X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Davutoğlu, Anzakların ülkesinde
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Davutoğlu, Anzakların ülkesinde

  • Giriş Tarihi: 14.11.2014 08:10 Güncelleme Tarihi: 14.11.2014 09:10
Davutoğlu, Anzakların ülkesinde
Davutoğlu, Anzakların ülkesinde

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Bugün, Avustralya'ya karşı, Anzaklara karşı savaşan birinin torunu olarak burada misafirim. Tarihin cilveleri olan şeyler bunlar" dedi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Bugün, Avustralya'ya karşı, Anzaklara karşı savaşan birinin torunu olarak burada misafirim. Tarihin cilveleri olan şeyler bunlar" dedi.

Başbakan Davutoğlu, Brisbane Belediye Sarayı'nda düzenlenen "Küresel Gelişmeyi Güçlendirme: G20 Brisbane Zirvesi'nin Sınamaları ve Katkıları Konferansı"nın kapanış oturumunda konuştu.

Davutoğlu, İngilizce yaptığı konuşmasında, G20 Liderler Zirvesi'nin düzenlenmesinde gösterdikleri başarıdan dolayı Avustralyalı yetkilileri tebrik etmek istediğini belirterek, bu zirvenin dönem başkanlığının da gelecek yıl Türkiye'ye geçeceğini anımsattı.

G20 Zirvesi dönem başkanlığını üstlenecek olmalarından dolayı, Avustralya ile işbirliği halinde olduklarını ifade eden Davutoğlu, "Biz Gelibolu'daki, Çanakkale savaşlarının, deniz savaşlarının 100. yılını idrak ediyoruz. Gelibolu'da, bizim büyükbabalarımız birbirleriyle savaştılar, biliyorsunuz. Benim büyükbabam da Türk tarafında savaşanlardan bir tanesiydi. Bugün Avustralya'ya karşı, Anzaklara karşı savaşan birinin torunu olarak burada misafirim. Tarihin cilveleri olan şeyler bunlar" diye konuştu.

"Biz şunu biliyoruz ki savaştan sonra bir intikam kültürü olmamalı" diyen Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Karşılıklı saygı ve dostluk kültürü gelişmeli. Geçmişte ne olmuş olursa olsun artık geçmişte kaldı. Gelecek için bizler omuz omuza hareket etmeliyiz ve krizlerle başa çıkma konusunda, sıkıntılarla başa çıkma konusunda, insanlığa yardım konusunda omuz omuza olmalıyız. Dolayısıyla burada biz dostlara, Avustralyalıların konuğu olarak bulunuyoruz. Şimdi 100 yıl geçtikten sonra 170 bini aşkın Türk, Avustralya'da yaşamakta ve gerçekten barış içinde yaşıyorlar. İşte diğer uluslar için de bizim isteğimiz, bunun aynısıdır. 1. Dünya Savaşı'nın 100. yılı bu yıl ve dolayısıyla ben isterim ki tarihin değerlendirilmesi, ortak bir kader, ortak bir gelecek perspektifinde yapılsın."

"ULUSLARARASI EKONOMİDE STRATEJİLERE İHTİYAÇ VAR"


Davutoğlu, G20 Zirvesi için Avustralya'da bulunduklarını belirterek, "Avustralya'nın G20 başkanlığı için kendilerini tebrik etmek istiyorum, aynı zamanda konukseverlikleri için. Ama öyle bir ortamdayız ki uluslararası ekonomide sıkıntılar var ve siyasette stratejilere ihtiyaç var. Dünya ekonomisinin tarihine baktığınız zaman genel olarak üç tane farklı tarihsel deneyimden bahsediyoruz. Bunlardan bir tanesi geleneksel dünya ekonomisiyle burada belli alanların merkezileştiği ve birbirleriyle bağlandığı noktalardan bahsediyoruz. Mesela Akdeniz bölgesinde imparatorlukların birbirleriyle bağlantılı olduğu bir ekonomik yapı" diye konuştu.

Tarihte birçok ekonomik kriz yaşandığına, Moğol istilasının ekonomik sonuçlar ortaya çıkardığına ve Roma İmparatorluğu'nun bunun sonucu olarak parçalandığına işaret eden Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ekonomik istikrar veya emperyal yapı olduğu zaman, imparatorluk yapısı olduğu zaman, dünya ekonomisi yükselebiliyor ama siyasi kriz ortaya çıktığı zaman, o zaman ekonomide bir düşüş yaşamaya başlıyoruz. Şunu çok iyi biliyoruz, Çinli işadamları 12. yüzyılda, 13. yüzyılda Çinli tüccarlar, Afrika ve Ortadoğu ile çok güzel ticaret yapıyorlardı ve Milattan Önce 3, 4. yüzyıllarda İskender'in, Büyük İskender'in kurmuş olduğu imparatorluk, Yunanlıları, Mezopotamya'yı, Mısır'ı, Ortadoğu'yu, Akdeniz'i hepsini birbirine bağlıyordu. O dönemde dünya ekonomisinde bir kriz ortaya çıktığı zaman siyasi istikrar ortaya konuluyordu ve bununla çözülmeye çalışıyordu. Bu birleştirilmiş, birbirine bağlantılı coğrafyayla çözülmeye çalışılıyordu."

Dünya ekonomi tarihinin ikinci aşamasının modernite dönemi olduğunu anlatan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Modernite içerisinde de belli finansal sistemlerin ve kolonyal idarelerin birbirleriyle bağlantılı olduğu bir yapıdan bahsediyoruz. Bu da illa ki karasal bir bağlantı veya toprak bağlantısı olması gerekmiyor. Britanya ekonomisine ve Britanya'ya baktığınız zaman diğer taraftan da Hindistan'a baktığınız zaman herhangi bir karasal bağlantısı olmadan gerçekleşiyordu. Yani bir alan bağlantısı değil bir mantalite bağlantısıyla birbirlerine bağlıydı. Alan daha büyük ve illa ki İpekyolu ve Akdeniz bölgesi gibi coğrafi bir bağlantı da gerekmiyordu. Kolonyal ekonomilerde bir finans sistemi var ve bir network var. Daha siyasi bir hükümet yapıları ortaya çıkıyor ve sistem iyi bir şekilde işliyor. Merkez bağlantısı kuruluyor sanayi merkezleri ile sanayi piyasaları arasında. 1929 yılında bu ekonomi de krize girdi, bir buhrana girdi. Geleneksel ekonomiden daha büyük bir ölçeği vardı ama global ekonomiden daha küçük bir ölçeği vardı bu modern ekonominin. İşte bunun arkasından 2. Dünya Savaşı geldi. Bu ekonomik çöküş 2. Dünya Savaşı'nın tek sebebi değildir ama önemli sebeplerinden bir tanesidir. Çünkü 2. Dünya Savaşı'na neden olan uluslararası ortamı yaratmıştı."

"KÜRESEL REAKSİYON OLMADAN, KRİZLERE MÜDAHALE EDEMEZSİNİZ"


Şu anda da dünya ekonomi tarihinin 3. aşamada olduğunu, bu aşamanın da "küresel ekonomi ve küresel siyaset" olarak adlandırıldığını dile getiren Davutoğlu, şunları ifade etti:

"Geleneksel modernite ve küresel ekonomi, bu noktada bunun felsefesini, mantığını ve yapısal unsurlarını ayrı ayrı anlamazsak hem siyasette hem ekonomide insanlık tarihi açısından bugün yaşadığımız sıkıntılara çözüm bulmakta yetersiz kalırız. Modern ekonominin krizi, 1929 yılında ortaya çıktı ama 2008 yılındaki kriz küresel ekonominin krizidir. Bu ekonominin merkezlerinden bir tanesindeyiz, şu anda. Karasal bir bağlantısı yok ama teknolojiyle bir bağlantısı var ve karasal bir bağlantıdan başka diğer tüm unsurlarla birbirleriyle bağlantılı bir ekonomiden bahsediyoruz. 1999 krizi olduğunda Amerika'da, Rusya'da başka krizler de oldu ama bunlar daha lokasyon açıdan sınırlıydı. Ama 2008, hepimizi vuran bir şok oldu. Dünya ekonomisinin hacim olarak 1999'da yükselişe geçmesiyle birlikte yeni ekonomik büyüme dalgasıyla teknolojik enstrümanlar da büyüdü ve 2008 yılına gelindiğinde öyle bir şoktu ki bu sefer kriz müdahale edilmesi kolay bir kriz değildi. Çünkü küresel bir platforma ihtiyaç duyuluyordu.

İşte bu nedenle G20 vardı ama zirve noktasında değildi. 2008 yılında, G20 içinde de buna müdahale etme ihtiyacı duyuldu. Çünkü bir şekilde daha geniş bir küresel bilince ihtiyaç duyuyorduk. Aynı zamanda daha geniş satha yayılmış küresel bir ölçeğe ihtiyaç duyuyorduk. Çünkü büyüme ve istihdam konusuna tehditler vardı, finansal istikrar gerçekten çok güçlü bir tehdidin altındaydı. Büyüme ve istihdam azalmaya başladı ve bunlar esasında küresel krizin en önemli göstergeleridir. Küresel karşılıklı bağımlılık, ilke defa bu kadar bariz bir şekilde açığa çıktı. Küresel reaksiyon olmadan böylesi küresel krizlere müdahale edemezsiniz ve burada küresel karşılıklı bağımlılık, anahtar kelimedir. Yani insanoğlunun ortak kaderidir. İşte bu nedenle bizim bu ortak kaderi iyi bir şekilde anlamamız lazım. Eski krizlere benzemiyor bu."

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.