X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bebeklerini kaybetti ama bugün 200 çocuğu var
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bebeklerini kaybetti ama bugün 200 çocuğu var

  • Giriş Tarihi: 24.3.2013

Sağlık sorunu nedeniyle iki bebeğini doğmadan yitiren Dilek Soylu, bunalıma girdi. İmdadına eşi Sacit Soylu yetişti. Çocuklarla bir arada olsun diye, evlerini anaokuluna çevirdi. Bugün 200 çocuklu anaokulunun sahibi

Sağlık sorunu nedeniyle 2 bebeğini doğmadan kaybeden Dilek Soylu, bunalıma girdi. Sacit Soylu, eşi çocuklarla bir arada olsun, oyalansın diye bahçeli evlerini anaokuluna çevirdi. Dilek Soylu anaokulunu büyüttü, yaklaşık 200 çocuğun barındığı anaokullarının sahibi oldu. Soylu, anne olmak için çabalarken, şeker hastalığının acı sürprizi ile karşılaştı. Tip 1 diyabet ile savaşan vücudu, bebeğini besleyemedi. Soylu, iki kez, bebeklerini daha kokusunu duyamadan toprağa vermek zorunda kaldı. Anne olma hayali kurarken hüsrana uğrayan her kadın gibi bunalıma girdiği anda, girişimci kocası, çocuk hasretini gidermesi, oyalanması için, oturdukları bahçeli evi anaokuluna çevirmeyi önerdi. Anaokulu öğretmeni annenin kızı olan Dilek Soylu, evlerinde 3 çocukla başladığı serüveninde birçok ilke imza attı. 200 çocuklu anaokullarının sahibi oldu. Anaokulunun 4'üncü şubesini ve kolej açmak, franchise vermek için koşturan Soylu, bu arada 24 kilo zayıfladı. Günlük insülin ihtiyacını 40 üniteden 4 üniteye indirmeyi başardı. Yüksek morali, iyiye giden diyabeti ile 200 çocuğunun yanına kendi evladını da koyacak gibi görülen Dilek Soylu ile çocukları ve eğitimi konuştuk.

Daha ne kadar büyüyeceksiniz?
- Evde başladık, istemeden büyüdük. İzmir Adliyesi'ni 4 yıl işlettik. Türkiye'de örneği tek olan çalışma yaptık. Sonra İstanbul Adliyesi bizi istedi ama ben doğma büyüme İzmirliyim. İzmir'i bırakıp gidemedim. Adliyeyi, Ocak ayında 90 çocukla bıraktık. Bornova'da bir anaokulu daha açtık. Mavişehir'de var bir şube. Şimdi de franchise vermeye hazırlanıyoruz. Eğitimci frenchise versin istiyorum ve eğitimci denetlesin. Şimdi bir projemiz daha var. Site içi anaokulu yapıp, bunda da örnek olmak istiyoruz. İleride de kolej açmayı planlıyorum. Türkiye genelinde 5 dernek var. Bu dernekleri federasyon olarak bir çatı altında ve İzmir'de toplamak istiyoruz. Her şey Ankara ve İstanbul'da olmasın.

Okul öncesi eğitim ne zaman başlamalı?
- Artık 36 ayda başlıyor. Avrupa'da 24 ay. Bence 24 aylığa düşürmek lazım. Çocuk 24. ayda sosyalleşmeye başlıyor. Evde sıkılıyor, anne baba yetememeye başlıyor. Bu çocuğun yine oyun ortamında ama kendi yaşıtlarıyla beraber olacağı ortama yavaş yavaş hazırlık yapması lazım. Çocuk bebek arabasına bindiği andan itibaren süpermarketlere gidiyor. Buralarda ışık, ses, her türlü görsellikle tanışıyor, bütün duyu organları aktif hale geliyor. Evde olan bir çocukla sürekli aktif halde olan, ailesinin yanında pasif de olsa gezen bir çocuğun gelişimi daha da aktif oluyor. Eskiden 3-4 yaşmış anaokulu ama artık çocuk o kadar algıya açık ki, gelişme seviyesi de yükseldi. Bundan dolayı 24 aylığa dönüşüm söz konusu olmalı. 7 yaş çok geç değil, 2 yaş çok geç diyorum. Çocuk 2 yaşında okula gitmeli, bakımevine gönderir gibi düşünmemeli. Türkiye'nin geleceğini okul öncesi eğitim belirleyecek. Çocuk çocukluğunu yaşamalı. Okul öncesi eğitim kurumlarında oynayarak eğitilmeli. Her alanda yeteneklerini beslemeliyiz ki, hangi alanda öne çıktığını görüp, ona göre yönlendirelim.

'OKULDA SEVMEYİ ÖĞRETİYORUZ'
24 aylık çocuk ne öğrenebilir?
- Öğrenmeyi öğretiyoruz. İngilizceyi öğretmiyoruz. İngilizce'den korkmamayı, konuşmaktan korkmamayı, sevmeyi öğretiyoruz. Öğrenci değişim programı AISEK ile farklı ülkelerden farklı kültürleri tanısın diye öğrenci getirttik. Hintli, Amerikalı, Japon, Alman çocuklar geliyor 1 hafta boyunca onları ağırlıyoruz, ülkelerini anlatıyorlar. Hintliden Hindistan'ı öğrendiler, yogayı öğrendiler, dünyada yalnız biz yokuzu öğrendiler. Misafirle iletişim kurmak için hello dediler, başka şeyler yaptılar ama iletişim kurmak için İngilizce öğrenmeleri gerektiğini anladılar, İngilizce konuşmaktan korkmamayı öğrendiler. Böyle projeler üretmeyi seviyorum.

Erken yaşta okula nasıl bakıyorsunuz?
- Erken başlamayı onaylamıyorum. 72 ayı dolduran çocuklarımız bile ilk 6 ayda zorlanıyor.

Çocuğu hangi okula göndereceğimize nasıl karar vereceğiz?
- Hangi okul değil, ailenin beklentisi ne? Bu çok önemli. Kolej eğitimi ile devlet okulları arasında çok fark var. Bunu kabul etmek lazım. Ailenin beklentisi kadar çocuğunuzun da o beklentinizi karşılayıp karşılayamayacağı çok önemli. O araştırılmalı. Doğru yerde başarılı şekilde devam etsin çocuğunuz eğitime. Aslında kolejler iyi iş yapıyor. Ben kolej eğitimine inanıyorum. Can sıkıntısından TÖMER'in, karısına aşkından anaokulu zincirinin kuruluşuna vesile oldu.

TÖMER'E KURUCU MÜDÜR OLDU
Eğitimci bir aileden gelen Sacit Soylu'nun eğitimci genleri, daha üniversite öğrencisiyken kendisini gösterdi. Üniversite ikinci sınıftayken, tek kelimeTürkçe bilmedikleri için iletişim kuramadığı Afrika kökenli yurt arkadaşlarına Türkçe öğretti. Namı önce yurtta, sonra üniversitede yayılınca, rektörün yardımı ile okulda açılan sınıfta, yabancı öğrencilere Türkçe dersi verdi. Onun can sıkıntısını gidermek için verdiği dersler, Ankara Üniversitesi Türkçe Öğretim Merkezi'nin (TÖMER) temelini oluşturdu. Üniversiteden mezun olduğu gün de TÖMER'in kurucu müdürü olarak göreve başladı. O da pek çok başarılı insan gibi başarılarından dolayı cezalandırıldı, görevini bırakmak zorunda kaldı. Bu arada iki bebeğini kaybeden eşine oyalanması için kurduğu anaokulu, önlenemez şekilde büyüdü, okullarındaki çocuk sayısı 200'ü geçti. Kısa zamanda 4'üncü anaokulu ile kendi kolejini kurmaya hazırlanan Sacit Soylu, tüm bunlara rağmen TÖMER'den sonra başladığı lise öğretmenliğini bırakmadı. Sacit Soylu ile TÖMER ve Soylu anaokullarının kuruluş macerasını konuştuk.

Hep eğitimci miydiniz?
- Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'ni bitirdiğim yıl, TÖMER'e müdür olarak atandım. "MERHABA, NASILSIN"

İş hayatına çok şanslı girmişsiniz?
- Ne şansı? Öğrenciyken, ikinci yılda Türkçe öğretmeye başladım Afrikalılara. Cebeci yurdunda kalıyordum. O yurtta, genellikle Afrika kökenli, yabancı öğrenciler vardı. Yıllardır Türkiye'de olmalarına rağmen hiçbir şey öğrenmemişlerdi. Göz teması dramatizasyon yöntemi derken, iki kişiyle iletişim kurdum. Merhaba nasılsın gibi kelimeler öğrettim. Sonra bunlara ders vermeye başladım.

Para mı alıyordunuz?
- Ne parası? Sadece iletişim kurmak için. İki kişiyle başladık ama onlar da arkadaşlarına iletti, arkadaşları da heveslenip gelince iş büyüdü. Popüler oldum. Kantin müdürü gördü. Çocuklar yıllardan beri ilk kez yemek alırken, "Merhaba şunu istiyorum" demiş. Olay yurt müdürüne iletilmiş. Yurt müdürü bize bir oda verdi. Akşamları canım sıkıldığı için ben onlara ders vermeye başladım. Kulaktan kulağa olay Ankara Üniversitesi Rektörü'ne kadar gitmiş. Bir gün beni çağırdı, "Sen ne yaptın Sacit" dedi, korktum. "İlk defa bizim yabancı öğrencilerimizle diyalog kurmuşsun, Türkçe öğrenmişler, Bunlara ders ver. Biz bunu kurumsallaştıralım" dedi. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nin alt katında birkaç kullanılmayan oda vardı. "Burada devam eder misin" dedi. Duyan geldi. Tabii ben öğrenciyim. Böyle kurumsal bir şey benim üzerimden olmaz. Hocamız üzerine her şey kuruldu. Derse başladık. O yüzden mezun olduğum gün müdür olarak başladım. Rektörümüz gerçekten çok önü açık bir kişiydi. Bunu kurumsallaştırdı. Sonra kitaplar yazdık. Türkçe nasıl öğrenilir falan diye. Kurucu müdür olarak atandım. İzmir'de güzel bir başarı yakaladık. İzmir yöneticisi olarak Dilek hanımı görevlendirdik. İzmir örnek il seçildi. Biz de bu arada tanıştık, evlendik.

Burada neden TÖMER'e devam etmediniz?
- Olmadı işte. Ankara Üniversitesi'nden ayrıldıktan sonra, kadromu Ege Üniversitesi'ne istedim. Ege Üniversitesi beni almadı. Kurumlararası nakil istedim. Şimdi, Cihat Gora Anadolu Lisesi'ndeyim. Edebiyat öğretmenliği yapıyorum.

"DEVLETTE ÇALIŞIRKEN ÖLECEĞİM"
Kendi okullarınızda neden çalışmıyorsunuz?
- Başımıza ne geleceği belli olmaz. Bir arkadaşımın dershaneleri vardı. Bir gün, "Bu kadar trilyonların varken neden hala devlette çalışıyorsun" dedim. "İnsanın başına ne geleceği belli olmaz. İşyerlerimin başına sıkıntı gelirse, ben devlet memuruyum. Devlet bana güvencemi verir" dedi. Gerçekten, iki yıl sonra oğlu ile muhasebecisi bir olup, elindeki her şeyi aldılar. Tek maaşa kaldı. Benim bilinçaltına girdi ve emekli oluncaya kadar devlette çalışacağım. Hatta devlete çalışırken öleceğim. Anaokuluna katkılarımı dışarıdan sağlayacağım. Devlet bize bir şeyler verdi. Bunu ödeyeceğim. Ege'de ders veriyorum bu arada. Saati 14 liradan ders ücretli olarak.

Çalışmayacağınız halde neden anaokulları açtınız?
- Ben anaokulunu Dilek Hanım iş olarak yapsın diye başlamadım. Çocuklarımızı kaybedince, 3-5 çocuk olsun, oyalansın diye böyle bir şeye başladım. Herhangi birinin altında çalışırsanız, onun dediklerini yapmak zorundasınız. Dilek Hanım işini zaten çok iyi yapıyordu. Rahatsızlığı çıktığı için, kendi iradesinde, erkinde olan bir yerde çalışması daha isabetli olur dedim. Hem istediği zaman dinlenmesi, keyif alarak çalışması düşüncemiz vardı. 5-10 öğrenci olur, yavaş yavaş oyalanır diye düşündüm. Ama Dilek Hanım durmadı, durduramadık. 3. ayda 30 öğrenci 6. ayda 50 öğrenci, yer küçük kaldı. Biz de orayı değiştirdik, 4 katlı büyük villa aldık, orayı da doldurdu. Durum buraya kadar geldi.