Yaşlanmadım, ayaktayım!

Giriş Tarihi: 3.9.2016
Yaşlanmadım, ayaktayım!

Fransız yönetmen Richet, Kan Bağı’nda Amerikan topraklarında Meksikalı bir suç karteline karşı kızını kurtarmaya çalışan bir babanın hikayesini anlatıyor. filmde adeta “60’ındayım ama yaşlanmadım” demeye çalışıyor

Fransız yönetmen Jean Francois Richet'nin suç dünyasına özel bir ilgisi olduğunu önceki filmlerinden biliyoruz. John Carpenter'ın Assault on Precinct 13 filminin yeniden çevrimi Baskın ve Fransız mafya babası Jacques Mesrine'nin hayatını anlattığı iki filmlik Ölümcül İçgüdü'de, bu dünyayı iyi tasvir ettiğini göstermişti. Yönetmen Kan Bağı/Blood Father ile yine yolunu suçlular arasına düşüyor ve kızını suç kartelinin elinden kurtarmak isteyen bir babanın mücadelesini anlatıyor. Baba rolünde olunca ister istemez insanın aklına İntikam Peşinde/Edge of Darkness geliyor. Malum o filmde, kızının katilini bulmaya çalışıyordu Gibson. Kan Bağı'nda Vietnam gazisi olup sonradan suç dünyasına bulaşan, hapis yatıp çıktıktan sonra tövbe edip bir karavanda yaşayan bir baba rolünde. Ne iyi bir baba olabilmiş, ne de iyi bir insan... Bunun muhasebesini ve özeleştirisi yaptığı günlerde, hatta tam da alkolü bırakıp iyi bir insan olmaya karar vermişken Link'e, kayıp kızı Lydia'dan (Erin Moriarty) bir geliyor: "Başım belada baba kurtar beni." Hiç düşünmeden kızını kurtarmak için her şeyini feda etmeye bir baba o. Kızıyla buluşup hikayesini dinleyince de karşısında Meksikalı suç kartelleri olduğunu fark ediyor. Ama Gibson bu, çocukları uğruna dünyayı yakar yıkar! Yani sinemadaki personası bu!

KOLAY PES ETMEM
Yönetmen Richet, Amerikanvari bir anlatımla suç dünyasının koridorlarında dolaşırken epik bir suç filmi yapmakla, bir babanın mücadelesi arasında gel-git yaşıyor. Bunun için de filmin anlatımı konusunda hep bir kararsızlık sözkonusu. Bu kararsızlık açıkcası filmin elini zayıflatıyor. Majör bir film olmak isteyen ama 88 dakikalık süresi ve olay örgüsü düşünüldüğünde minör bir film olan Kan Bağı, Mel Gibson ile William H. Macy olmasa oldukça sıradan bir yapım olabilirmiş. Lakin iki oyuncu, özellikle de Gibson performansıyla filmin seyirlik keyfini artırıyor. Meksikalı uyuşturucu kartellerinin ne kadar tehlikeli olduğunu şöyle bir hissettiren filmi izlerken ister istemez geçen yılın olay filmlerinden Sicario akla geliyor. Ki mesela hafızada bu film olmasa Mel Gibson'ın ne kadar büyük bir güce karşı savaş açtığı anlamak zor olabilirdi. Lakin Kan Bağı'nın özelliği çok başka. Sanki Mel Gibson'un 'Bakmayın 60'ıma geldiğime ben yaşlanmadım" diye tutturduğu ve bunu ispatlamaya çalıştığı bir film gibi. Israrla fiziksel kondisyonunun iyi olduğunu göstermeye çalışıyor, özelikle de aksiyonel sahnelerde. Ki filmden gördüğümüz kondisyonu da yerinde. Ama şu da bir gerçek Mel Gibson 60 yaşında.
ARKADAŞINA GÖNDER
Yaşlanmadım, ayaktayım!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz