X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Ünlü İslam alimi İran'ı suçladı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Ünlü İslam alimi İran'ı suçladı

  • Giriş Tarihi: 27.6.2013 14:28

Dünyaca ünlü İslam alimi Yusuf el-Karadavi, son günlerde İslam dünyasında meydana gelen Sünni-Şii çatışmalarının bütün İslam alimlerini endişelendirdiğini söyledi.

Avrupa Fetva ve Araştırma Konseyi'nin toplantısına katılmak üzere, Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna'da bulunan Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı Karadavi son dönemde İslam dünyasında görülen "Sünni-Şii çatışmalarını" değerlendirdi.



Sünni-Şii çatışmalarının sadece Suriye'de değil, aynı zamanda Irak'ta, Lübnan'da ve Pakistan'da da yükselişte olduğunu belirten Karadavi, bunun tüm İslam alimlerini endişelendirdiğini söyledi. Bu durumun sona erdirilmesi için "İslam kardeşliği" prensibinde herkese büyük görevler düştüğünü ifade eden Karadavi, İslam alimlerinin de üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmelerini istedi.

Bölgede son dönemde ortaya çıkan Sunni-Şii gerilimiyle ilgili Hizbullah ve İran'ı suçlayan Karadavi, "Bunu biz değil, onlar başlattı. Onlar, İran'ın desteğiyle Suriye'ye girdiler. Mesela Hizbullah, binlerce komandosuyla Suriye'ye girdi. Bu sorunu onlar başlattı, bizler değil. Bu çatışmalardan Şiiler sorumludur, fitneyi onlar ateşledi. Onlar, en başından beri, zalim Esed rejimini desteklediler. Şimdi de askerlerini göndererek böyle bir sorun başlattılar."

"TÜRKİYE, BAŞINDAN BERİ DOĞRUNUN YANINDA OLDU"

Karadavi, Suriye'deki iç savaşın başından bu yana Türkiye'nin bölgedeki gücünün ve büyüklüğünün hissedildiğine işaret ederek, "Türkiye, en başından beri doğrunun yanında oldu. Temel insan haklarını talep eden Suriye halkını destekledi" ifadelerini kullandı.

Türkiye devletinin ve halkının, Suriye halkının haklı taleplerine destek verdiğini kaydeden Karadavi, "Suriye halkı, en temel haklarını, özgürlüklerini ve daha iyi bir hayatı istediler. Dünya genelindeki herkes, bu haklara sahip. Herkes, bu hakları talep etme hakkına da sahip" diye konuştu.

Karadavi, Esed rejimin zalim olduğunu ve kendi halkı üzerinde zulmün en kötü halini uyguladığını işaret ederek sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu rejim, en son teknolojiyi kullanıyor. Uzun menzilli silahlar kullanıyor. Çocukları ve kadınları, uykudayken öldürüyor. Bu korkunç. Her Müslüman, Suriye halkının haklı mücadelesine destek olmalıdır. Suriye halkı, ilk olarak şiddet içermeyen protestolara başvurdu. Esed, temel insan hakları için eylem yapan bu insanlara silahla karşılık verdi. Esed, önce eylemcilere garantiler verdi, ardından aynı eylemcilerin üzerine ateş açılması emrini verdi. Sadece eyleme katılanları değil, onların çocuklarını da öldürdüler. Tüm şehirlere zarar verildi. Halkın üzerine uçaklarla ve uzun menzilli silahlarla saldırdılar."

Karadavi, dünya liderlerinin, yasal hakları için mücadele veren Suriye halkının sesini duyması gerektiğini belirterek, "Bu insanların taleplerini ve beklentilerini dinlemeliler. Bu insanların durumlarını iyileştirmek için çalışmalılar, bir ailenin 60-70 yıl hüküm sürebilmesi için değil. Buradan, Bosna'daki, Kosova'daki, Balkan ülkeleri ve tüm dünyadaki Müslümanlara, zulüm gören Suriye halkının yanında olması ve bu halka elinden geldiğince destek olması çağrısında bulunuyorum" dedi.

"TÜRKİYE'NİN GÜÇLÜ OLMASI BENİ MUTLU EDİYOR"

Karadavi, Türkiye'nin her alanda güçlü bir ülke haline gelmesinin kendisini son derece mutlu ettiğini belirterek, şunları kaydetti:

"Umuyorum ki Türkiye, daha da güçlü olacak. Bu, tüm Müslümanları mutlu etmeli. Güçlü bir Türkiye, sadece kendini kaybetmiş ve yanlış yolda olanların hoşuna gitmeyecektir. Türkiye'deki kardeşlerimizin ve Türkiye'nin daha güçlü ve istikrarlı olması için Allah'a dua ediyorum. Türkiye'nin her geçen gün güçlenmesinden hoşnut olmayan insanları anlamıyorum. Türkiye, daha da güçlendikçe yardıma muhtaç olan kişilere de yardım edecektir. Türkiye, tüm sosyal sorunların çözüldüğü bir ülke, kim böyle bir ülkeye karşı olabilir ki? Böyle insanların var olması beni üzüyor" dedi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'den "kardeşimiz" diye bahseden Karadavi, Türkiyeli tüm liderleri sevdiklerini belirterek, "Onlar bizim bir parçamız, biz de onların bir parçasıyız. Biz, bir bütünüz" ifadelerini kullandı.

Bosna Hersek'e dördüncü kez geldiğini ve her gelişinde mutlu olduğunu belirten Karadavi, ülkeye ilk kez, Avrupa Fetva ve Araştırma Konseyi'nin kuruluşunun hemen akabinde, 1997 yılında geldiklerini söyledi.

Karadavi, "O dönemde geldik ve gördük ki ülke çok kötü bir durumda. Evlerin çatısı yok, birçok ev tamamen yıkılmış, yollar yıkılmış bir haldeydi. Savaşın izleri hem insanlarda hem de şehirde görülüyordu" dedi.

On yıllık bir aradan sonra, 2007 yılında yeniden Bosna Hersek'e geldiğini hatırlatan Karadavi, Bosna ile ilgili şunları söyledi:

"Her geldiğimde görüyorum ki burası her geçen gün daha da güzelleşiyor. Ben bunu, her gün burada olan insanlardan daha iyi gözlemleyebiliyorum. Elhamdulillah, görüyoruz ki evlerin tadilatları yapılmış. Yollar artık daha güzel. Altyapı da iyileştirilmiş. Bunu, yıllar sonra Bosna Hersek'e yeniden gelmiş alimler de söyledi. Hepsi, Bosna Hersek'in iyi yolda ilerlediğine işaret etti. Bu ülkenin doğallığı, güzellikleri, nehirleri ve ağaçları bizi mutlu ediyor."

BOSNA'NIN FETHİNİN 550. YILI

Karadavi, Fatih Sultan Mehmed'in Bosna'yı fethetmesinin ve ülkede yaşayan halkın İslam diniyle tanışmasının 550. yılında burada bulunuyor olmaktan da ayrıca sevinç duyduğunu belirterek, Balkan ülkelerinde yaşayan Müslümanlar için şu mesajı verdi:

"Genç, yaşlı tüm Müslümanlara, Allah'ın yolundan ayrılmamaları, İslam gerçeklerine uymaları ve bu gerçekler hakkında eğitim almaları çağrısında bulunuyorum. İslam, çok net ve açıktır. Hem özel hem de günlük hayatınızda İslam'a bağlı olun. İslam ahlakı ve maneviyatı ile yücelin. Size en iyi örnek, Kur'an-ı Kerim'i kendi ahlakı olarak kabul eden Hazreti Muhammed'dir. Tüm Müslümanlar, en iyi örneğe sahibiz ve ona göre davranmalıyız. Buradaki Müslümanlar da Hazreti Muhammed'in ümmetinin bir parçasıdır. Böylesine büyük bir topluluğun mensubu olduğunuzun bilincinde olun."

Karadavi, işçi, doktor, mühendis ya da devlet başkanı da dahil, her Müslüman'ın, icra ettiği görevi yürütürken önce Müslüman olduğunu hatırlamasını isteyerek, "Bu görevler ve makamlar, bize sadece emanet. Bu görevlerden dolayı sorumlu tutulacağız. Eğer hepimiz, görevimizi layığıyla yaparsak, tüm Müslümanların durumu iyiye gidecektir. Bu, çok önemli bir husus" şeklinde sözlerini tamamladı.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.