi Studio MDA'in kurucusu mimar Markus Dochantschi tarafından tasarlanan galeri heykel bahçesi, video odası ve ofis alanlarıyla bin metrekareye yayılıyor. Galerideki duvarlar sabit değil. Dolayısıyla konumları değişebiliyor ve her sergide yeni bir düzen oluşturulmasına olanak sağlıyor. Bu arada Frans Ackermann, Haluk Akakçe, Ayşe Erkmen, Ebru Uygun gibi sanatçıların işlerinden oluşan Yüzey ve Ötesi sergisini 30 Temmuz'a kadar gezebilirsiniz. Elbette sergi gezmeye kadar gelip semti görmemek olmaz. Zira cansız mankenler arasında gezinirken kendinizi gerçekten de çok sürreal bir ortamda hissediyorsunuz. Sanki mankenler de sanat enstalasyonunun bir parçası ve tüm semt buna göre tasarlanmış hissi yaratmıyor değil.

EMLAK FİYATLARI TAVAN YAPMIŞ
Dolapdere'nin bu denli hareketlenmesinde Piyalepaşa Projesi'nin de etkisi büyük. Bu denli hareket olunca bildik markaların semti aşındırmaması da olanaksız oluyor. Ama birçok kafe ve restoran zinciri abartılı emlak fiyatlarından şikayetçi. Beş bin lira olan kiralar bu sanatsal kıpırdanmayla 25 bin liraya kadar yükselmiş durumda. Bu da şimdilik işletmecilerin gözünü korkutuyor.

BİT PAZARI VE ESNAF LOKANTALARI
Yine de keşfetmek için yerler yok değil. Ama esnaf lokantalarında fiyatlar alışık olduğumuzdan daha yüksek. Malum Araplar semti çoktan keşfetmiş. Hatta esnaf lokantalarında menüler Türkçe, İngilizce ve Arapça olarak basılmış. Yılların Apik'ini anlatmaya gerek yok. Ama birkaç farklı lokanta denemek isterseniz Pikap Lokantası'nda ya da kebap çeşitlerinin tadına bakabilirsiniz. Menüde bütün balık çeşitleri var. İstavrit, çinekop, kalkan, logos... Hepsinin İngilizcesi de birçok şık restoranın aksine doğru yazılmış. Şaşırmadan edemiyor insan. Balık çorbası, jumbo karides gibi lezzetler de var burada. Dolapdere Çarşı'da ise bit pazarına rastlıyorsunuz. Zaman zaman ilginç eski objeleri yakalama şansınız olası. Sokaklarda gezmesi biraz yorucu. Malum yokuşlar insanı yoruyor. Soluklanmak için Güllüoğlu'na uğrayabilirsiniz. Çarşı içindeki Bol Kepçe ise ev yemeklerini tadabileceğiniz bir restoran. Gece 02.00'ye kadar açık olan Mevlana Kebap'ta ise Adana'yı hiç fena yapmıyorlar. Tatlı olarak da şöbiyet ve künefe gibi iddialı tatlar var.

BAZI MEKANLAR KEŞFEDİLMEYİ BEKLİYOR
Örneğin Etiler'deki PS Lounge... Nispetiye Caddesi'nde eskiden Kahve Dünyası'nın olduğu yere açılmış. O zamanlarda gitmiş çok da sevmeden çıkmıştım. Ama önyargılı olmamak lazımmış. PS Lounge'tan içeri adım atar atmaz bambaşka bir mekandan içeri girer gibi hissettim. Mekan baştan aşağı yenilenmiş. Alt katta çocuk odası, üst katta terası, bahçesi ve VIP odaları var. Şef de La Boom'dan tanıdığımız usta bir isim: Fikri Kaya. Burası aynı zamanda nargile mekanı ama içeri girdiğinizde kokudan eser yok. iPad menülerde mekana dair her türlü detayı görebiliyorsunuz. Hatta Bodrum Marina şubesi hakkında bilgiler bile var. PS Lounge sahura kadar da açık. Üst kattaki PlayStation odalarında oyun oynarken vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Gelelim yemeklere... Bonfile pizzası çok lezzetli. Ama benim favorim çıtır karides ve mantı oldu. Zencefilli ve istiridye sosuyla pişen Asya usulü deniz levreği de tatlı tatlardan hoşlananlar için ideal. Ama ne yerseniz yiyin çilekli milföyü mutlaka deneyin.
Zorlu Center'a gelip çok da üst kata çıkanlardan değilim. Ama yıllarca favori mekanım olan Zanzibar'ın yeni şubesi hatırına çıktım. Dekorasyonu şaşırtıcı derecede iyiydi. Caddebostan şubesine bile fark atmış durumda. Ayrıca sanatı desteklemesi de ayrı bir artı konusu. Yemekleriyle Zorlu'daki favori restoranlarım arasına girdi diyebilirim. Pizzaları çok lezzetli. Ama o lavantalı creme brulee'yi sanırım her gün yiyebilirim.

YAŞASIN GASTRONOMİ FESTİVALLERİ
Gastronomi festivalleri dünyada yıllardır trend... 10 binlerce insan yemeğin peşinden dünyanın bir ucuna gidiyor ve deyim yerindeyse tatilini yiyip içip geçiriyor. Bizde de son yıllarda benzer festivaller düzenlenmeye başlandı. Gerçi birçoğu fazla kalabalık ve yanlış organizasyondan sınıfta kaldı. Geçen hafta ise Marmaris'in Selimiye Köyü'nde Food and Travel Gastro Weekend by San Pellegrino düzenlendi. Gezinin mottosu 'Global lezzetler, yöresel malzemeler' oldu. Selimiye'de yörenin malzemeleri dünyaca ünlü bir şefin; Rudolf van Nunen'in ellerine emanetti. Selimiye köyünden toplanan malzemelere Güney ve Kuzey Kore arasında silahsızlanmanın olduğu DMZ bölgesinden toplanan siyah soya fasulyeleri, Japonya'dan gelen yosun cipsleri eşlik etti. Menüde ahtapotlar, siyah yaz trüfüyle hazırlanan makarnalar, yeşil çaylı dondurmalar... Tüm bu güzel yemeklere bir de Selimiye'deki ufak Melek Hotel'in ev sahipliği eşlik etti. Sonuç mu? Bol kalorili ama gerçekten denemesi gereken bir hafta sonuydu... Tüm dünyada gastronomi tatillerinin yükselişi devam ederken bizde de çok yakında benzerleri Türk şeflerle yabancı ülkelerde yapılacakmış. Şahsen merakla bekliyorum... O halde yaşasın gastro tatiller!
ARKADAŞINA GÖNDER
İki dünya arasında bir sanat merkezi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz