X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Karı-koca, yemek pişirir gibi şarap üretiyor
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Karı-koca, yemek pişirir gibi şarap üretiyor

  • Giriş Tarihi: 20.1.2013

Bilge Bengisu, mimarlık okudu. İstanbul'da çalışmaya başladı, sonra Amerika'ya gitti. Burada Reha Öğünlü ile evlendi ve mesleğini 16 yıl bu ülkede sürdürdü. Bir akşam aniden karar verip ülkelerine, Urla'ya döndüler. Eski bir Rum evi alıp, şaraphane yaptılar

Bilge Bengisu, İzmir'de mimarlık fakültesini bitirdikten sonra, çalışmaya başladığı İstanbul'a, kalabalığına, trafiğine dayanamadı, Amerika'ya yükseğini yapmaya gitti. Ardından bu ülkeye gelen Reha Oğünlü ile evlenip, Amerika'ya yerleşmeye karar verdi, burada 16 sene mimarlık yaptı. Hiç Türkiye'ye dönme niyeti yokken, bir Napa seyahatinin ardından, aklı karışmaya başladı. O sırada annesi de dahil birçok yakını Urla'da bağ dikmeye başlamıştı. Zaten yazın Çeşme'ye gidip gelirken geçtikleri Urla'yı Toscana'ya benzetiyor, çok beğeniyordu. Bir akşam yemek yerken, Urla'nın da bir Napa veya Toscana olabileceğini konuştular. "Dönsek mi" demelerinin ardından iki ay geçmeden, Amerika'da neleri varsa satıp, bu güzel ilçeye yerleştiler. Eski bir Rum evi alıp, şaraphane haline getirdiler. Urlice'nin bağlarını dikerken, kitaplardan öğrendikleriyle tecrübelilerin söyledikleri çelişince biraz zorlandılar. Bilge Bengisu Öğünlü, 'Şarap bizi yansıtmalı, bizim ürünümüz olmalı" diye diretip, kimseden yardım almadıkları, hiçbir makineleri de olmadan şarap yaptıkları ilk yıl, üzüm çiğnemekten bir günde 3 kilo verilebildiğini gördü. Urla topraklarının verimi, esen rüzgarın yönü, onların gayreti ile birleşince, daha ilk yıldan çok iyi şarap yapmayı başardılar. Küçücük bağları, bir evin mahzeni gibi görünen mahzenlerinden çıkan nefis Urlice şarapları ile yurtiçinde ve dışında girebildikleri her yarıştan büyük başarılarla dönen Bilge Bengisu Öğünlü ile taş Rum evinde şarabı konuştuk.

"ÜRÜN, BİZİ YANSITSIN"
Etrafta hiç kimse görmüyoruz, sanki her şeyi kendiniz yapıyorsunuz gibi...
- Zaten biz yapıyoruz her şeyi.

Nasıl yani?
- Budama, şarap, etiket, şişeleme, muhasebe, grafikler, şarap yapımındaki hareketler, hepsini biz yapıyoruz. Fransa başta, Avrupa'da küçük ölçekli çok işletme var. Vigneron diyorlar. Şarabı yetiştirmekten, şişeleyip satmaya kadar bütün süreçlerde emeği geçen insan demek vigneron.

Neden yardım almıyorsunuz?
- Biz, şuna inanıyoruz. Şarap bizim ürünümüz olmalı, bizi yansıtmalı. Başkasına o sorumluluğu vermemeliyiz. Biz de bir oenolog ile çalışabilirdik. Özellikle Fransız olsaydı, belki daha da ilgi çekici olabilirdi, ama bütün sorumluluğu ona veriyorsun ve o senin ürünün olmaktan çıkıyor. Şarapçılığın sanata yaklaşan bir tarafı var. Seni yansıtması lazım. Senin müziğin, senin resmin, senin binan gibi, senin şarabın olmalı. Bize yardım eden bir aile var ama sadece yardımcı.

"TOPRAK ÇOK UYGUN"
Bütün bölgenin mi şarabı kaliteli oluyor?
- Bölgede gerçekten kaliteli şarap oluyor. Toprağından, suyundan, ikliminden kesinlikle. Yurtdışından gelen uzmanlar, gerçekten şaraplara hayran kalıyor. Şaraplarımızı dünya şaraplarının üst seviyelerine koyuyorlar. Biz, organik tarım yapıyoruz. Kendimize evde yemek pişirir gibi şarap yapıyoruz. Dolayısıyla hiçbir kimyasal koymak istemiyoruz kendi içtiğimiz şaraba. Buranın toprağı çok uygun. Kuzeyden ve güneyden gelen rüzgarlar, asmalar arasında nem bırakmıyor. Burası eğer önem verilirse ciddi bir şarap merkezi olabilir. Şaraplarıyla anılan ve turizmin desteklediği bir yer. Yanında İzmir metropol var, yakınında Efes, bu tarz şeylerin de desteklendiği bir destinasyon olabilir. O da bölgesel kalkınma ve sürdürülebilir bir kalkınma yaratır. Slow food vesaire bütün çaba, yöresel, bölgesel kalkınma için.

Şarap pahalı değil mi?
- Çok pahalı. Türkiye'de şarap piyasasını belirleyen bir iki büyük firma var. Üst düzey şaraplarını belli fiyattan piyasaya koyuyorlar. Böyle olunca küçük üreticiler aynı kalitede şarap yapıp da ucuza satamaz. Şarabın fiyatı ile kalitesini eşleştirmek gibi bir algı da var. Kültürümüzde çok fazla şarap yok. Alt kültürde şarap yok. Dolayısıyla marka ve fiyat, bir etiket, bir gösterge oluyor. Bunun fiyatı yüksekse iyidir veya şu markaysa iyidir diye düşünülüyor. Şarap, üst sınıfın içeceği gibi bir algı var. Aslında eskiden herkes kendi şarabını yaparmış evinde. Bugünlerde günlük hayatın çok dışında şarap. Halbuki her yemekte içilebilecek bir içecek. Bir de yediğini daha rahat hazmetmeni sağlıyor.

Üzümcü kazanıyor mu?
- Bir sürü insan Cabarnet bağları dikti burada. Firmalar yüksek fiyattan alıyordu üzümü. Şimdi almamaya başladı, insanlar bağlarını söküyor. Çok kıymetli bu üzümler. Yöredeki bağlardan 60 liralık şarap yapılabiliyor. İnsanlar o kadar emek vermiş, onları söküp, yerine GDO'lu mısır dikiyor. Buğday daha çok para ediyor. Bir kilo üzüme, bir lira vermiyorlar. Halbuki bir kilo üzümden bir şişe şarap yapılır. Bizim örneğimizde olduğu gibi, küçük şaraphaneler artsa, üreticiye yararı olur. Fransa'da olduğu gibi, kooperatifler kurulsun mesela.

Kooperatif kurulmasını mı öneriyorsunuz?
- O tüketim yok şimdi Türkiye'de. Tüketimin, yani talebin artması lazım.

PUANI, DÜNYACA ÜNLÜ PETRUS'TAN DAHA YÜKSEK
Reha Öğünlü, kendi çabasıyla öğrendiği gitarı ile ününü İzmir dışına taşıdı. Orkestrası, yıllarca Nükhet Duru, Ajda Pekkan, Neco ve Çetin Alp gibi ünlülerin arkasında çaldı. Türkiye'nin ilk sörfçüleri arasında yer aldı, rüzgar sörfünün öncülerinden oldu. Her şeyi kendi kendine öğrendi ama en iyisini yapmayı başardı. Kimse ona sevmediği bir işi yaptıramadı. Hep hobilerini işi haline getirdi. Amerika'da "Books and Music" diye dünyaca ünlü bir zincirde çalışıyordu. Bu iş de hobilerine uyuyordu ama yıllarca gece müzik yapmış bir kişi için gündüz çalışmaya alışmak pek kolay değildi. Tam Türk restoranı açmayı planlarken döndükleri Türkiye'de başladığı şarapçılıkta, yine kimseden yardım almadan, çok iyi şaraplar yaptı. Kimse de ondan farklı bir sonuç beklemiyordu. Üretimi bu kadar küçük de olsa, hedefini yüksek koydu. Urla'daki bağından, dünyaca ünlü Petrus'tan daha yüksek puanı olan şarap elde etti.

SEVDİĞİ İŞİ YAPIYOR

Kaç dönüm bağınız var?
- 40 dönüm. Küçükte kontrol daha iyi her zaman.

Şarapçılığı nasıl öğrendiniz?
- Sevdiğim işleri yaparım. Yapacağım zaman da o işi çok iyi öğrenirim. Şarapçılıkta da kendi kendimizi yetiştirdik. Sürekli öğreniliyor. Tecrübenin, öğrenmenin sonu yok şarapçılıkta. İlk şarap üretimimizde ölüyordum. 700 şişeyi kendim mantarladım. Hem de saçma sapan bir mantar aletiyle. Bilge bir günde 3 kilo verdi. Üzümlerin üstünde zıpladı çizmeyle. Bitti, mahvoldu. İlk geldiğimiz sene hiç makinemiz falan yoktu ama biz yine çok iyi şarap yaptık.

Emeğinizin karşılığını aldınız mı?
- Tamamiyle özverili bir çalışma. Altında bir ticari neden yatmıyor. Önemli olan yetiştirildiğimiz topraklara bir katma değer getirmek. Ailemiz geçiniyor. Biz para kazanmak için yapmıyoruz bu işi. Küçüklerin hiçbiri para kazanmak için yapmaz. Yaşantıyı idame ettirmek yeterli. Zaten güzel bir yerde yaşıyoruz, her gün güneş var. İstediğimiz balığı da alabiliyoruz. Memnunuz, fazlasında da gözümüz yok. Herkes, Urla'ya bir değer gelsin istiyor. Bu bir borçtur gibi geliyor bana. Çipurasını bütün gün yiyorsan, vermen gerek geriye. Fizibilite analizi yaptığın zaman, sonuçta bu işi yapmak bir delilik. Bu paraya otel yaparsın kaç tane. Biz katma değer yaratıyoruz, bir liraya satacağımız üzümü 60 liralık şarap haline getirerek, büyük bir katma değer sağlıyoruz. Paranın girişi bizim sattığımız pahalı şaraplardan. Ucuzu satamıyoruz bile.

PRESTİJ İÇİN ÜRETİYOR

Neden?
- Türkiye öyle bir yer ki, ucuzla en pahalısı arasında 3-4 puan kalite farkı var. Millet gidiyor, o kadar parayı veriyor, onu alıyor. Biraz daha insanlar prestij için şarap alıyor. Bu katma değerler ve bizim tanınmamız, buranın değerini artırıyor. Yapan da prestij için yapıyor. Akın Güngör niye şarap yapsın ki yoksa. Artık Amerika'da herhangi bir müzisyenin, sinema yönetmeninin veya doktorun emekliye ayrıldıktan sonra yapabileceği en prestijli iş, şaraphane kurmak. Yine üretken oluyor. Bu sefer doğa ile birleşip üretiyor ve ürettiği şey sanatla yan yana.

"ÜRETİM FAZLA OLURSA PARA KAZANIRSIN"
Şarap dışında içki içiyor musunuz?
- Biz alkolü fazla sevmiyoruz. Türk rakısı severim, bir de uzoyu. Bir restorana gittiğimde, kazık yemeyeyim diye rakı içiyorum. Senden 20 liraya aldığı şaraba 70 lira yazıyor, 50 liraya aldığı rakıya 85 lira yazıyor.

Urla'da kaç şarap üreticisi var?
- Biz, Urla Şarapçılık, Usca, Mozaik ve Şatomet.

Ve tüm şarapçılar birbirini destekliyor...
- Bir destinasyon oluşturup, bize gelen turlara onları da tanıtmak istiyoruz. Çünkü bir iki şaraphane ile turizm odağı yaratılmaz. Bunu kesinlikle paylaşmak lazım. Buraya getirip üç-beş şarabı tattıracaksın ama göndereceğin yer yine başka bir şaraphane olmalı. Turist, en az 4-5 yer dolaşacak geldiğinde. Hepsinde de o şaraphaneye has ama bölgeyi yansıtan ayrı lezzetler bulursa, burası çok ciddi rakamlara ulaşır. Napa öyle büyüdü dünyada. Biz 2000 yılında gitmiştik, ünlü bir yerdi ama gayet rahat gezebiliyordunuz. Şimdi rakamlar uçtu. Yılın 365 günü bütün şaraphanelere otobüslerle turlar geliyor. Urla kadar küçücük bir yer olan Napa'da, yaklaşık 100 şaraphane var.

Şarapçılıktan para kazanılır mı?
- Çok büyük üretim yaparsan kazanırsın ama 100 bin şişeye kadar bir şey kazanamazsın.

Sizin üretiminiz ne kadar?
- Bizimki, 15-20 bin şişe. Petrus şarabı 1500 dolardan satış görebiliyor. Bu kabul edilmiş katma değerli bir ürün. Biz de bu topraklardan öyle bir şey yaratma iddiası içindeyiz. 1500 doları bulsun bulmasın önemli değil. Buranın şarabının o değeri bulması önemli.

Buradan da bir Petrus çıkar mı?
- Bilmem de Petrus 82-83 puan, benim şarabım, 93 puan.

Siz hiç Petrus içtiniz mi?
- O şaraplar içilmiyor genelde kasalarla alınıyor, konuyor bir kenara, 50 bin euro verdin, 10 kasa kapattın, 6 ay sonra yeni bir açık artırmayı bekliyorsun. Orada 80 bin euroya satıyorsun onlar şaraptan öte kağıt. Bazı restoranlar bu şarapları kapatıp, mönülerine koyuyor, müşteri çekiyor. Üstündeki etiketle o da orijinalse tabii. Çok taklitleri çıktı bunun. Küba taklitlerini yapıp, Amerika'ya sallıyor.Amerika'ya taklit 400 bin şişe girmiş. Küba büyük para kazanıyor. Bizim ticari amacımız yok. Organik bağcılık yapıyoruz. Hiçbir kimyasal kullanmıyoruz. Kendimiz için yapıyoruz. İyi şarap yapmak istiyoruz. Bu kadar basit. İyi şarap yapmak, ancak bu şekilde olur diye düşünüyoruz.

Kaç ödülünüz var?
- Biz yarışmaların yüzde birine falan katılıyoruz. Çünkü çok ağır masraflar. Yarışmaya bir şarapla girmek için, 1500 lira vermen lazım. Ayrıca giriş ücreti gibi paralar da yatırmak gerekiyor. Kavaklıdere bir yarışmaya girdiği zaman, 20-25 bin lira veriyor. Biz bunu yapamayız. Biz her girebildiğimiz yarışmadan ödülle döndük. 2009 Cabarnet Sauvignon'dan altın madalya aldık. Her yarışmadan iyi dereceler alıyoruz. Altın, gümüş madalyalarımız var. Türkiye şaraplarının katıldığı organizasyon var. Puanlama 100 üzerinde oluyor, 90 üzeri mükemmel demek, bizim şarabımız 93 puan almış. 2011 en iyi genç şarap dalında altın madalya almış.

Yarışlara ne zaman girmeye başladınız?
- Yarışmalar 2009'dan sonra başladı. Biz, 2010'da başladık. Türkiye'de şarap hareketi yoktu. Biz işe 2006'da girmiştik işe ama o zaman yarışma yoktu.

"FRANSA ŞARAPÇILIĞINI ŞATO ŞARAPÇILARI KURTARDI"
Şato şarapçılığı (Kendi bağlarının içinde, kendi üzümünden şarap yapılması) giderek artıyor mu?
- Bütün dünyada böyle. Fransa'da şato şarapçılığı, son 30 yıl içinde gelişti.. Eskiden çok büyük firmalar vardı, kalite acayip düştü. Fransa şarapçılığı kötüye giderken, şato şarapçıları çok iyi kaliteli şarap üretmeye başladı. Kendileriyle mukayese edip onlar da kaliteli şarap yapmaya başladı ve Fransa şarapçılığı kurtuldu.

Türk şarapçılığı da mı aynı yolu izliyor?
- Burada da "köpek öldüren" yapan şarapçılar da kalitelerini yükseltmeye başladı. Biz geldik, Büyülübağ geldi, Urla Şarapçılık çok büyük etkendir geldi, diğerleri de kendilerini düzeltmeye mecbur oldu. Fransa'yı kurtaran şato şarapçılığı, Türkiye'yi de kurtaracak.

"HEPSİ İYİ DAVRANDI BÜYÜK DESTEK VERDİ"
Şarapçılığı öneriyor musunuz?
- İzmir'deki firmalar arasında çok büyük dostluk var. Hepsi çok iyi davrandı, büyük destek verdi. Biz de herkese destek veririz. İzmirli olmak, aynı köylü olmak gibi. Ciddi dayanışma var. Ben buranın şarapçılığı için bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Her boyutta insan bu işe girebilir. Biz küçük üreticiyiz. İlla büyük üretici olmak gerekmiyor. 2008'de bizi Avrupalı şarapçılar toplantısına davet ettiler. Toscana'da yapıldı. Orada bizim gibi çok üretici gördük. Hepsi öyle 2-3 kişilik işletmelerdi. Avrupalılar, bağları tarihsel çevresel bir varlık olarak görüyor ve vigneronlara, yani şarapçılara, çevreyi korudukları için ayrı bir paye veriyor. "Çevreyi jenerasyonlara kalacak güzel bir şeyle dolduruyorsunuz onun için çok önemlisiniz" diyorlar.

"ŞARAP YOLU BİRLİĞİ KURUYORUZ"
Peki ne yapılabilir?
- Şarap Yolu Birliği kuracağız Urla'da. Zaten herkes çok ilgili. Bunu Avrupa Şarap Yolları'na registre ediyoruz.

Bu neye yarayacak?
- Bu, her zaman üye şaraphanelerin belli günlerde açık olacağı, belli standartlarda şarabın olacağı, oraya gelenlerin belli standartta hizmet alacağı, tuvaletiyle, oturacak yeriyle standardı onlara garanti eden bir birlik. Biz kuruyoruz, çok da ilgilenen şaraphane var. Bu bir destinasyon olacak. Her zaman tur acenteleri buraya geldiklerinde turu götürebilecekleri şaraphaneler olacağını bilecek. Bu tür şaraphaneler oldukça hem turizme katkısı çok olacak hem de geri dönüşü olacak. İnsanlar yetiştirdikleri bağları sökmeyecek. Bu benim için çok önemli. Bağların sökülmesi, büyük üzüntü kaynağıdır. Çünkü, Urla bunu birkaç kere yaşadı. Birkaç kere bağlar dikildi, sonra söküldü. Biz geldiğimizde herkes dikiyordu. Şimdi yine sökmeye başladılar.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.