X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Çaçav’dan Çarpıcı Rapor:
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Çaçav’dan Çarpıcı Rapor:

  • Giriş Tarihi: 23.3.2015 14:08 Güncelleme Tarihi: 23.3.2015 14:53

Çocuk Hakları Alanında Çalışan Avukatlar Ağı (ÇAÇAV), ’Çocuk Adalet Sistemi Sorun Tespit Raporu’nu kamuoyu ile paylaştı. Dikkat çekici sonuçların elde edildiği raporda, uzun yargılama süresi, SEGBİS ile duruşmaya katılım gibi adil yargılanma hakkı ile çelişen uygulamaların yanı sıra, devletin çocukları koruyamadığı, işkence, kötü muamele, özel hayatın gizliliği gibi hak ihlalleri yaşandığına dikkat çekildi.
ÇAÇAV, ’Çocuk Adalet Sistemi Sorun Tespit Raporu’nu kamuoyu ile paylaştı. Konuya ilişkin Barosu’nda basın toplantısı düzenlendi. Toplantıya, birçok ilden çok sayıda avukat katıldı. Raporu okuyan avukat Gazal Koluman, çocukların adalet sistemi içinde “suça sürüklenen çocuk” veya “mağdur” çocuk olarak yer alabildiğini belirtti. Ancak çocuk adalet sisteminin sadece bu ikili ayrımla çocukları ele almadığına dikkat çeken Koluman, "Her çocuğun hakları vardır. Devlet her çocuğun esenliğini sağlamakla yükümlüdür. Her çocuk korunmaya veya desteğe ihtiyaç duyabilir. Ancak bu korunma ve destek çocuğun sahip olduğu insan haklarını ortadan kaldırmaz. Bu rapor çocuğun insan hakları perspektifinden çocuk adalet sistemini değerlendirmeyi hedeflemektedir" dedi.
"TÜM İŞLEMLERİ KOLLUK KUVVETLERİ YAPIYOR"
Daha sora başlıklar halinde raporu okuyan Koluman, cumhuriyet savcısının, suça sürüklenen çocuğun sadece ifadesini aldığını kaydederek, "İfade alınması hariç tüm soruşturma işlemleri kolluk tarafından yapılmaktadır. Savcı, koruyucu ve destekleyici tedbirlerin alınması için talepte bulunmamakta, bu tedbirlerin alınmasını mahkemeye bırakmaktadır. Çocuğun, soruşturma aşamasında ifadesi alınmadan önce ailesine yeterli bilgi verilmemektedir. Çocukların tutuklanması ve gözaltına alınması sırasında halen kelepçe, ters kelepçe, zincir ve benzeri aletler kullanılmaktadır. Müdafi olmadan ifade alınmakta, kimi zamansa ifade alındıktan sonra müdafinin ifade tutanağını imzalaması istenmektedir. Çocuk şube, baroya ivedi bir şekilde haber vermemektedir. Bazen de hiç haber verilmemekte, hatta bu sebeple baro tarafından çocuk şubeden liste istenildiğinde tepkiyle karşılanmaktadır. Halen siyasi suçlarda çocuklar bir tam gün TEM Şubede gözaltında kalabilmekte, derhal çocuk şubeye sevk edilmeyebilmektedir" diye konuştu.
"ORANTISIZ GÜÇ KULLANILIYOR"
Adliyelerde çocuklarla görüşme odalarının bulunmadığına dikkat çeken Koluman, çocuk ve müdafinin sağlıklı olarak görüşmesi için uygun ortamın sağlanmadığını vurguladı. Çocuklara isnat edilen suç ve süreç hakkında yaşına ve gelişimine uygun bilgilendirme yapılmadığını ve yetişkinlerle aynı uygulamalara tabi tutulduklarına işaret eden Koluman, "Yakalama esnasında çocuğa orantısız güç kullanılmaktadır. Yakalama sırasındaki şiddet meşru sebebe dayanmamakta ve ölçülülük sınırı aşılmaktadır. Uygulanan kötü muamele, soruşturma aşamasında re’sen dikkate alınmamakta, çocuğun görmüş olduğu şiddet yakalamanın unsuru gibi değerlendirilmektedir. Suça sürüklenen çocukların ne yasal hakları ne de kendilerine isnat edilen suçlar anlayabilecekleri bir dil ve açıklıkla kendilerine bildirilmektedir. Kolluk sadece savcılığa bilgi vermekte, zorunlu müdafilik talebi dışında baroya, çocuğun aleyhine bir durum bulunmaması halinde aileye, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bildirimleri yapmamakta ve böylelikle dört telefon kuralı uygulanmamakta, bazen de geciktirilmektedir. Baroya bildirim yapma zorunluluğu CMK ile sınırlı anlaşılmakta bu sebeple Baroya bildirimler ihmal edilmektedir" şeklinde konuştu.
"GİZLİLİK İHLAL EDİLİYOR"
Soruşturma aşamasında sosyal inceleme raporunun, çok büyük bir oranla alınmadığını ve raporun alınma sürecinde çocuk aleyhinde ibarelerle sorular sorulduğunu anlatan Koluman, şunları kaydetti:
"Birden çok dosyası bulunan çocukların risk altında olduğu açık iken bunlarla ilgili düzenlenen raporlarda bu çocuklara ilişkin özel ve acil alınması gereken tedbirlere değinilmemektedir. İddianame kabul edilmeden müdafiye tebliğ edilmediği için itiraz edilememektedir. Bunun yanında takipsizlik kararları da mağdur vekillerine tebliğ edilmemektedir. Adli Tıp raporu alınması sırasında müdafi bulunmamakta, adli tıp raporu, uzman olmayan kişilerce verilebilmekte, yasal gerekliliklere uygun olmayan raporlar hazırlanabilmektedir. Dosyanın taraflarının bilgilerini içeren duruşma listeleri çocukların ad soyadları ile duruşma salonlarının kapısına asılmaktadır. Yüksek sesle çocuk isimleri anons edilmekte, bu suretle gizlilik ihlal edilmektedir. Basında suça sürüklenen çocuklara ilişkin kimlik bilgileri ve fotoğraflar yer almakta, dosyaların gizliliği sağlanamamakta, bu hak ihlali karşısında basın savcılığı ve/veya çocuk büro gereken işlemleri resen yapmamaktadır."
"DÜZENLEME ALEYHTE OLDU"
2014 yılında Türk Ceza Kanunu’nun cinsel suçlar bölümünde cezaların arttırılması amacıyla yapılan düzenlemenin tam tersi sonuca yol açtığını aktaran Koluman, "Cinsel istismar suçunda yapılan değişiklikler, çocuklar aleyhine olmuştur. Cezalar sonuç itibariyle hafifletilmiştir. Failin tutuklu kalması süresi azalmıştır. Mevcut yasalar, çocuk mağdurların ifadelerinin kollukça alınmasına izin vermektedir. Suça sürüklenen çocuklarda olduğu gibi çocuk mağdurların da ifadelerinin uzman eşliğinde Cumhuriyet Savcılarınca alınması düzenlemesinin 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’na eklenmelidir" dedi.
"KIZ ÇOCUKLARIN KADIN AVUKAT İSTEMİ KARŞILANMIYOR"
Her ilde çocuk izleme merkezlerinin olmadığına bunun da çocukların ikincil örselenme yaşamalarına sebebiyet verdiğine vurgu yapan Koluman, bazı çocuk izleme merkezlerinde ise adli tıp uzmanı, çocuk psikiyatrisi, çocuk polisi ve güvenlik görevlisinin bulunmadığını belirtti.
Ceza kanunun ve CMK atama sisteminin sanık merkezli olması ve bu nedenle CMK’da mağdura avukat atama zorunluluğunun olmamasının sonucu olarak mağdurlara atama yapılmadığını dile getiren Koluman, "Kız çocuklarının kadın avukat istemi karşılanamamaktadır. Çocuğun istismarına ilişkin raporların, uzman olmayan kişilerce düzenlendiği görülebilmektedir. İfade verme sürecinde mağdurun psikolojik olarak en az düzeyde etkilenmesini sağlamak yerine uzmanlar yasal zorunluluğun yerine getirilmesi için bulunmaktadırlar. Adliyelerde uzmanlar için ayrı oda bulunmamaktadır. Mağdurlarla uzmanlar ifade öncesi görüşememektedirler. Çocuklar uygulamada 10 kez bile dinlenebilmektedir. Mağdur çocukla sanık özellikle cinsel istismar gibi travmatik sonuçlara yol açan davalarda dahi yüz yüze gelebilmektedir. Bazı durumlarda çocuğun hakları bizzat kendi avukatı tarafından ihlal edilmektedir. Avukatların ÇİM ve çocuk şubeye geç gitmesi sebebiyle ifadeler kolluk tarafından hazırlanabilmektedir. Bakımevlerinin yetersiz kapasiteleri, çocuğun, istismara uğradığı eve geri dönmesini sonucunu doğurmaktadır. Koruyucu bakım rehabilitasyon merkezlerinin ve bakım sosyal rehabilitasyon merkezlerinin mağdur çocuklara nitelikli hizmet sunmadıkları gözlemlenmiştir. Tüm mağdur çocuklar için geçerli olan sesli görüntülü kayıt sadece cinsel istismar suçundan mağdur olan çocuklar için uygulanmaktadır" diye konuştu.
"KURUMLAR BİRBİRLERİ İLE KOORDİNELİ DEĞİL"
Raporun sonuç bölümü okuyan Koluman, çocukların Türkiye’deki yargı sisteminin yapısal sorunlarından etkilendiğine dikkat çekti. Uzun yargılama süresi, SEGBİS ile duruşmaya katılım gibi adil yargılanma hakkı ile çelişen uygulamaların yanı sıra, devletin çocukları koruyamadığı işkence, kötü muamele, özel hayatın gizliliği gibi hak ihlalleri yaşandığını vurgulayan Koluman, şunları söyledi:
"Çünkü çocuklara ilişkin hükümler mevzuatta dağınık haldedir. TCK, ÇKK, TMK çocuğa ilişkin birbiriyle uyumsuz hükümler içermektedir. Mevzuat çocukların insan haklarına dair uluslararası arası mevzuat ile uyumsuzluklar barındırmaktadır. Mevzuatın dağınık olarak düzenlenmesi ve çocuklar hakkında verilen kararlarda koordinasyonsuzluk çocukların ikincil mağduriyetler yaşamasına yol açmaktadır. Bunun en vahim örneği koruyucu ve destekleyici tedbirlerde görülmektedir. Koruyucu destekleyici tedbirlere ilişkin kararların, farklı bakanlıklar ve kuruluşlar üzerinden yerine getirilmesi, mahkemelerin izlem çalışması yapmaması, çocuğa bütüncül yaklaşımı esas alan bir çocuk koruma sisteminin hayata geçmesini engellemektedir. Kurumların, diğer kurumlarla koordine olmadan bir süreç yürütmekte olduğu gözlemlenmiştir. Oysa ÇAS, birçok kurumun koordineli çalışmasıyla işlevsel olabilecek bir sistemdir. Bu sistem içerisindeki kurum, kuruluşların ve meslek elemanlarının kapasitelerini artırmak, gerekli düzeltme, iyileştirme ve geliştirmenin yapılması gerekmektedir. Önleyici stratejiler geliştirilmesine katkı sunmak adına, çocuk adalet sistemi içerisindeki çocuklara dair verilerin toplanmasını, izleme mekanizmalarının etkin bir şekilde işletilebilmesini sağlayacak sürdürülebilir bir sistemin kurulması gerekmektedir."