Türkiye'nin en iyi haber sitesi
NUR ÇİNTAY

Hayat sadece yalıda, teknede geçmez

Kız ya kör olur ya kötürüm, hafıza kaybı da grip kadar yaygındır. Yeşilçam yıllarca bu klişeden gitmişken, dizi piyasası niye görme, işitme, yürüme engelli ama kuvvetli bir karakter çıkaramıyor? Hazır 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’yken, soralım...

Türkan Şoray, Fatma Girik, Hülya Koçyiğit, Filiz Akın... Kaç filmde kör olduklarını, kötürüm kaldıklarını saymışlar mıdır? Hatırlamıyor olabilirler çünkü sayısız kere de hafıza kaybına uğradılar malum!
O yıllarda CP (Cerebral Palsy, Serebral Palsi ya da beyin felci) bu isimle bilinmez, felçli ya da spastik denirdi. Down sendromunun bahsi geçmezdi. İnsanlar Alzheimer olmaz, bunardı. MS (Multiple Sclerosis ya da Çoklu Skleroz) henüz halk arasına inmemişti.
Kavuşamayan dertli âşık öksürmeye başladı mı teşhisi koyardık; verem olmuştu. Üzüntüden, şoktan, kimine inme inerdi. Kaza öldürmezse, tekerlekli sandalyeye mahkûm ederdi. Engeller arasındaysa en popüleri körlüktü.
Trafik kazası, arı sokması, kuş uçması, her şey körlüğe sebep olabilirdi. Görme engelli başrol, gözlerin bir noktada muhakkak açılması kaydıyla, Türk sinemasının vazgeçilmezlerindendi. Bir şarkı, bir ses, bir nefes, mucize tedavi her yerden gelebilirdi!
Yeşilçam'ın 'kare as'ına kısmet olmamış ölçüde bir kadersizlik, Türk Sineması'nın son yıllarında tek başına Beren Saat'e nasip oldu. Uğur Yücel'in yönettiği Benim Dünyam'da (2013) kör, sağır ve dilsiz Ela olarak karşımızdaydı. Tekiyle bile baş etmesi ne biçim zorken, bu üçlü kâbustan, sessizlikten, karanlıktan, çaresizlikten çıkma hikâyesinin kahramanıydı.
Kadir İnanır, Müşfik Kenter ve Halit Akçatepe'nin 'üç arkadaş' olduğu, güzel kör kızı da Hülya Koçyiğit'in canlandırdığı Yeşilçam klasiğini bilir misiniz? Üç Arkadaş iki yıl önce de dizi şeklinde çıktı karşımıza. Görme engelli güzel ve saf Gülperi, İstanbul'un gördüğü en müthiş gelin-damat listesine en tepeden giren Lal Dedeoğlu'yla Cem Feray'ın kızı Leyla Feray'dı.

İLK FARKINDALIK CLARA'YLA...
Tekerlekli sandalyeyle, çocukluğumuzun çizgi filmlerinden Heidi'nin Clara'sı aracılığıyla, çok küçük yaşta tanıştık.
Clara, soluk benizli, yürüyemediği için hayata küskün, yetmezmiş gibi aksi mürebbiyesi Bayan Rottenmeier'in teröre varan disiplinine maruz kalan bir kızdı. Elma yanaklı Heidi'nin sevgisi, şefkati, dostluğu ve enerjisiyle bağlandı hayata, nihayetinde de kalktı ayağa...
Tatlı Heidi'nin sıcak kalbi, herkesi kucaklıyordu. Alp Dağları'ndaki köyden arkadaşı Peter'in gözleri görmeyen büyükannesini de... Çocuklar için tasarlanan bir çizgi film için, hele bugünden bakınca, ne kadar ilginç: Biri yürüme, diğeri görme yetisini kaybetmiş iki engelli... Ve bu çizgi filmi izleyen bir çocuğun gayri ihtiyari gideceği yol: Empati...
Heidi'deki bu bilince, o zamanlar hiç duyulmamış bir kelime olan farkındalığa, fazla dizide rastlamadığımızı söyleyebiliriz. Hafızamıza engelleriyle kazınanlar da yok değil ama hani...

EZEL'İN KALBİYLE GÖREN ANNESİ
Ezel'in Meliha hanımını tanırsınız. Ezel'in annesini yani... 20'lerinde geçirdiği bir kazayla kör olan Meliha Uçar'ın gözleri görmüyordu evet ama gören herkesten daha iyi hissediyordu ve algılıyordu olup biteni.
Oğlu Ömer'in ölüm haberiyle çökmüş ama içinde ufak bir umudu hep taşımıştı. Ezel yani Ömer geri geldiğinde, onun o olduğunu anlayan tek kişiydi Meliha hanım.
İpek Bilgin'in olağanüstü oyunculuğunun payı büyük elbette; ciddi iz bırakmış sahneleri vardır ve Türk dizi tarihinin en muazzam görme engelli performansıdır bu...
İyi oyuncunun yarattığı sihir bambaşka bir şey... İpek Bilgin'in başka bir dizide, bu defa bakımını üstlendiği engelli yaşlıyı hatırlar mısınız? 'Hırsız-Polis'te, bu defa rahmetli Erol Günaydın'dayız.
Aksak yani Uğur Yücel'in babası Dursun rolünde, felçliydi, tamamen hareketsizdi. Bir ustanın sadece gözlerini konuşturarak yüreklere ne biçim değebileceğinin de kanıtıydı aynı zamanda.

KUVVETLİ, EVLİ, ENGELLİ
Merhamet'te Narin'in abisi Mehmet (Erkan Kolçak Köstendil) futbolcu olma hayaliyle ilerlerken trajik biçimde sakat kalmıştı. Güllerin Savaşı'nda Cihan (Sercan Badur) bebekken kıskanç ablası Gülfem'in yastıkla boğma teşebbüsünün bıraktığı hasarla cebelleşiyordu. Şeref Meselesi'nde Kübra'nın (Burcu Biricik) bacağında doğuştan bir arıza vardı, topallıyordu...
Bunların hepsi de kendini eksik hisseden biraz ezik yan karakterlerdi ama en sonunda güçlü yanları da yüzeye çıkıyordu.
Ama dizilerde daha çok engelliye ihtiyacımız var. Ajitasyon derdi olmayan, itinayla işlenmiş engelli karakterlere... İşigücü, evi-barkı, eşi-dostu olan gerçekçi ve umutlu engelli hikâyelerine...
Bir eksiklik ya da farklılığın, hayallere engel olmaması gerektiğine dair inanca ihtiyacımız var. Ya da tam tersi, bilemiyorum: Hayat yalı, villa, holding, tekne, uçak arasında geçmesine rağmen tamir edilemeyen, geri getirilemeyen bir uzvun dramına...
Dizi izleyicisi, o şatafatlı dünyalarda da işlerin ters gidebildiğini, onca varlığa rağmen mutsuzluğun önlenemediğini görmek istiyor. O her şeyi olanların da acı çektiğini, çaresiz kaldığını seyretmekten ayrı bir haz alıyor. İnsan psikolojisi çok karmaşık ve çok anlaşılır; e dizi âlemi de buradan yürüyor...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA