Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Seslerinden tanıdıklarımız

Giriş Tarihi: 25.6.2016
Seslerinden tanıdıklarımız

Spor bu yaza damgasını vuruyor. Uzun ve sıcak günlerde evlerimizin en önemli misafirleri de maç anlatan spor spikerleri. Böyle olunca aklımızdaki soruları deneyimli spikerlere sorduk, onlar bu kez maç yerine kendilerini anlattı

Üç dört nesil sesleriyle büyüdü. Onlarla üzülüp onlarla sevinçten havaya uçtuk. Kimler mi? Tarihi maçlara sesleriyle damga vuran spor spikerleri. Basketbol ligi yeni bitti. Avrupa Futbol Şampiyonası, Copa America, sonrasında olimpiyatlar... Bu organizasyonlar milyonları ekran başına kilitlerken biz de bu önemli karşılaşmaları aktaran spikerlerle konuştuk. Yalçın Çetin milli maçta sevinçten sekiz kez "Semih!" diye bağırmasıyla, Murat Murathanoğlu sporcuları soyadları ile anlatmasıyla, Orhan Ayhan topa meşin yuvarlak demesiyle, Ender Bilgin ise İngiltere'ye atılan tarihi tek golü anlatmasıyla hafızalara kazındı. Tabii spor spikerliği denince Halit Kıvanç, Tansu Polatkan, İlker Yasin, Ümit Aktan, Kenan Onuk hatta onların hocalarından Muvakkar Ekrem Talu, Pertev Tunaseli, Necati Karakaya, Murat Ünlü'nün de olduğu bazı isimleri hatırlatmadan olmaz...

YALÇIN ÇETİN (TRT):

BİR CÜMLENİZLE İNSANLARI SOKAĞA DÖKEBİLİRSİNİZ
Ankara'da önemli bir seslendirme stüdyosunda hobi olarak seslendirme yapmaya başladım. Hayalime ise, TRT'nin spor spikerliği sınavını kazanarak kavuştum. 23 yıldır maç anlatıyorum. TRT'ye başladığımda, doktorların Hipokrat yemini gibi ben de kendi kendime tarafsızlık yemini ettim. Çünkü herhangi bir kulübe yakınlığınızı hissettirdiğinizde, dünyanın en önemli cümlesini kursanız bile, bir grup, sizin falanca takımlı olduğunuzu düşünerek o cümlenizi kale almayacaktır. Bugüne kadar bin 500 maç anlattım, çoğu futbol. Özellikle tüm 'nin kilitlendiği, tarihi zaferler elde edilen, 2002 Dünya Kupası Çeyrek Finali'nde - Senegal maçı ile EURO 2008'deki -Hırvatistan maçlarını anlattığım için kendimi şanslı addederim. Bu tarihi maçlara hayat vermiş olmanın manevi hazzını iç dünyamda bugün bile yaşarım. Böylesi maçları izlerken siz neler hissediyorsanız biz de aynı şeyleri hissediyoruz. Tabii ki sevinçten gözyaşı döktüğümüz ya da üzüldüğümüz anlar da oldu. Türkiye-Senegal maçında İlhan Mansız'ın attığı golle, Ömer Üründül'le sarıldığımız, mikrofonların birbirine karıştığı anı unutamam.

SES TONUNUN GÜZELİĞİ YETMEZ
Bir maç anlatımında, pozisyonla senkronize gitmelisiniz. Temposuzsa tempoluymuş gibi anlatmayacak, kimseyi kandırmayacaksınız. Bizim meslekte de vicdanınızla iş yapacaksınız. Hiçbir kişiyi, kurumu birtakım nedenlerden dolayı hedef göstermeyeceksiniz. İyiye iyi diyeceksiniz, kötü varsa da çok kötü demeyeceksiniz. Ağızdan çıkan kelimelerle yapılan bir iş olduğu için dikkatli olmak zorundayız. Bir cümlenizle, Allah korusun binlerce insanı sokağa dökebilirsiniz. Yönetmenler filmin sonunu bazen seyirciye bırakır ya maçta da sonuç seyirciye bırakılmalı. Bu meslekte iyi bir ses tonu ve genel donanım gerekli. Sadece gol-taç diyerek ya da antrenör ve oyuncuların adlarını bilince spor spikeri olamazsınız. Ben Fransa Cumhurbaşkanı'nın adını da Kosta Rika'nın nerede olduğunu da bilmeliyim. Çünkü, spikerler olarak hayatın tam da içindeyiz. Tabii ki gaf da yaptım; hatta tarihi bir hata yaptım! UEFA 94 karşılaşmalarında Kanerva adlı Finlandiyalı oyuncu sarı kart görmüştü. Ben de adının yanına sarı yazdım. Sonrasında hep Kanerva sarı diye anlatmışım. Maçın 88. dakikasında yanlışımı fark ettim, yıkıldım. Ama yapacak bir şey yoktu.

