X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER AYŞE KİLİMCİ: Yükünüz nedir efenim?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

AYŞE KİLİMCİ: Yükünüz nedir efenim?

  • Giriş Tarihi: 20.1.2013

İlmiye Hanım şu dünyada bir adından çekti, bir de yükünden. Yük dediğime kulağasmayın, ne hüneri ne hayatı yüktü ona; densiz insanların tuhaf sorularıydı olanca yükü... Densizler, diliyle aklının kantar topuzu kaymışlar, günde on cümleden fazla konuşmasın diye Damlacık'taki dedeye mum bile yaktı. Hayat boyu adları sorgulamaktan bir de "Yükünüz nedir efenim?" diye sormaktan usanmadı. Eksik akıllıları hastirdi gitsin, ah ah sormayın yaşı ilerledikçe bir küfür İlmiye hatunda bir küfür, af buyurun erkek gibi bozdu ağzını; e kadın haklı, hayat zorladı ..

***

Dipli köklü bir ailenin kızıyken okulu bıraktı, görücüye çıkmadı, çıraklığa gönül eğdirmedi ama çalı çıtırtısına, kapı gıcırtısına oynadı. Onun kalbini ışıtan da buydu, kız n'apsın? Daha şuncacıkken, parmak uçlarında yürür, dans edermişçesine dönerdi. Herkes avucunda kısmeti, kalbinde o kısmetin ışığıyla geliyor dünyaya anacım, hünerini dipli köklü yaşarsa mutlu olup mutlu ediyor, yok, budayıp indirilirse de küsüyor, ışığı eksiliyor, sen ona tükeniyor de, de de, yanlış olmaz... İlim sahibi olmak kiiim, biz kim, dese de, ilim ilim bilmektir bahsinde, kendini bilerek yaşadığına her zaman şükretti İlmiye hatun. E kısmetini yaşamaya, sevdiği işi yapmaktan geçim etmeye başlayınca da, İkiçeşmelik'in düğüncü kahvelerinde bilenler onu İlmiye diye ansa da, kendine yük olmayacak bir ad takındı hemen, Özcan dedi, e bi de soyisim gerek bu dar-ı dünyada, onsuz olmaz, Pekak olsun mu, olsun, zamanın ünlü bir şarkıcısının soyadıydı, ışıltısı düşsün diye... İşe başladığı sıralar, çizmek, giyinmek için heves ettiği dans kıyafeti diktiremediyse de, komşuları, bar kızı Hikmet'in arkadaşı Nazmiye kendininkini verip, fotoğrafçıya eliyle götürdü, zilleriyle, tülleriyle, Aleksandra saçlarıyla, hem kınalı hem ojeli parmaklarıyla ateş dansı ederken çektiler resmini, afiş için. Unutmabeni kolonyası fotografide çıkmadıysa da, İlmiye sahneye her çıktığında bu kokuyu sürünmeyi uğuru saydı. Unutma beni, diyemedi ama, kimseye, yüklerinden biri budur...
***

Dans arkadaşı Nazmiye hakikatli kızdı, kalbi kısmetine yol açtı, Söke'ye gelin gitti, bi pamuk tüccarı bastı nikahı, memleketinde karısını balerin diye tanıtmış. Balerin tütüsünü, burnu sertleştirilmiş bale pabucunu giyip poz bile verdi, foto Kapkın'da. Kınasında İlmiye göbek attı, kırıp geçirdi milleti, herkesler şıkır şıkır döktürdü. Da, niyeyse, gelin iskarpininin altına adını yazan kızların hiçbirinin kısmeti açılmadı. Hayatta herkesin yükü farklı anacım, misal sen, düşün bakalım, ama, sahiden düşün, kalbini, ömrünü sorgula bakalım, içini cız ettiren, kalbine hicran mührü basan yükün neydi diye, hayatta? Dipli köklü haller değil de, bakarsın bir sitem, bir baş çevirme, izansızlık, kademsizlik, ağulu söz, ummadığının senden yüz çevirmesi, sır, aşk yahut vuslat, geçim, ev külfeti, seçim sandığı, Pazar filesi, komşu düğümü, belli mi olur, yükten yüke değişir hayatlar, dayanmalar, yük altında iki büklüm olmalar...
***

İlmiye Özcan Pekak güzel bir ömür sürdü, dansını etti, sahnesiz kalmadı, unutmabeni kolonyası dökündü ama, kimseye unutma beni diyemedi, demesi kısmet olmadı. Bir yurt yuva, evlat da kısmet olmadı. Yoluna gül dökenler, pabucundan şampanya içenler olduysa da, nikahı basan hani, nerde? O da istemedi zaten,' er dediğin karşında reverans yaparken iyidir, bir eve tıkılırsan, yükün olur' demekten geri durmadı. Er çiçeği, süs çiçeğiydi, vitrinde güzeldi... Bağrına basar, pek önemsersen, sinene batan diken olur, dalayan ısırgan, ko seni seyretmekle kalsın, o vakit yük olmaz... Gün geldi, vakt irişti, evinden son seferi turneye değil, yaşlı evine oldu, bunu da yük saymadı İlmiye. Evcağızını kuruma bağışladı, eşyasını eliyle dağıttı, kıymetlisi üç parçayı, yani dantel siyah jartiyerini bitişik komşu kızına verdi, atlas kumaşa Çin iğnesiyle nakşedilmiş, tokalaşan erkek ve kadın elini, ki altında 'seni benden kim ayırır, belki ölümden gayrı?' yazılıydı, nakış kursuna eliyle götürdü, sınıfın duvarına birlikte astılar. Bir de likör takımı vardı, Kıbrıs turnesinde aldığı, onu, bir kadehi eksik olarak semtin meyhanesine gönderdi. O eksik kadehi hırkasının cebine koydu, kağıda sarıp... Gittiği yerde hiç mi kutlanası güzel iş olmayacaktı, di mi ama? Senin kalbin güzelse hayat da güzeldir anacım, ben bunu bilir bunu söylerim. Hayatın şerefine İlmiye!

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.