Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Türkmen: Ahlaki değerlerin esnemesinin adı profesyonellik olmuş!

Giriş Tarihi: 1.10.2016
Ekin Türkmen: Ahlaki değerlerin esnemesinin adı profesyonellik olmuş!

Türkmen Yeter dizisinin kadrosuna dahil oldu. 17 yaşından beri ekranda... Kesintisiz bir kariyeri, haliyle bolca tecrübesi var. Bu tecrübelerden damıttıklarını, sektöre dair ilginç tespitlerini bizimle paylaştı. Türkmen içinde bulunduğu sektörü topa tuttu: “Hem kendi adıma hem de arkadaşlarım için soruyorum; Bir sanat filminde oynamak için yönetmenle masaya oturup, rakı içmeden o rolü alamıyor muyuz?”

"17 yaşımdaydım, İstanbul'a geldim. Tüm Türkiye'nin izlediği bir dizide rol alıyordum. İmzalı fotoğraf dağıttığımı hatırlıyorum. Şimdi çok utanıyorum o günleri hatırlayınca. Nasıl bir egoymuş?" diyecek kadar dobra... Bir yandan özeleştirisini yapıp, diğer yandan içinde bulunduğu sektöre çakıyor! Belli ki yıllardır oyuncu dünyasının içinde görüp yaşadıklarından süzdükleri var... "Bir hastalık bence ünlü olmak, sürekli görülmek, beğenilmek ve odak noktası olmak istiyor bu hastalığa yakalananlar" diyor pat diye! Sektördeki alışık olduğumuz karakterlerin aksine, bildik klişe cümleler kurmuyor. Analiz yapıyor... Cihangir'de buluştuk Türkmen'le. Tepeden alelade topladığı saçlarıyla, hırçın ama sevimli bir kız çocuğu gibiydi... Rahatlatıcı bir ses tonuyla konuşuyordu ama damarına basılsa yapacaklarından korkulacak tiplerdenmiş gibi geldi bana. Ben damarına basmadım, sohbet rahat geçti. Dizi ve sinema piyasasını onun gözünden dinlemek gerçekçi ve iyi geldi bana:

- Uzun yıllardır sektörün içindesiniz. Bu kadar yıldan süzdüğünüz şey ne?
- Çok şanslı hissediyorum kendimi. Şöhreti ve tanınma halini, para kazanma hissini küçük yaşta yaşadığım için. Çünkü birden 'ünlü' olmak sağlıklı bir ruh hali değil. Hayatımın her döneminde popüler biri oldum, okulda, mahallede... Bunu iyi anlamda söylemiyorum. Mutlaka dikkat çeken bir karakterdim, yaramazdım, sivriydim... Bu durum bile beni şımarık bir çocuğa çevirmişti. Şimdi 30'lu yaşlarında birden bire ünlü olan kadın ve erkekleri görüyorum, çok üzülüyorum. Gençken şımarıklık ve o hal yakışıyor ama büyüyünce olmuyor. Şöhretin ne kadar gereksiz bir şey olduğunu, ünlü olmanın bu işin getirisi bir şey olduğunu anlamam için çok fırsat oldu. Ünlü olma hali geç yaşandığında karaktere zarar verebiliyor.

- Ünlü olduğu için birinin karakteri nasıl sarsılır? - Bir hastalık bence ünlü olmak, sürekli görülmek, beğenilmek ve odak noktası olmak istiyor bu hastalığa yakalananlar. Maddi olarak standartlar değişiyor, onun sarsılmaması için zaaflar ortaya çıkmaya başlıyor. Arkadaşlık ilişkilerinde ahlaki değerler esnemeye başlıyor. Çünkü işine yarayacak insanları yanında istiyor insan.

ARTIK MAHÇUP OLUYORUM

- Siz kaç yaşınızda tanınmaya başladınız?
- 17 yaşımdaydım, İstanbul'a geldim. 'nde rol alıyordum. Tüm Türkiye'nin izlediği bir diziydi. İmzalı fotoğraf dağıttığımı hatırlıyorum. Şimdi çok utanç verici bir şey benim için, nasıl bir egoymuş? Çok ilginç dönemlerdi. Tanınmayı, sokakta ilgi görmeyi seviyordum... Sonra sonra bunun benim için keyifli bir şey olmadığını anladım. Bunlar ruhumu beslemiyordu, tatmin etmiyordu beni. Şimdi sorsanız, "Filmler çekeceksin, harika işlere imza atacaksın ama kimse seni tanımayacak, ister misin?"diye... Kesinlikle tercih ederim. Artık mahcup oluyorum bu durumdan.

