X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Sanat için Dolapdere kebap için Güngören
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Sanat için Dolapdere kebap için Güngören

  • Giriş Tarihi: 26.11.2016
Sanat için Dolapdere kebap için Güngören
Sanat için Dolapdere kebap için Güngören

Şile’nin bezi, Kanlıca’nın yoğurdu... Klasikleşen semtler ve simgelerine yenileri ekleniyor. Artık sanat için Dolapdere’nin, paten için herkes Caddebostan’ın yolunu tutuyor. İşte semtlerde yükselen trendler...

Boza için Vefa, börek için Sarıyer, yoğurt için Kanlıca... Ne mi yapıyoruz? Semtler ve öne çıkan özelliklerini sayıyoruz. Yıllardır Çengelköy denilince salatalık, Sultanahmet denilince köfte akıllara gelir. "Haydi Süleymaniye'ye gidip de bir kurufasulye ziyafeti yapalım" denir. Lakin bu yazı klasikleşen semtler ve lezzetleri üzerine değil. Tam tersi bildiklerinizi bu seferlik unutun. Elbette bozanın hası yine Fatih'te ama biz semtler ve yükselen trendlerine göz atacağız. Maltepe'de skateboard yapıp, Balat'ta antika turuna çıkacağız. Güngören'de dürümcülere dalacağız, Kadıköy'de o bar senin bu bar benim dolaşacağız. Gelin yeni sezonda hangi semt neyle önplanda, bir bakalım...

SANATIN YENİ MERKEZİ: DOLAPDERE
Sanatın yıllar yılı iki önemli merkezi vardı. Biri Nişantaşı, diğeri Beyoğlu-Pera aksı. Akaretler, Maslak gibi yeni yeni semtler de eklendi bu listeye. Ama kuşkusuz sanatın yeni merkezi Beyoğlu ve Nişantaşı arasında kalan Dolapdere oldu. Dolapdere denilince birçoğumuzun aklına iki şey gelir: Cansız manken satan mağazalar ve oto tamirciler... Bir de yeme-içme meraklısıysanız meşhur işkembeci Apik ile Lazari Kozmaoğlu'nun kasabını bilirsiniz... Oysa şu sıralar semtte bir hareketlenme var. Sokaklarda çok da alışık olmadığımız bir kitle dolanıyor. Etraftaki binalardan da harıl harıl inşaat sesleri yükseliyor. Tam merkezde olmasına rağmen yaya trafiği bakımından pek de elverişli olmayan Dolapdere İstanbul'un önemli sanat merkezlerinden biri yolunda hızla ilerliyor. Bunun ilk sinyalini Vehbi Koç Vakfı tarafından yaptırılan Koç Sanat Müzesi inşaatı vermişti. Müzenin inşaatı halihazırda devam ediyor. Açılma tarihi için 2017 sonu deniyor. Ama daha müze açılmadan galeriler semti mesken eylemeye başladı bile. İlk olarak Murat Pilevneli semtte bir binayı Pilevneli Gallery olarak açacağını söyledi. Tahsis ettiği üç katlı bina mimar Emre Arolat tarafından hazırlanıyor. Eylül ayı içinde Pilevneli Gallery, Kutluğ Ataman sergisiyle hizmete girecekti, lakin gecikti. Ama Hazer Özil'in Drimart'ı çoktan kapılarını açtı bile. O halde sanat için istikamet Dolapdere. Gitmişken Apik'e uğramayı, kelle-paça tatmayı da unutmayın.

Kebap mahallesi
Güngören'e gidince kendinizi Adana Kazancılar Çarşısı'na gelmiş gibi hissediyorsunuz. Yan yana onlarca kebapçı sıralanmış. Hepsinin dumanı üstünde... Semtin kokusu iştahınızı kabartmaya yetiyor. Adana, Urfa, ciğer... Üstelik fiyatları da oldukça uygun. Bir kebap ziyafeti için Güngören'in yolunu tutmaya değer.



Caddebostan'da ayağınızı yerden kesin
Ayağınızı yerden kesmeye hazır mısınız? Uçmuyoruz, teker üstüne çıkıyoruz. Nerede mi? Elbette Caddebostan sahilinde. Haftasonları Caddebostan'da hava da güneşliyse sanırsınız şenlik yapılıyor. Çünkü patenini, longboard'unu alan ya da bisikletine atlayan buraya geliyor. Eskiden yüzlerce kişi varsa longboard yapan şimdi binlercesine rastlamak da mümkün. Kaykayın daha uzunu olan longboard'u yapması ilk başta zor gibi görünse de alışınca daha güvenli geliyor. Erkekler daha çok longboard tercih ederken genç kızlar paten kayıyor. Bisiklet söz konusu olduğunda ise durum farklı, 7'den 70'e farklı kesimden insanlar bisikletle sahilde turluyor... Kısacası Caddebostan sahili tekerlerin yeni üssü olmuş. Kimse ulaşım aracı olarak kullanmıyor bu aletleri. Hobi ya da spor olarak yapıyor. Doğrusu sadece seyretmesi bile keyifli oluyor. Caddebostan'da bisiklet kiralayabileceğiniz birçok mağaza da mevcut. O yüzden "Bisikletim yok" diye üzülmeyin. Ama longboard kiralayan mağaza henüz yok. Bu gidişle yakında onlardan da açılır. O halde haydi spor zamanı. Alın tekerinizi, doğru Caddebostan'a. Bitincede Starbucks'ta bir kahve molası verir ya da karnınızı doyurursunuz.

Uygun fiyata antika için Balat
Sahilden içeri adım atar atmaz büyülü eski cumbalı evler sıralanıyor... Burası masal diyarını andırıyor... Balat'tan bahsediyorum. Haliç'in çürük yumurtayı andıran ötrofikasyon kokusu gidince küllerinden doğan anka kuşu gibi olmuş Balat. Sokakları buram buram tarih kokuyor atık. Ve bu tarihi 3 bin yıl öncesine dayanan semte de antika mağazaları pek bir yakışıyor. Bir dönem antikanın merkezi olan Çukurcuma'nın pabucunu dama atmış bile Balat. Her köşe başında antika eşya alabileceğiniz bir atölye karşınıza çıkıyor. Kimi zaman dükkandan içeri adım atmaya bile gerek kalmıyor. Sokağın ortasında boyanan, zımparalanan bir eski büfe ya da kitaplığa rastlayabiliyorsunuz. Üstelik fiyatlar henüz uçmamış. Müdavimleri sokak sokak, nerede ne var biliyor. Ama bilmeseniz de Balat sokaklarında kaybolmak insanı cezbediyor doğrusu. Hem sadece eşya değil ikinci el kıyafet satan butikler de semtte konumlanmaya başlamış. O halde biraz tarih koklamaya, doğru Balat'a... Kıyafetten cam sanatına, mobilyadan antika dolaba, herkese uygun bir şeyler var bu sokaklarda.



Organik için adres belli
Çok da uzak değil. Merkezden arabayla 40 dakika sonra varıyorsunuz Şile'ye. Hem köy yumurtası, tavuğu, peyniri almak için bu zahmete değmez mi? Cumartesi günleri şehir merkezinde Yeryüzü Pazarı kuruluyor. Çevre köylerden tüm köylüler yetiştirdikleri ürünleri alıp buraya geliyor. Cumartesi gününü yakalayamazsanız da köylerde bir tur atmanız yeterli oluyor. Neredeyse tüm bakkallarda "Köy yumurtası" bulunur gibi tabelalar var. Zaten organik olmayanın Şile'de pek yeri yok. Şile bezini tahtından edemez ama Şile organik pazarı da artık epey iddialı anlayacağınız.

Canlı müziğin yeni semti
Bir dönem Türkçe müziğin iki adresi vardı: Arbeskçiler Tarabya'da, popçular Etiler'de sahne alırdı. O dönemlerde magazin programlarında da sık sık tartışmalara neden olurdu bu rekabet. Sonrasında yerli sanatçılar sahneleri bırakıp stadyum konserlerine döndü. O dönem ne de çok çağrı yaptık ve "Özledik artık mekanlara geri dönün" dedik. Bu sezon itibariyle özellikle Karaköy'deki mekanlar 'in' olma yolunda sanatçılarla işbirliklerine gitti. Ayşegül Aldinç, Mirkelam gibi isimler semtteki mekanlarda sahne almaya başladı. Önümüzdeki aylarda birçok mekan daha gece programlarına canlı müzik eklemeyi planlıyor. Kısacası canlı müziğin yeni semti Karaköy oldu gibi görünüyor.

Kadıköy'de baraton
'Baraton' kelimesini ilk duyduğum andan itibaren seviyorum. O bar senin bu bar dolaşma maratonu. Kıscası gecede birkaç mekan yapmak. "Çok 2000'ler" dediğinizi duyar gibiyim. O dönemde bar bar gezenler 'havalı' görünüyordu. Üstelik saatlerce trafikte kalmak, hatta kapı kuyruklarında beklemek bile yıldırmıyordu 2000'in eğlenmek isteyen gençliği. Şimdi ise 'baraton' modası tek bir semtte konuşlanmış durumda: Kadıköy'de... Ama eskisinden çok daha farklı bir anlayışla. Genelde semt sakinleri soluğu buradaki barlarda ve pub'larda alıyor. Hepsinde farklı dostlar olunca da gecede birkaç mekana uğramak kaçınılmaz bir hal alıyor. Kadıköy'deki barların en iyi tarafı aile işletmesi havasında olmaları. Fiyatlar uygun, ambiyans samimi... İlk kez gidenler biraz yabancılık çekebilir ama ikinci de kesinlikle alışılıyor.



İstanbul'un Soho'su Maslak
Birkaç yıl önce "Maslak otosanayi mahallesine kimler gider?" diye sorsam yanıtı netti: Direksiyon sallayanlar... Şimdilerde ressamların, heykeltraşların, müzisyenlerin ve sinemacıların akınına uğramış durumda. Bir nevi İstanbul'un Soho'su durumu anlayacağınız. Sanatçılar sanayideki yüzlerce otomobil tamirhanesi arasında sanatlarını icra ediyorlar. Hatta ievini de buraya taşıyanlar bile var. Kemal Seyhan, Seçkin Pirim, Zeynel Abidin Erdem... Onları otosanayi bölgesine çeken en önemli etken özgürce çalışabilmeleri. Kimse kapılarını çalıp gürültüden şikayetçi olmadığı için mesken tutmuşlar bu bölgeyi. Epey havalı otosanayi bölgesi. Yakında sanat sanayi bölgesi olarak anılırsa da şaşırmayın.