X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Kendini çevreye adamış bir kral: Ümit Erdem
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Kendini çevreye adamış bir kral: Ümit Erdem

  • Giriş Tarihi: 27.1.2013

Çevreci denince akla gelen ilk isimlerden olan Prof. Dr. Ümit Erdem, emekli oldu ama öğrencilerine fahri olarak desteğini sürdürdü. Nerede çevreye zararlı bir hareket görse hemen en yüksek sesi çıkaran Erdem'e, öğrencileri, "Kral" lakabını taktı

Prof. Dr. Ümit Erdem'i, tesadüfler çevreci yaptı. Türkiye'de çevreciliğin adından bahsedilmezken, İspanya'da Toprak Koruma Erozyon Önleme Genel Müdürlüğü'nde staj, ardından da Almanya'da çevre koruma bölümünde doktorasını yapınca, "iflah olmaz bir çevreci" olup çıktı. İyi ki de oldu. Nerede çevreye zararlı bir hareket görse, hiç korkmadan en yüksek sesi çıkardı. "Bilimin vatanı olmaz ama bilim adamının vatanı olur" diyerek, yaşadığı toprakları çevre felaketlerinden korumak için ne gerekiyorsa yaptı. Bu yaptıkları onu İzmir'in "istemezükçü"leri arasına soktu ama o buna aldırmadı. Çevreye onun kadar duyarlı olmayanlar tarafından pek sevilmese de öğrencileri onu, o öğrencilerini çok sevdi. Geçen yaz Ege Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü'nden "sözde" emekli oldu. Emekliliğinin ilk 6 ayında, 7 çevre konulu toplantıda konuşma ve oturum başkanlığı yaptı. Kıbrıs'ta bir sömestre ders verdi. Avrupa Ekoloji Federasyonu, KALDER (Kalite Derneği) çevre komitesi, kent konseyi üyeliğine devam etti. Bu arada, Ege Üniversitesi'ndeki öğrencilerine derslerinde yardımı fahri olarak sürdürdü. Spor alanlarıyla ilgili başlattığı çalışmalarını da bırakmadı. Çevreci denince akla gelen ilk isimlerden olan Ümit Erdem ile ne yazık ki Bornova'nın en iyi bamyasının, enginarının, süs bitkilerinin yetiştiği ovasının üzerinde kurulan sitedeki evinde, tabii ki yine çevreyi konuştuk.

Çevreciliğiniz ne zaman başladı?
O zamanlar peyzaj olmadığından, bahçe bitkileri bölümünde okudum. 67'de, uluslararası burs kazandım, 3. olarak İspanya'ya gittim. Orada Toprak Koruma Erozyon Önleme Genel Müdürlüğü'nde staj yaptım. İlk çevre hareketim öyle başladı. Buraya döndüm, asistan oldum, 68'de hocam Ercüment Orçun, "Almanya'da benim ahbaplarım var. Bu fırsatı kaçırma, orada doktora yap" dedi. Büyük olaydı. Almanya'da, çevre koruma bölümü yeni kurulmuştu, ilk doktorayı ben yaptım. Tesadüfler işte beni çevreci yaptı. Çok da iyi oldu.

TERMİK SANTRALA KARŞI

Okulda lakabınız var mıydı?
Kral diyorlarmış. Biraz otoriterdim, herhalde ondan. Hepimiz öğrencilik yaptık. Sınıfın en hergelelerinden biriydim. Her hocanın taklidini yapardım moral olsun diye sınavdan önce. Benim ilk dersime geldiklerinde, hergeleler hemen seçilir. Onlardan birini mutlaka kaldırırım, bir iki derse katarım, ondan sonra ortalık sütliman olur. Belki ondan da kral demiş olabilirler.

"İstemezükçü" müsünüz?
Öyle diyorlar. Mesela Aliağa'ya bir termik santral daha kurulmasına karşıyız. Dünya Sağlık Örgütü kural koymuş. "Kükürt di oksit oranı 20 mikrogram metreküpten fazlaysa, tehlikedesiniz" diyor. "Dünya Sağlık Örgütü 20 gram mekreküp diyor, biz 10 gram metreküp kükürt di oksit çıkaracağız. O kadar temiz çalışacak bu termik santral" diyor santrali kuracak olan. Ben de "Şu anda Aliağa'nın kükürt di oksidi 1000'in üzerinde. Zaten sınır değerlerini yüzlerce aşmış durumu var" diyorum. Onu bir kere önleyin. Buraya demirci dükkanı bile yapamazsınız diyorum. Bunu dediğim zaman, "istemezükçü" oluyorum. "İstemezük"çüleri "istemezükçü" yapan, merkezi ve yerel yönetimlerdir. Danışma bilmiyorlar, uzmanlığa saygıları yok, plansız çalışmaktan hoşlanıyorlar. Hele yerel yönetimlerde başkan oldukları zaman, her şeyi ben bilirim havasındalar. Şimdi 3 köprü kuralım diyorlar. İZKARAY İnciraltı'ndan mı olsun, falandan mı olsun. İzmir'de üniversite sayısı 11 oldu, üniversitelere danışmak yok, meslek odalarına danışmak yok, işin uzmanına danışmak yok, halka soruyorlar. Danışılmadan, görüşülmeden, onay alınmadan bir şey yapılınca, bundan ortaya çıkacak bir zarar gördükleri zaman, itiraza geçiyorlar haklı olarak. Yasalara bakıyoruz. Ben Ege'de çok bilirkişilik yapan insanım. Boşuna para alıyoruz bilirkişiliklerden. Günah. Başlangıçta danışılsa, olay bitecek. Ama danışan yok. Bilimin vatanı yok ama bilim adamının vatanı var. Bu vatan da bizim ülkemiz. Çok mu zor uzmanları bir araya getirmek? "İstemezükçü"yüz ama bu şekilde "istemezükçü"yüz.

'NEREYE DÖKÜLECEK?'
"İstemezükçü"lerin yanlışı yok mu?
Var tabii. Onu yapma bunu yapma. Peki ne yapalım? Orada yoklar. Onlara da bunu söylüyorum. Yol göster. Çözüm yolu önermiyorlar. Ben çevreciyim. Çöpü oraya dökme. Nereye dökecek? O istemiyor, bu istemiyor çöpü. Ne yapacak Kocaoğlu cebine mi koyacak çöpü? Artık ilçeler büyüdü. Herkes kendi çöpünün durumuna bakacak. Bornova Belediye Başkanı benim öğrencim sayılır. "Ben razıyım sadece Bornova'nın çöpü bertaraf edilecekse, hemen bir yer bulalım" dedi. Bunu yıllardır söylüyorum. Herkes kendi çöpünün çözümünü mutlaka kendi bulmalı. Mamak Belediye Başkanı çöpten elektrik elde ediyor. Seracılık yapıyor, meyve, sebze üretiyor. Önümüzde bir de böyle örnek var. Onu taklit edin. Köylü artık istemiyor kentin çöpünü. Bitti o iş. Bunu artık görün. Her şey özelleştiriliyor bu memlekette. Şu çöp işini özelleştirin. Evsel atıklar, masum olanlar ama kimyasal atıklar var denetlenemeyen. Sokak ortalarında deterjan satıyoruz. Plastik atıklar, bir de özel atıklar. Özel atıkların içinde bir de e atıklar, yani bilişim atıkları çıktı. Bunlar ne olacak? Bir telefon eskiyor, yenisini alıyoruz, eskisi ne olacak? Avrupa bunun önlemini almış, biz şimdi seyrediyoruz.

'TOPRAKTA ÇÜRÜTÜCÜ KALMADI ÖZAL'IN CENAZESİ ÇÜRÜMEDİ'
Çözüm öneriniz ne?
Vahşi tüketime son vermemiz, yani çöpü azaltmamız lazım. İkicisi çöp kültürünü yaygınlaştırmamız lazım. Amerika'da 2 lavabo vardı. Birisi kompost için. Evde kağıt ayrı, plastik ayrı yere atılacak ama bunu teşvik edecek yerel yönetimler lazım. Bizde mesela atık yağ toplanıyor apartmanda. Bu iyi bir şey, üstünde durulması gerek. İzmir'de günde 460 pazar kuruluyor. Akşam üstü gidin, bakın pazar yerlerine, o güzelim karnabahar yaprakları, yeşillikler yerlerde. Topla onları, süt hayvanlarına ver. Adamlar yem bulamadıkları için süt ineklerini sattı. Tekrar kullanım ve tasarruf etmek önemli. Köyde ben hiç ortada gezen teneke görmedim. Ortasından kesilir, içine toprak konur, merdivenin üstüne sardunyalar konur. Köylü neden bunu yapar? Köylü o tabiattan ekmek yediğini bildiği için yapar. Biz hazır yiyicileriz. Biz tüketiciyiz. Varlıkları sıraladığınız zaman, üreticiler, tüketiciler, bir de çürütücüler var. Özal'ın cenazesi neden çürümedi? O hale getirdik ki topraklarımızı, çürütücüler kalmadı. Börtü böcek gidiyor, haberimiz yok. Artık 52. günde mevlit okutmanın gereği yok. Öyle bir zaman gelecek ki, biz çürütücü arayacağız. Biz ziraatçılar, 60 santim toprağı canlı sayarız. Yangınlar, solucanı, karıncayı, asıl o toprağı var eden varlıkları yok eder. O yüzden oralardan tekrar hayat bulma zorlaşır. Küllerin kalmasını isteriz. Yangın çıktı mı hemen temizliyorlar. Canlı topraktaki faaliyeti durduran işler yapmamalıyız. Küller potasyumdur. Tekrar başlatır toprakta yaşamı.

Aliağa'daki kirlilik nasıl önlenir?
Burası, 60 yıllarında sanayi bölgesi ilan edildi. Tamam da Foça da turizm bölgesi ilan edildi. Yıllar içinde işler değişti. Artık turizme yatırım yapıyorsan, Aliağa'yı da temizlemek zorundasın. Yeşilden başka bir şey kurtaramaz burayı. Bu bir. Bir de duracaksın artık. Burnuna kadar gelmiş durumda. Ayrıca son teknoloji çıkar çıkmaz buraya uygulanacak ki o kirlilik bitsin. Görüyoruz Aliağa'dan geçerken duman dumana o demir çelikler falan. Bir kere onlar duracak. Artık çevre dostu teknolojiler var. Keşke iyi bir teknoloji bulunsa da bu dediğimiz değerlerin altına inilse. İşin gülünç tarafı, dünyada 20 mikrogram, Türkiye'de 60 mikrogram metreküpün altına kadar. Sanki Avrupa'dakiler farklı insan, biz farklı insanız. 40 daha koymuşlar. Türklere bir şey olmaz diye herhalde.

"KÜLTÜR BALIKÇILIĞININ OLDUĞU YERDE AKINTI ŞART"
Kültür balıkçılığı denizlere zarar veriyor mu?
Karaburun ile ilgili bir doktora, 3 de yüksek lisans çalışmamız var. Avrupa Ekoloji Federasyonu konsey üyesiyim. İtalyan ve Alman heyetler getirdim. "Burayı kaybetmeyin. Oksijen yatağı" dedi. Öyle olduğu için zaten dalında yetişen hurma zeytini var. Hurma zeytini yok başka yerde. Bir şeyin olgunlaşabilmesi için oksijene ihtiyaç var. Oksijenin bol olduğu yerde, kirlilik etmenleri ortadan kalkıyor. Onun için daha çabuk olgunlaşıyor, siyaha dönüyor. Karburun'da kültür balıkçılığı olayı çıktı. Yunanlılar bunu yasakladı. Yunanlılar yasaklayınca kalktılar kültür balıkçılığını, buralara ortak adıyla Türk kıyılarına tehdit etmeye başladılar. Duayen işadamımız, "Kıyıdan 1.1 kilometre mesafe mi olur" diyor. Biz de "1.1 kilometre olmuş 60 santim olmuş önemli değil. Kültür balıkçılığının olduğu yerde akıntı olacak. Rüzgarlı olacak ki, bu akıntıya ivme verilebilsin" diyoruz. Biz gidiyoruz, milletin yüzdüğü yere kültür balıkçılığı yapıyoruz. Neden? Kolay elde ettiğimiz için. Öbür türlü masrafı çok oluyor, zor oluyor balık yetiştirmek ama oradan elde edilen balıklar, sanki denizde doğal üretilen balık gibi oluyor. Çünkü hareket ediyor. Ve flora faunaya birikmiyor. Bunlar hep, "Biz aptal mıyız balığa hormon vereceğiz. Hormon çok pahalı" diyorlar ya. Sen yem vermiyor musun? Yemde fosfor var. Balık fosforla besleniyor. Ildırı'da denize girenlerin vücutlarında sivilceler çıkıyor. Neden? Atıkları da oraya atıyorlar.

Dünya sizi ürkütecek boyutta mı kirlendi?
Kaynaklar azaldı. Biz 96'dan beri cepten yiyoruz. Ekoloji denen bir şey kalmadı. Ekoloji neden önemli? Üretim açısından. Sonuçta iklim değişiklikleri, küresel ısınma. Küresel ısınma, tekrar iklim değişiklikleri. Bu vakitte hava günlük güneşlik. Bugün hoşumuza gidiyor ama bu kuraklığa doğru götürüyor. Orta Anadolu çölleşmeye başladı. Tarım topraklarını kaybettik. 1978'de Hollanda'da bir sempozyumda Türkiye'de, Orta Anadolu, 2030'da çöl olacak dedi. İçimden, "Hadi ya" dedim. Daha o yılları beklemeden, Tuz Gölü ve çevresinde kuruma oluştu. Amerika, kendi buğdayını satmak için, Orta Anadolu'da, "Buğdayı at, pancar dik" dedi. Pancar su istiyor. Konyalılar zaten artezyencidir, hep deler. Orta Anadolu kurudu. Tütün yasaklandı ama Amerika 3 sigara fabrikası kurdu, kendi depolarında kalan kötü tütünlerini işletiyor. Bu kapitalist dünyada, bu ekonomik döngüyü delmek çok zor. İşte bu içinde oturduğumuz ev, en verimli topraklarımızın üzerinde. Aynı şekilde Torbalı, Selçuk Ovası. Nerede yetiştireceğiz biz bunları? Arayışlar var. Topraksız tarım deniyor ama orada üretebileceğin şey belli. Organik tarım pahalı. Bunlara yönelmemizin nedeni ne? Kafasızca yaptığımız işler.

Üniversitede bağlar üzerine kurulmuş...
Orada hep bizi suçlarlar. Evet Ege Üniversitesi'ni bize şaraplık üzümlerin, bağların olduğu yere yaptırdılar. Kurucu rektörümüz Mustafa Uluöz, ziraat mühendisiydi. Ankara'ya, üniversiteyi Atatürk Mahallesi'ne kurmak üzere proje götürüyor. Ama karşı taraf, "Hocam ne yapıyorsun? Orada ne su, ne yol ne elektrik var. Oraya üniversite olmaz. Düzgün bir yer bul bize" diyor. Kös kös geri geliyor, buradaki ovanın sahipleriyle anlaşıyor mecburen. Öyle kuruldu oraya üniversite.

ÖNCE SINIF, SONRA DA HAYAT ARKADAŞI OLDULAR
Şükran Erdem ile Ümit Erdem neredeyse birlikte büyüdü. Önce sınıf, sonra hayat arkadaşı oldular. Bu uzun yol boyunca eşini hep öğrencileri ile paylaştı. Evdeki işlerle çocuklarla ilgilenmek, Şükran Erdem'e kaldı.

Siz akademisyen olmayı düşünmediniz mi?
Bir aileye bir akademisyen yetiyor. İkimiz aynı anda yapsak, yürümezdi. Burslu okuduğum için tezimi verdim, hemen bakanlığa gittik, tayinim oldu. Beydere Ziraat Okulu'nda öğretmen olarak başladım. Ümit asistanlığa başladı. İkimiz de aynı gün, 30 Kasım 1968'de işe başladık. 8 ay sonra nikah yaptık buraya gelebilmem için.

Ümit Erdem sizce nasıl hocaydı?
Ümit, talebelerinin özel hayatları dahil her şeyiyle ilgilenir. Evden kaçanı gider bulur, getirir. Kiminin okul sorunu, kiminin anne-baba sorununu çözmeye çalışır. Aile ile ilgili sorun olduğu zaman, talebenin evine birlikte gideriz, beraber ikna ederiz. Çoğu talebeler evlenip ziyarete gelirler, işte çocuğumuz diye. Talebelerine düşkün. Kendi çocuklarının problemini bilmez, talebelerinin bilir. Okuldaki çocuklarına daha düşkün. Kızlarımız da büyüdü tabii. Biri Amerika'da doktor, diğeri iktisatçı, Ege Üniversitesi'nde doktora yapıyor. 5 yaşında bir oğlu var. Diğerinin de 12 yaşında oğlu, 2 yaşında kızı var. Talebeler nasıl tanıyor hocayı derseniz, emekli olurken küçük kitapçık hazırlamış çocuklar. Hepsi bir şeyler yazmış. Ağladık okurken.

"ASIL BAĞIRMASI GEREKEN İZMİR"
Çal Dağı'ndan nikel madeni çıkarılmasına da karşısınız...
Çal'da nikel madeni çıkaracaklar ama Gediz'in dibinde sülfürik asit fabrikası kuracaklar bir de. Sadece oradakilerin bağırması yetmez. Asıl İzmir'in bağırması gerekir. Bu maden İzmir'i tehdit ediyor. Sülfürik asit fabrikası Gediz'e 100-200 metre uzakta. Biz panelde bunları söyleyince, adam gazeteye ilan vermiş. "Ümit Erdem zaten kategorik bir karşı adamdır" diye. Sanki o nikelli yerde ben yaşayacağım. Bunlar yarın öbür gün torunlarının nerede yaşayacağını garanti altına aldılar mı acaba? Su savaşları olacağını ben 20 yıldır söylüyorum. Şimdi başladı. Akdeniz Eylem Planı'nda Fransızlar, Dünya Su Konseyi'ni kurdu. Şimdi ikide bir dürtüyorlar. Bunlar saklanıyor şimdi. "Ey Türkiye! Sularınızı güzel kullanamıyorsunuz. Bu dünyanın suyudur hele Fırat-Dicle sınır aşan sulardır. Aras, Ergene ve Meriç, oturalım da düzenlemesini yapalım" diyorlar. Derler adama tabii sen kullanamıyorsan, Gediz Nehri şu anda ölüm kusuyor. Bir de nikel üret. Karışmaz diyor. Sen toprağın içinden mi çıktın? Nereye gidecek o kadar sülfürik asit. Buharlaştığını farz edelim, yine inecek o aşağıya. Dünyanın en güzel yeri orası. Biz oradan besleniyoruz. Bu işleri yap ama eko sistemi bozma. Sürdürülebilir kalkınma lafını kimse etmesin. Önce sürdürülebilir ahlak lazım. Öyle başlanacak işe.


kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.