X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER TARIK DURSUN K. :Kadınlar, değiştirin ön yargılarınızı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

TARIK DURSUN K. :Kadınlar, değiştirin ön yargılarınızı

  • Giriş Tarihi: 5.5.2013

Erkeğin toplumdaki egemen durumunun tarihsel kökeni konusunda şu noktayı belirtmekte yarar var: Benim sözünü ettiğim erkek egemenliği, doğal bir olaymış gibi kendini açığa çıkarmaz. Erkeğin egemenliğini güvence altına almak için bir sürü de (bizde ve Batı'da) yasalar çıkarılmıştır. Acaba, bu yasalar çıkarılmadan önceleri, erkek egemenliği diye bir olgu yok muydu? Erkek egemenliğinin kadın karşısında sağladığı o ayrıcalık (hadi, üstünlük demeyelim) daha önce, bugünkü gibi sağlam temellere dayanmıyor muydu yoksa?

BAŞLANGIÇTA ÜSTÜNLÜK YOKTU

Tarih, böyle bir dönemin yaşandığını tanıklık eder bize. Bu dönem "anne hukuku'nun geçerli olduğu egemenliğini sürdürdüğü bir döneme aittir ve kadın o süreçteki hayatta başlıca rolü üstlenmiştir. Ancak zorlu bir savaşın sonunda "anne hukuku'undan "baba hukuku"na geçilmiştir. Böyle bir çekişmenin gerçekleşmesi, doğanın ona verdiğini ileri sürmekten hoşlandığı ayrıcalıklara, erkeğin hiç de başlangıçta sahip olmadığını, bunları ele geçirebilmek için çatışmak ve savaşmak zorunda kaldığını ortaya koymaktadır. O çekişmeden, erkeğin zaferle çıkması, kadının boyunduruk altına alınması anlamına gelmiştir. (Bu konuyu içeren yasalara bakın, bana hak veririsiniz.)

SAVAŞLARLA ELDE EDİLEN GÜÇ
Şunu demelere getiriyorum; erkeğin toplumdaki egemen durumu hiç de doğadan kaynaklanmıyor. Eldeki kimi bilgilerden anlaşıldığına göre, ancak komşu klanlarla sürüp giden savaşlar sırasında bu denli bir egemenliğe gerek duyulmuş, savaşlarda önemli bir rol üstlenen erkek, bu rolü kendi yararına kullanıp, toplumda baş olmayı kesinlikle kadının elinden almıştır. Bu gelişmeye paralel olarak da özel mülkiyet ve miras hukukunda kimi değişiklikler yapılmıştır. Erkek, işte bu yollardan geçerek toplum içinde kadına karşı egemenliğinin temelini oluşturacak nitelikleri kazanmıştır. Kadınlar konuşun, duyacak ve göreceksiniz; evde önemsiz işlerle uğraşıyor olmanız, erkek üstünlüğünü her an üzeriinizde duymanız, ister istemez erkeklerle eşit haklara sahip olmadığınız kanısını içinizde taşıdığınız gerçeğini açıklayacaktır. Evet, sorun kadınlara; şunu diyeceklerdir: "Biz hayatta pek de değer taşımayan ikinci sınıf rolleri üstleniyoruz. Evde, işte ve hemen hemen her yerde. Evde baba mutlak egemendir. Her konuda onun sözü, istekleri geçerlidir; yalnız onun dediği olur." Peki, kadının yetersizliğine daha doğru bir deyişle erkeğe bakarak güçsüzlüğüne olan bu önyargı da neyin nesi oluyor! Nedeni fiziğinden mi, akıl yetisinden, o ilkel "saçı uzun aklı kısa" deyiminden mi, nereden, nereden?

KADIN HAİN VE GÜVENİLMEZ Mİ?
Homeros
'un İliada'sında onca milletleri birbirlerine düşürüp, birbirine kırdıran Helena değil midir? İlginizi çekti mi, bilmiyorum; çağın destan ve masallarında kadın kötülüklerin anası olarak sunulur bize. Bu destanlarda hainlik, rezillik, ihanet, kıskançlık, güvensizliklerle dolu bir kişiliğe sahiptir kadın. Fıkralar, ata sözleri, sayısız deyimler kadını (aşağılıyor demeyeyim ama) pek de ciddiye almayan örneklemelerle dolup taşmıyor mu! Ünlü yazarlar, bilgeler (söz gelişi Strinberg, Schopenhauer vd.) bütün güçlerini seferber ederek kadının yetmezliğini eserlerinde sergilemeye çalışmazlar mı! Ey kadınlar, düşünün, düşünün !

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.