- 'Kısa dönem ünlüler' zamanındayız. Kimsenin yıllarca aynı kişiyi ekranda görmeye tahammülü yok. Yorar insanı bu durum, değil mi?
- Tabii... Ekrana çıkardınız, o yılın ünlüsü ilan ettiniz... Sonra yok! Ne yapacak o insan? O paraları kazanamayacak, o şöhret yok, egosuyla ciddi problem yaşayacak. Ama kimse de kalıcı olmak için bir çaba sarf etmiyor.

O AY MASADA KİM VARSA ROLÜ O ALIYOR!

- Siz kalıcı olmak için çabaladınız mı?
- Ekmek Teknesi'ne girdiğimde, modellik yapıyordum, İzmir'de bir bowling salonunda çalışıyordum, dans ediyordum ama oyuncu değildim. Psikoloji okumak istiyordum. Osman Sınav'la yolum kesişti ve dizide rol aldım. Konservatuara girdim hemen. Zaten oyuncu olmuştum, bu işin okulunu okumaya ihtiyacım yoktu. Ama bu işi uzun yıllar yapabilmek için yatırım yapmam gerektiğini düşündüm. Hâlâ kendimi geliştirme derdindeyim. Yeni oyuncuları görüyorum, bir şey elde ediyorlar, yarın yerlerine başkasının geleceğini biliyorlar ama umurlarında değil. Her karşılaştığım yeni oyuncuyla bu sohbeti yapıyorum. Çünkü gençse, popüler olmak için sosyal medyada bile daha fazla like alabilmek için kişiliğinden ödün verebiliyor, görüyorum. Uyarıyorum ama çok da umurlarında değil. Biraz eski kafalıyım galiba, karışma değil mi?

- Bu kadar açık sözlü olmak sıkıntı yaratıyor mu?
- Sektörün ayrık otu gibiyim! Bazen bu sektör için yaratılmadığımı düşünüyorum. Sektörden biriyle ne arkadaşlık ilişkisi, ne sevgililik ilişkisi kurabiliyorum, ne de ortak oyuncu sohbeti yapabiliyorum. Tiyatro mezunuyum, tiyatro ortamına hiç giremiyorum. Zor oluyor. Belki de yapılması gereken, biraz daha politik olmak. Bu işin gereği budur belki!

- Ne sorun var ki sektörünüzde içine giremiyorsunuz?
- Hepimizin sektör içinde sorunlu diye duyduğu, çirkin söylemleri olan yönetmenler, haksızlık yapmış yapımcılar var. Bunları kendi aramızda konuşuyoruz ama bunu konuştuğum insanların iki ay sonra gidip o isimlerle çalıştığını görüyorum. Burada bir problem var. İştir, ticaret diye bakamıyorum ben. Ahlaki değerlerin esnemesine profesyonellik diyorsak, bu benim için problem oluşturuyor. Bunu yapan insanları görünce, hayatımdan çıkarıyorum, böyle hayatımdan çıkmış bir sürü insan var! Ama diğer taraftan iş böyle yürümüyor.

- Gruplaşma ve kankalık var mı sizin işlerde?
- Var tabii ki. Özellikle 'sanat filmi' işlerinde. Bu işlere arkadaş olmadan giremiyor muyuz? Çok merak ediyorum. Bunu birçok arkadaşım adına soruyorum. Biz yönetmenle, sohbet edip, arkadaş olup, rakı masasına oturmadan o rolü alamıyor muyuz, o filmde oynayamıyor muyuz? Bu durumu nasıl aşacağımı bilemiyorum. Çünkü o, onun arkadaşı olduğu için, o filmde oynuyor. Ama bu oyuncusunu, ekibini kollayan yönetmen durumu değil. O ay masada kim varsa, rolü o alıyor.