MURAT MURATHANOĞLU (LİG TV):

HAYATIM HOLLYWOOD HİKAYESİ GİBİ
Küçük yaşta Amerika'ya gittik. Evimiz epeyce büyük olduğu için arkadaşlar sık sık bizde kalırdı. Kahvaltımız brunch gibiydi; Emel Sayın, Nesrin Sipahi plaklarıyla, Bir Başkadır Benim Memleketim şarkısını dinleyerek... Bizim gözler dolar, arkadaşlar anlam veremezdi. Ayrıca, babam İngilizceyi öğrenelim diye evde Türkçeyi yasaklamıştı. Ancak Türklüğümüzü ve dinimizi unutmamamız için, Kuran'ı Kerim ve İstiklal Marşı'nın tüm kıtalarını ezberletirdi. Hayatım Hollywood hikayesi gibi; her şey rastlantı. Amerika'da İnşaat Mühendisi olduktan sonra süre çalıştım. Suudi Arabistan'da da çalıştım ama sıcağına dayanamadım. Sonrasında askerlik için Türkiye'ye geldim. Askerlik sonrası ABD'ye dönecektim. Bu sürede ne yapayım derken bir tanıdığımız vasıtasıyla Aydan Siyavuş'la tanıştım. Türkiye'ye beni o alıştırdı. Bendeki yeri ayrıdır. İlk anlattığım maç, TRT'de Amerikan basketbol lise ligiydi. Rahmetli Arman Talay, "Çok doğalsın. Değişme. Türk insanı doğallığı sever" dedi. Spikerlikte 32. yılım. Sevmezseniz bu kadar uzun süre hiçbir işte kalamazsınız.

EN UTANDIĞIM ŞEY!
Benim için 'basketbolu sevdiren adam' denilmesinden çok utanırım. Katkım olmuştur ama bu çok iddialı. NBA'i sevdirdiğimi kabul ediyorum. Rahatsız olduğum nokta ise, söylediğim herhangi bir şeyin mercek altına alınması. Başkalarını dinliyorum, "Bunu ben söylesem yer yerinden oynar" diyorum. Milli maçı ya da Avrupa kupası maçını anlatmayı Türkiye'de bir lig derbisi anlatmaya tercih ediyorum. Öyle heyecanlı biri değilim. Rüzgar ya da güneşten gözlerim yaşarınca herkes de ağladığımı sanıyor. Aksanım Şikago'dan kalma. Bu kadar süredir kurtulamadım. Hâlâ İngilizce düşünüp Türkçeye çeviriyorum. Etkilendiğim maçlar, 2010'ndaki Sırbistan-Türkiye yarı final maçı, Efes'in Koraç Kupası, Mehmet Okur'un All Star'da oynaması ve Fenerbahçe'nin final oynaması. Bir Türkün All Star'a gelebileceği hayal edilemezdi. TRT'de NBA anlattığımda, babamın arkadaşları, "Boşa vakit harcıyorsun. Türkiye'de NBA bilinmez" sözlerinden buraya gelmek beni çok etkiledi. NBA'de Shaq'la (O'Neal) röportaj yapacaktım. Menajeri 'Beş dakikan var' dedi. O sırada üzerimde ay yıldızlı bir tişört vardı. Shaq'ın babası ay yıldızı görünce "Müslüman mısın?" diye sordu. Evet deyince beş dakikalık röportaj oldu üç saat. Çünkü, Shaq'ın babası Müslüman.

ORHAN AYHAN (A Spor):

SADECE SPİKER DEĞİL SES SANATÇISIYIM
Coğrafya bölümü mezunuyum ama maç yaptığımız bir foto muhabiri arkadaşımın aracılığı ile 19 yaşında spor yazarlığına başladım. 24 yaşında, 1962'de Türkiye radyolarının ilk spor spikerlik sınavını birincilikle kazandım. İlk anlattığım maç; Galatasaray-Milan'dı. Üç ay sonra Program Müdürü Naci Bey, "Boks anlatabilir misin?" dedi. Hobim deyince boks anlatmaya başladım. Şu ana kadar kesintisiz 54 yıldır futbol ve boks anlatıyorum. Amerika'dan anlattığım ilk maç ise Muhammed Ali'nindi. Birisi gelerek, "Sizi ben anons edeceğim. Bu ilk anonsum olacak" dedi. "Sen kimsin?" deyince, Sezai Aydın demez mi? Tesadüfe bakın ki Sezai Aydın, Rocky'de Stallone'yi seslendiren kişi. Heyecandan tir tir titrediğim maçlar; biri Cemal Kamacı'nın diğeri de Muhammed Ali'nin karşılaşmaları idi.

YEDİ SAATLİK YAYIN
Yarım asrı geçen süredir yaptığım işime zevkle devam ediyorum. Bugün de A Spor'da kickboks anlatıyorum. Yedi saatlik canlı yayınlarım oluyor. Ki 78 yaşındayım. Severek yapılan meslek insanı yaşama bağlar. Mesala 'meşin yuvarlak', 'ekseni etrafında döndü' gibi kalıplarım hâlâ kullanılır. Ayrıca sunuculuk yaptım. Bugün bile reklam seslendirmelerim var. Ben bir ses sanatçısıyım. Tabii her zaman iyi şartlarda maç anlatmadım. Bir keresinde Fenerbahçe Stadı'nda, Fener'in amatör takımla kupa maçı var. Sis bastırdı, sahayı hiç görmüyoruz. Bir başka oyuncu penaltıyı atmış ama ayağındaki beyaz banttan dolayı Tümer'in attığını söyledim. Penaltıyı atan futbolcuda da beyaz bant olunca penaltı atanı karıştırdım. Genç arkadaşlara da tavsiyem, spor bilgileri genel kültürsüz olmaz. Bol bol kitap okusunlar. Otobüste iki kelime konuştuğum anda kafaların büyük bir bölümü hemen dönüyor. Yüzden ziyade sesten yakalanırım. İnsanların "Sesinizle büyüdük" demesi çok güzel. Artık maçlara gitmiyorum. Eski futbol ile bugünkü arasında büyük fark var. Eski futbolcular daha yaratıcı ve artistik hareketler yapardı. Lefter, Metin Oktay, Cihat Arman... Hepsi ustaydı. Bugün ise çeşitli hokkabazlıklar, yere düşüp kalkmalar var.

ENDER BİLGİN (A Spor-atv):

İNGİLTERE'YE ATILAN TARİHİ GÖLÜ ANLATTIM
İletişim Fakültesi öğrencisiyken seslendirmeci olarak TRT'de staja başladım. Profesyonel olarak 1996'da basketbol, 2000'de de futbol anlatmaya başladım. Anlatacağım maça hazırlanırım. Mutlaka oyuncularını pozisyonlarını kağıda yazıp çalışırım. Maç anlatmak her zaman kolay değil. Seyirci ekran başında kameranın en güzel gösterdiği açıyla o pozisyonu görebiliyor. Ama bizim oturduğumuz nokta her zaman iyi olmuyor. Bir maçta şuna bakarım; A takımından B'yi tutuyordur, B takımından da A'yı destekliyordur eleştirileri alıyorsam, "Bu maçı iyi anlatmışım" derim. Zaman zaman tuttuğum takımın taraftarlarından küfür yediğimi bilirim. Bizim meslekte söyleyeceğiniz her kelime insanı rezil de eder vezir de. İyi bir spor spikeri tüm branşlara hakim olarak azami şekilde hepsini anlatabilmeli. Benim önemsediğim, içerik hatası yapmamak. Mesela bir maçı ortalama beş bin kelimeyle anlatıyorsunuz. Bu beş bin kelime içinde birini yanlış söylediğinizde o spikerin asılması doğru değil. Ekran başında sıcacık odasında 20 kameranın ona sunduğunu izleyen insan, birazcık empati kurmalı. Bu adamın 40 derecede maç anlattığını düşünmeli. Ben -14 derece soğukta maç anlatıp, üç buçuk saat yayında kaldığımı bilirim.

ÖLMÜŞ OYUNCU SAHADA
Bir keresinde, ABD'de All-Star anlatıyordum. Bir yanda oyuncular anons ediliyor diğer yandan da oyuncuların fotoğrafları salondaki ekrana veriliyor. Sonra da emekli olan ya da hayatını kaybeden usta oyuncular gösteriliyordu. Wilt Chamberlain'in resmi gösterildi. Ben de sahada "Chamberlain'i de gördük" dedim. Chamberlain ölmüştü. Milli takımın 500. maçını, 100. maçını anlatan Halit Kıvanç'tan mikrofonu devralarak anlattım. Halit abi, çok değerlidir, hocamdır. O nedenle benim için çok önemliydi. Yine hazırlık maçında İngiltere'ye attığımız tek golü anlatmak da çok özeldi.
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Seslerinden tanıdıklarımız
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz