X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Tire'de nereye gitsen 'Unutma beni' çığlıkları
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Tire'de nereye gitsen 'Unutma beni' çığlıkları

  • Giriş Tarihi: 2.1.2013

Tire, İzmir'in şirin bir ilçesi. Geçmişe yaslanan, geleceği kucaklayan. Pazarı dillere destan. El sanatları unutulmasın diye inatla direniyor son ustalar küçücük dükkanlarında. "İnat nereye kadar!" derseniz, tarih pek uzak gibi değil

Bu hafta çalışma arkadaşım sevgili Fırat'la birlikte İzmir'in Tire ilçesine güzel ve keyifli bir tur yaptık. Neler gördük neler! Ne emekler, ne şaheserler! Büyük sabırla, emekle yaratılan el sanatlarını görünce bunları anlatmak farz oldu. Tire, İzmir'e 80 kilometre uzaklıkta yeşil, şirin bir ilçe. Kuzeyinde Küçük Menderes Ovası ve Bayındır, doğusunda Ödemiş, batısında Selçuk ve Torbalı, güneyinde Aydın var. "Yeşil Tire" olarak da anılan ilçe, tarihinde Hitit, Frigya, Lidya, Pers, Helen, Roma ve Bizans ve Osmanlı- Türk gibi birçok medeniyetin izlerini taşıyor. 79 bin nüfusa sahip olan Tire, salı günü kurulan pazarıyla ünlü. Türkiye'nin en büyük açık pazarlarından biri. Salı günü ilçe merkezinin neredeyse tüm sokakları pazar yerine dönüşüyor. Tire halkının kendi bahçesinde, tarlasında yetiştirdiği sebze ve meyvelerin yanı sıra, kadınların el işi dokumlarını da bulmak mümkün. Pazarın en dikkat çeken özelliklerinden biri de tezgah başlarındakilerin büyük çoğunluğunun kadın oluşu. 5 bine yakın tezgahın kurulduğu pazarda, adeta kadın hegemonyası var. Neredeyse tezgahların yüzde 90'ında kadın satıcılar duruyor. Sadece Tirelilerin değil, İzmir'in diğer ilçelerinden de birçok kişinin ziyaret ettiği pazara yerli ve yabancı turistler de ilgi gösteriyor.

Pazar gezimizi yavaş yavaş tamamlarken Tire'nin artık yok olmaya yüz tutmuş el sanatlarının hayat bulduğu dükkanlara uğruyoruz. İlk durağımız, her biri el işi olan yorganların yapıldığı bir sanat alanı. Dükkanın duvarlarında yün, pamuk ve hatta elyafla içleri doldurulup satenle, basmayla kaplanmış; iğne ucuyla desenler verilmiş yorganlar var. Koskoca Tire'de şimdilerde sadece 3-5 yorgancı kalmış. Eskiden 8-10 yorgancı dükkanının bulunduğu sokakta şimdi, sadece Yusuf Çırgan'ın küçük iş yeri var. "Artık hiç kimse el emeği göz nuruyla yapılan yorgana bakmıyor, herkesin gözü sentetiğe yöneldi" diyor Yusuf usta. Yıllar önce, sıkı durun sıkı, tam 14 yorgancı varmış. Bu sanata gönül veren usta, bir yorganı motifin basitliğine, zorluğuna göre 1-3 gün arasında dikiyormuş. En önemli sorun yeni ustaların yetişmemesi. Çünkü çırak gelmiyor. Bu kadar sağlığa faydalı, bu kadar şık bir sanatı, bir mesleği, el emeğiyle işlenmiş yorgancılığı yok etmek vicdansızlık bence.

KEÇE DEYİP GEÇME

Hüzünle o ayrılıyoruz Yusuf Usta'nın yanından. Bu kez karşımıza duvarlara asılmış, adeta bir çiçek bahçesini andıran keçeler çıkıyor. Renk renk, desen desen bizleri karşılıyor. Küçük penceresinden ışık huzmesinin aydınlattığı dükkandan başımızı uzattığımızda, 3 ustayı keçeleri dürerken görüyoruz. Büyük bir battaniyeye yayılan koyun yünleri özenle yerleştirilip yuvarlanıyor. Keçe işi çok büyük emek gerektiriyor. Kırpılan yünlerin bir kısmını deniz suyunda yıkayıp kurutuluyor. Öğrendik ki bazı köylerde yünü çatı arasında saklıyorlar. Yün beklerken ısı yalıtımı da sağlıyormuş. Deniz suyu ile yıkamalarının nedeni güve yemesin diye... Yıkanıp kurumuş ya da hiç yıkanmamış yün önce tarakla temizleniyor. Bazen de elle açılıyor. Temizleyip fitil haline getirilen yünler, kısa kısa gerdirerek hasırın üstüne açılıyor. Tam dükkana girdiğimizde yünlerin dürülmesini görüyoruz. 2-3 kat ters örgüler yaparak bu işlem tekrarlanıyor. Sabunlu suyu yavaş yavaş yedirerek yünlerin iç içe geçmesi sağlanıyor. Merdane kullanarak yarım keçe yapılmak için "depme"ye başlanıyor. Ustalar, henüz tam keçeleşmeden nasıl bir desen yapmak istiyorlarsa, renkli yünü ince uçlu bir çubuk ya da tornavida ile ucundan bastırarak çizgi şeklinde desen oluşturmaya başlıyor. Desen bittikten sonra son kez tekrar "depme" işlemi 15-20 dakika yapılıyor ve keçeleşme sağlanıyor. Daha sonra keçe kuruması için güneşe bırakılıyor. Keçe evlerin girişlerinde yaygı olarak kullanılıyor. Yelek, pantolon yapılıyor. En önemlisi yük hayvanlarının semerlerinin altına konuyor. Hayvanın terini alıyor. Semerin hayvanın sırtında açacağı yaralara engel oluyor. Görüştüğümüz keçecilerden Mehmet Dönmez, "Yılın sadece 3 ayı iş yapıyoruz. O da zeytin zamanı. Onun dışında kalan zamanda dükkanda boş yatıyoruz" diyor. Gençler bu sanatı öğrenmek istemiyor. Bir diğer keçe ustası Muhammet Yiğit de, "En genç çırak benim, yaşım 50" diyor gülerek!

60 YILLIK USTA

Karşımıza çıkan bir başka sanat ise semer yapımı... Semerci Sabri Keşanlı 78 yaşında. 60 yıldır bu işi yaptığını söylüyor. Çocuk yaşlarına dedesinden öğrenmiş. 18 yaşına gelince dedesi dükkanı Sabri Usta'ya bırakmış. O da tam 60 yıldır bıkmadan usanmadan semer yapıyor. "Eskiden işlerimiz çok iyiydi. Şimdi ancak karnımızı doyuruyoruz" diyor. Bir semerin 3 günde yapıldığını söylüyor. Eşek semeri 200, at semeri 300 lira. Daha önceleri Tire'de 8-10 semerci varken, şimdi sadece üç tane kalmış. Sabri Usta, bu işin son temsilcilerinden biri. "Çırak gelmiyor. Zaten biz kendimizi zor geçindiriyoruz. Onlar sigorta isteyecekler, biz sigortayı nasıl yapalım!" diyor. Sabah 07.30'da iş başı yapıyor, akşam 19.30'a kadar çalışıyor Sabri Usta. Haftanın iki günü Tire'de kurulan pazara gelen köylülerin işini yapıyor. Bu yıl bırakmayı düşündüğünü söylüyor. "Artık gücüm yok. Eskiden bir günde semer yapardım; şimdi üç günde ancak bir tane yapıyorum" diyor. Kolay bir iş değil. Usta, "Bu iş güç kuvvet işi" derken haklı! Gerçekten büyük emek gerekiyor.

'DEVLET DESTEK VERMEDEN OLMAZ'
Tam artık Tire'den dönelim diye düşünürken eski bir han çıkıyor karşımıza. Hanın altında minicik bir dükkan. Dükkandaki iki kişi kap kalaylıyor. Onlar da çok şikayetçi çıraksızlıktan. Mesleklerinin son temsilcileri olduklarını söylüyorlar hüzünle! Ata sanatlarımız yok olmak üzere. Bu ustalar yaşama veda etmeden konuyu devlet acil ele almalı. Yerel yönetimler, halk eğitim merkezleri yeni usta yetişmesi için dayanışma içinde olmalı. Bu yetmez tabii. Turizm ve Kültür Bakanlığı devreye girmeli. Sanat eserlerinin pazar bulmasına, tanıtılmasına çalışmalı. Gelecek nesillere taşınması için eğitimler verilmeli. Özellikle keçe, kültür mirası listesine girebilir. Sadece Tire'de değil, Türkiye'nin birçok bölgesinde bu el sanatlarının ustalarına mutlaka sahip çıkılmalı.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.