- Gece çıkmayı seven biriydiniz. Artık eskisi kadar çıkmıyorsunuz... Neden?
- Artık daha çok evdeyiz. Evde oyunlar oynuyoruz. Benden geçti, yaşlandım galiba. Eskisi gibi eğlenecek mekanlar da yok. Eskiden Asmalımescid'de çok vakit geçirirdik, şimdi orası da eskisi gibi değil. Eğlence anlayışı bize uymuyor artık. Ben dans etmek ve müzik dinlemek için çıkardım, o müzikler bana uymuyor. Yaşlandık kısacası (gülüyor).

- Zeki Demirkubuz'dan teklif alıp, reddeden tek oyuncusunuz galiba... Nasıl oldu o olay?
- Böyle bir teklif aldım ama o zaman cesaret edemedim. Ekmek Teknesi'nin ilk yılıydı. Okula daha yeni girmiştim, zor da bir roldü. Bilemedim, yapamadım. Şimdi gelse ne güzel olur...

- Kariyerinize dair hayalleriniz neler?
- Fatih Akın'ın bir filminde rol almak... Açıkcası güzel ve klasik olacak bir filmin parçası olmayı çok isterim. Yazdığım senaryolardan birinin hayata geçtiğini görmek de şahane olur!

BİR AYAKKABIYA 3 BİN LİRA VERMEM!

- Kariyerinize dönüp baktığınızda keşkeleriniz var mı?
- Var. Şu anda maddi kaygılarım yok. Ama bir dönem kiramı ödemek için, bazı işleri kabul ettim. Ama oynamama lüksüne sahip olmak isterdim. Magazinsel bir hayatım olmadı, genelde gizli olmayı seçtim ama bir dönem ilişkimi göz önünde yaşadım ve bu konuda sohbet ettim. Keşke yapmasaydım, doğru değil.

- Parayla pulla ilişkiniz nasıl?
- Bir B planı olarak iş kurdum. İzmir'de öğrenci yurtları açtık ailemle... Bu planı oyunculuğu maddi kaygı yaşamadan yapmak için hayata geçirdim. Hiçbir zaman bir ayakkabıya 3-5 bin TL vermem. Arabam yok, toplu taşıma kullanıyorum. Hayatımın kilit kelimesi sadelik. Standartlarımı belli bir oranda tutunca, maddi kaygılar yaşamadım.

GAZETECİ OLSAM YAYIN YÖNETMENİMLE ARAMDA PÜRÜZ OLURDU

- Bir gazeteciyi canlandırıyorsunuz Yeter'de... Özel bir gözlem yaptınız mı gazetecilerle ilgili?
- Gazetecilerle ilgili hayatım boyunca otomatik olarak gözlem yaptım. Hiç karşılaşmadığım roller geldiğinde, o karakteri canlandırmak için gerçek hayattaki karşılığını bulmaya çalışıyorum. Mesela geçen sene Uzaklarda Arama diye bir filmde bir konsomatrisi oynuyordum. Filmden önce arkadaşlarla toplanıp bir pavyona gittik. O hayatları gözlemledim.

- Nasıl bir gazeteci canlandırdığınız kişi?
- Dobra biri, sakin soğukkanlı ama haksızlıklar karşısında pantere dönüşebilen biri. Bazı özellikleri bana da benziyor. Ben de açık ve net olmayı severim, Miray da öyle, politik biri değil. Bazılarının düşüncesine göre gazetecilik politik olmayı gerektirir ya, Miray öyle değil. Ben de gazeteci olsam onun gibi cesur olurdum ve bu nedenle problem de yaşardım. Genel yayın yönetmenimle aramda pürüz olurdu. Kovaladığım ve söylemek istediğim şeyin engellenmesine izin vermezdim.

- Rol icabı bir gazeteciyi canlandırmak heyecanlandırdı mı sizi?
- Çok. Kadın hikayeleri yazan biri, işin bu kısmı da çok heyecan verici. Ben de kadın ve ilişkiler üzerine senaryo yazıyorum, seviyorum o davaları. Feminist değilim, bir şey uçlara kaydığında beni rahatsız eder ama kadın davalarında sesin biraz daha yüksek çıkması gerektiğini düşünüyorum. Kadın yönetmen, kadın yazar, kadın yöneticinin az olduğu bir ortamda, kadınlarla ilgili hallerin altını çizmeyi seviyorum.
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Ekin Türkmen: Ahlaki değerlerin esnemesinin adı profesyonellik olmuş!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz