AYŞE KİLİMCİ: Ah aşk, o tek kişilik tango

Giriş Tarihi: 19.5.2013
Bendeniz karyola, evet, adınızı bahşederseniz, teşrif teşerrüfümüzden ziyadesiyle memnun olurum efem. Memleketimi sormayınız reca ederim. Hayır, unutmak ne mümkün, karışık biraz. Hoş, artık öyle devirlerdeyiz ki, insanların kökü kömeci, memleketi, kimlerden olduğu karmakarışık. Herkes her yerli ve asaletli. Köküm diye tutturmayınız, bir bakarsınız cephe aldığınız, dilinizle yaktığınız milletten çıkar, bir ucunuz. Zaten efenim dünyadaki kadınların hepsi, Havva'nın yedi kızından gelmiyor mu? Dünya hatunları Havva Ana'nın yedi kızından geledursun, asrın başında beni Izmir'deki karyola ustası Levon efendi atölyesinden aldı İhsan efendi, Burdur Bucak'a at arabasıyla götürdü. Kendileri bizim Burdur Bucak'ın ilk tacirlerinden, gelin kız yani sahibem de onun kızlarının en büyüğü Gülsüm hanım. Esaslı kişiydi İhsan efendi, hem gölgesi ağırdı, hem taşra tacirlerinden farklı bir ruhu vardı, incelikliydi, güzel yaşasın, insanları mutlu etsin, bunları severdi. Ailesine, hizmetindekilere de güzellikler ihsan ederdi.

YALDIR YALDIR PARLAYAN

Siz beni o vakitlerdeki halimle göreydiniz, imrenirdiniz, bakmalara doyulmazdım... Pirinçtendim elbet a canım, şimdiki o tahta şeyler de neyimiş? Sarı pirinçten, İzmir konaklarındakilerden farkım şuydu, çift ayaklı, çifter topuzluydum. Baş ve ayak uçlarında biri esas diğeri ondan daha kısa ikinci ayaklarımın üstünde çifte topuzlar, sarıdan, cem'an 8 topuz. Baş ve ayak uçlarımda boyuna yuvarlak çubuklar, elbet zaviye farkıyla. Yatay çubuklarla kaidelere tutturulmuştu. Bir farkla yalınız, kalp farkıyla... Hem baş hem ayakucunda pirinçten, yaldır yaldır parlayan kalpler, süs babında. Gelin odasına kuruldum, üstüme hem yün, hem pamuk döşek serdiler. Etekler geçirildi, ucu bi karış dantelden yatak çarşafı örtüldü. Fes rengi kadife yorgan kaplandı. Dantelli yorgan kapağı geçirildi. Kırlentler, gelinle göveyin gecelik entarilerinin konduğu şasi ayakucuna koyuldu. Mushaf kabını Gülsüm gelin kız beyaz iş yapmış, kapağı tüm nakış, başucuma astılar. Ayakucundaki çerçevesi ceviz ağacından boy aynasında kendimi gördüm, bir içim su olmuştum canım, maşallah... Gelin kızın güzelliği ile yarışıyordum adeta... Bir küçük sini baklavanın yanı sıra, ceviz ezmesi koydular, kaydurbanın üstüne, gelinle güvey yesin diye.

NE HALLER GÖRDÜM
Öyle güzeldim ki, herkes seyre geldi, zaten çeyiz serildiğinde adettir ya... Bendeniz de görücüye çıktım. Sonradan da yerimde durdurmadılar beni, aman, güzellik başa bela şekerim, sahiden... Benden sonra, memleketin ne kadar itibarlı ailesi varsa, gelinini yer döşeğinde, yahut yaylı samanlı marangoz işi yatakta yatırmaya gönül eğdirmedi, hiç değilse gelin girildiği hafta... Düğün vakitlerini bir deftere yazıp sıraya girdiler, öyle ki, çakışan düğünler farklı zamanlara kaydırıldı. İki bayram arası rahattık, o zaman düğün yapmıyorlardı, Gülsüm hanımla zevciyle kalp huzuruyla yatabiliyordu, benim kucağımda. Şenlik yerinin esas kişisiydim bendeniz... Ne düğünler ne gelinler ne göveyler ne haller gördüm... O süslü kalplerin kimi zaman hükümsüz olduğunu da... Esasen, aşk da hükümsüz hadise değil mi, a canım? Düğün evi zarureti, yahut Havva Anamızın o yedi kızını doğurup dokumaya ikna hallerinden en başta geleni. Bir büyük yutturmaca... Bakmayın böyle dediğime, bir keresinde dokumacıların oğluna güneyde bi yerlerden kız aldılardı, onun gerdek odasını da bendeniz süslemiştim, o gelin kız derdi, "Aşk, tek kişilik bir tango" diye... Ne zamandır öyle düşünüyordum ben de. Düğün düğün, gerdek merdek, üstüme serilen delik işi, dantel, kanaviçe takımlar farklı olsa da, evlilik ve geçim hadisesi hep aynıydı. Şairane bi hal yoktu, en baştaki tüm süsler, sırmalar, hatta üstümdeki kalpler, duvarlara asılan nakışlı panolar, kaydurba üstüne konan mis kokulu güller, yatak takımlarıyla iç gömleklere ipekle işlenen güller, sümbüller. Hepsi o tek kişilik tangodaki yalnızlığın nişanesi değil miydi? Ah, aşk, o tek kişilik tango... Benim gelinlerimden yalnız biri, hani o ev ev gezdiğim, gerdek odası süslediğim düğünlerde, zevciyle tangonun ilk adımlarını attı, gerdek günü, onu da aynadan gördüm... Gülsüm Hanım'la zevci rahmeti Rahmana kavuştular. Benim saltanatım onlardan epey uzun sürdü, memlekette benim rahleyi tedrisimden geçmeyen gelin güvey kalmadı, taa ki yolların insanları rahatça İzmir'e ve öteki yerlere taşıdığı günler gelesiye... Ama zannımca muhabbetin ve pirinç karyolaların yürürlükten kalktığı, hayatlarınızın dışına sürüldüğünü zamanlardı artık... Bir karyolanın tangoya heves etmesi, olacak iş değil... Ama, aşk dediğinizin de tek kişilik tangodan ileriye gitmesi pek mümkün görünmüyor... Gene de inanmadan olmuyor, aşk denen bu hadiseye... Her neyise efenim, her neyise...

ARKADAŞINA GÖNDER
AYŞE KİLİMCİ: Ah aşk, o tek kişilik tango
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz