X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Sinemada da hedef DEAŞ
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Sinemada da hedef DEAŞ

  • Giriş Tarihi: 5.11.2016
Sinemada da hedef DEAŞ
Sinemada da hedef DEAŞ

Alper Çağlar Dağ’dan dört yıl sonra Dağ 2’de, Bordo Bereliler’in bir sınır ötesi operasyon öyküsüyle karşımızda. Hedefte DEAŞ var. Genelkurmay destekli film Türkiye’nin DEAŞ’le mücadelesinin sinemadaki tezahürü olarak görülebilir

Alper Çağlar, dört yıl önce Dağ filminde biri kısa (Oğuz), diğeri uzun dönem (Bekir) iki askerin Güneydoğu'da PKK'lıların kurduğu pusudan kurtulma mücadelesini konu etmişti. Bir kahramanlık hikayesi anlatmaya çalışırken kantarın topuzu kaçınca Dağ, maddi hatalarla dolu, hamasi söylemin kahramanlık öyküsünün çok önüne geçtiği, sığ bir propaganda film olarak kaldı hafızalarda.
Çağlar, Dağ 2'de ilk filmin hikayesinden altı yıl sonrasını anlatıyor. Uyumsuz ikili, yaşadıklarından sonra Özel Kuvvetler Komutanlığı'na katılıyor. Bekir (Ufuk Bayraktar) uzman çavuş, Oğuz (Çağlar Ertuğrul) da üst teğmen olarak orduda görevlerini icra ediyor. Sıkı bir eğitimden geçiyorlar ve yedi kişilik bir TİM'le ilk operasyonlarına çıkıyorlar. Görevleri de Irak'ta DEAŞ'ın elinde bulunan muhalif Türk gazeteci Ceyda Balaban'ı (Ahu Tünkpençe) kurtarmak.

İLK FİLMDEN ALINAN DERSLER
İyi çekilmiş bir kurtarma operasyonu ile başlayan film, bu yedi askerin DEAŞ'ın işgal edeceği bir Türkmen köyünü savunmak için kendilerini feda etmesini konu ediyor. Yani film şu aralar ordunun gözbebeği olan, Bordo Bereliler olarak bilinen Özel Kuvvetler Komutanlığı'nın (ÖKK) gizli olduğu için bilmediğimiz operasyonlarından birine ve buradaki askerlerin yaşadıklarına odaklanıyor.
Yönetmen Çağlar ilk filmden dersler çıkarmış gibi görünüyor. Mesela cinsiyetçi söylemi azaltmış. Kadın karakterler eklemiş. Anlatılan hikayenin gerçekçi olması için Genelkurmay'dan destek alınıp maddi hataların önüne geçilmiş.
Hamasi söylemlerin ucu tırpanlanmış, anlatılan öykü daha önplana çıkarılmış. Çağlar sinematografik olarak ilk filmin ötesine geçmiş durumda. Ama yönetmenin hikaye anlatma biçiminde bir değişiklik yok. Operasyon sırasında, geri dönüşlerle bize bu askerlerin kişilikleri, yaşadıkları, nasıl insanlar olduklarıyla ilgili bilgiler veriyor. Bu anlatım biçiminin temelde filmin aksiyon hızını düşürdüğünü söylemek gerek. Ayrıca filmde "Bu bir Amerikan filmi değil" repliği geçse de sinematografik referansların Hollywood'dan alındığı da bir gerçek.
Savaş ya da asker filmlerinde sinemacıların önünde birkaç seçenek bulunur. Militarist söylemi, savaşı eleştirmek bir seçenektir. Propagandanın tuzaklarına düşmeden kahramanlık öyküsü anlatmak da bir başka seçenek.
Çağlar'ın ilk seçeneği tercih etmediği ortada zaten. İkinci seçeneği tercih ederken de Dağ'a göre daha serinkanlı bir noktadan bakıyor. Dağ 2 yer yer propaganda filmi handikaplarına düşse de bize bir kahramanlık öyküsü anlatmaya çalışıyor. Görece bunu da başarıyor ama film yer yer seyirciye yönelik nutuk atmadan da duramıyor. Lakin bu nutuğu Veysel Yarbay (Murat Serezli) ile gazeteci Ceyda'nın asker ve sivil bakışını yansıtan ve film boyunca süren tartışmalarıyla masaya da yatırıyor! Bu bir kafa karışıklığına işaret aslında. Ama bu tartışmanın iyi yanı, her iki tarafın da bir şeyler öğrenerek yola devam etmeleri...
Filmin DEAŞ'ı hedef seçmesi, onun vahşetini göstermesi ve Türk askerinin bu vahşeti engellemek için kendini feda etmeye hazır olduğunu anlatması ise Türkiye'nin DEAŞ'la mücadelesinin sinemadaki tezahürü olarak görülebilir.

ALBÜM

LİKE UĞRUNA SAHTE HAYATLAR
Çocuk sahibi olamayan ve evlatlık edinmek isteyen bir çiftin öyküsü olarak okunabilir Albüm. Ama daha fazlası. Yönetmen Mert Can Mertoğlu hayat karşısında silik bir çiftin, sadece toplumsal rollerini oynadıklarını göstermek için giriştikleri tuhaf bir mücadeleyi anlatıyor bize.
Biri öğretmen diğeri hemşire olan çiftimiz evlat edindikleri çocuğu, insanlar onların öz çocuğu sansın diye şehir değiştiriyor ve mizansen bir fotoğraf albümü oluşturuyor. Fakat öte yandan evlat edindikleri çocukla ilişkileri ise sıfır noktasına yakın.
Yani başkalarının gözünde nasıl görünüyoruz düşüncesini fazlasıyla kafaya takmış günümüzün sığ bakışı (like endeksli bakış da denilebilir) Albüm'ün odağında. Hayatımıza sinen sahteliği, mış gibi olma durumlarını yüzümüze yüzümüze vuruyor film. Bir de bürokrasinin tuhaf, yer yer absürtleşen çarklarını gösteriyor.
Mertoğlu bunları yaparken anlatım olarak taze bir damardan ilerliyor. Kuzey sinemasının soğuk kara mizahını kullanıyor (ki daha önce Alpgiray M.
Uğurlu'nun Üvertür'ünde benzer bir anlatım vardı). Fakat bu kara mizah kullanımı kimi bıçaksırtı noktalarda yer yer filmin tökezlemesine neden oluyor. Ama başrollerdeki Şebnem Bozoklu, Murat Kılıç başta olmak üzere Müfit Kayacan ve Muttalip Müjdeci'nin etkili performansları filmi bu tökezlediği noktalarda sırtlamayı başarıyor.
Aksayan yanlarına rağmen Albüm bize gelecek vaat eden yeni bir yönetmen müjdeliyor. Kaçırmayın!

DİKKAT ÇEKELİM
*
Sevdiğiniz yönetmenlerin de sevdikleri vardır. Reha Erdem'inkiler Tehlikeli Fısıltı, Sessizlik, Ox-Bow Olayı, Yankesici, Stromboli. Seçki kasımda Gezici Festival'de.
* Mehmet Güreli, ilk filminde Peyami Safa'nın Gölge ve Selma'sını sinemaya uyarlamıştı. İkinci filminde dayısı Salah Birsel'in Dört Köşeli Üçgen romanı için kamera arkasında.
* Robert McKee deyince akan sular durur. Yazdığı Story kitabı kaç sinemacının başucu kitabıdır. Üstat, 10 Kasım'da başlayacak 4. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali için İstanbul'a gelecek. Haberiniz olsun!