X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Yeni Anayasa'da bile haklarını istediler
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Yeni Anayasa'da bile haklarını istediler

  • Giriş Tarihi: 19.5.2013

Romanlar artık "İki dilim ekmek yeter" düşüncesinden kurtuluyor. Kurdukları dernekle seslerini duyuruyor. Dernek Başkanı Cıstır, "Kuru değil, sosyal dönüşümle desteklenmiş bir kentsel dönüşüm istiyoruz. İş istiyoruz, eşit davranış görmek istiyoruz" diyor.

Annesinin evlere temizliğe giderek okutmaya çalışmasına rağmen, ortaokulu bile bitirmeden okulla vedalaştı. Bir süre babasının ayakkabı imalathanesinde çalıştı, tariz (sevgili) peşinde koşarken kendisini 19 yaşında evli buldu. Bu arada, babanın disiplinine de dayanamayınca, Amerikalı subayların kulübünde işe girdi. "250" gram İngilizceyi de orada öğrendi. İş yerinde toplu çıkarım yapılınca ticareti denedi, Göztepe Kulübü'nde yöneticilik yaptı, sonunda her işi bıraktı. Bugünlerde, başlangıçta "İki düğün fazla alalım" diye kurdukları İzmir Romanlar Derneği ile uğraşan Abdullah Cıstır, buluşmamızda, Romanları daha iyi şartlara, daha doğrusu Gacolarla (Roman olmayanlar) eşit şartlara kavuşturabilmek için neler yapılması gerektiğini, sorunlarını, dileklerini anlattı. Pek çok üniversite mezununun kuramayacağı kadar düzgün cümleleriyle de doğrusu beni çok şaşırttı.

Rahatlık var biraz değil mi Romanlarda?
Çok. Rahatlık biraz ucuz kalır. Aşırı rahatız, disiplin yok. Romanlar, kendileri gibi olmayı severler. Bizi disipline etmeye çalışan ya da bize elbise giydirmeye çalışan bir anlayışa her zaman sarı ya da kırmızı kart gösteririz. Aykırıdır Çingeneler.

Çingene diyor musunuz kendinize? Böyle çağırılmayı istemiyorsunuz sanırdım...
Çingene kötü değil ama olumsuz anlamla kullana kullana irite eden bir kelime oldu. Bir sistem, bir toplumu, kendi kimliğinden utanacak hale getirdi. Çingene olmaktan kaçtı insanlar. O arayış kendiliğinden bize giydirildi. Rom kelimesi, insan demek. 1970'li yıllarda türetilerek, Roman oldu. Aslında, Romanes diye bir dil kullanılıyor. Ama bütün Çingeneleri Roman olarak anlatmak ve böyle algılamak doğru değil. Romlar, Domlar, Lomlar, Mıtripler, Poşalar gibi ayrı kabileler var. Biz 1930'larda "kıpti"ydik, 60'larda esmer vatandaş olduk, 80'lerde Roman'a terfi ettik. Bundan sonra ne bulup diyecekler bize bakacağız. Çingene hep vardı. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ile görüştük geçen hafta. AK Parti'nin bu topluluğun Çingene olarak anılmasından irite olduğunu, bu yüzden Çingene lafını literatürden çıkarma gayreti içinde olduğunu, bunu da bir kanunla gerçekleştireceklerini söyledi.

Çingene dilimizden çıksın mı?
Hayır. Roman diye Google'dan arama yapsanız, son 3-5 yıl için geri beslenme alabilirsiniz. Çingene dediğinizde, 1000 yıllık geçmişi vardır. Osmanlıda 170 sayfa belge var. 1924'e kadar 500-600 yıldır Sulukule'de olduğumuzun kanıtları vardır. Çingene kalkmasın. Ben kendimi Roman olarak ifade etmek istiyorum diyen yine kendisine Roman desin ama biz Çingene sözünü hakaret olarak söylenmekten çıkarıp, diri tutmak istiyoruz. Çingene, en doğru isimdir bizim için. Biz de İzmir Romanlar Derneği dedik ama Roman'da daha mesafe almamışken Çingeneye hızlı geçemeyiz.

KENTSEL DÖNÜŞÜM

Kentsel dönüşüm sizi nasıl etkiliyor?
Mahalle kültürünü en çok ve sonuna kadar yaşayan topluluğuz. Rahatlığımızdan, kapının önünde hala yatılır bizde. Bugün kalkıyorlar, bizi yüksek binalarda, TOKİ evlerinde oturtmak istiyorlar. Bizi asimile etmeye çalışan bir anlayış vardır. Bize en fazla 2 katlı, önü bahçeli, pılımızı pırtımızı koyabileceğimiz yeri olan evler yapılmalı. Bugün kentsel dönüşüm politikalarına karar verenler, toplumun kültürel kodlarını iyi okuyamıyor. TOKİ, belediye, müteahhit hepsi aynı bakıyor. Yüksek, rant sağlayacak girişim, kültürü yaşatmakla ilgili anlayış yok. Kentsel dönüşüm, sosyal dönüşümle birlikte olmalı. Sosyal yaşamı, akışı da planlamalı. Tepecik'te, denizi görmeyen Çingene vardır. Bu insanları oturdukları yerden alıp uzaklarda yüksek binalara götürürseniz yaşayabilirler mi! Yerinden etmek için, ranta yönelik tecavüz mantığı var. Sulukule en iyi örnek. Samsun'da TOKİ evlerinde, Romanlara tahliye kararı çıkmak üzere. Borçlarını ödeyemiyorlar. Sosyal dönüşüm olmadığı için. Siz aşı işi getirmezseniz, TOKİ evinde nasıl yaşayacak? Yarın kapıyı satar, pencereyi satar, "Çingene işte" derler. Aç adam ne yapacak!

Roman açılımının, Başbakan'ın Romanlardan özür dilemesinin size bir artısı oldu mu?
Başbakan özür diledi. Özür dilemenin çarpan etkilerini gördük mü? Devletin kurumlarında hayır. Başbakan'ın özür dilemesini birçok kurum okuyamadı. Kılıçdaroğlu'nun geçen yıl Tepecik'e gelmesini de belediyeler okuyamadı. Dünden daha görünürüz. Birilerine göbek atalım kısmı yetiyor ama bize yetmiyor artık. Bunun farkında değiller. Biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma şerefini her zaman taşımışızdır. Kendi kimliğimizle de şeref duyuyoruz. Onu hiçbir zaman bir bayrak meselesine çevirmedik. Aidiyet duygusu en yüksek topluluğuz. Bu ülkeyi yönetenler, bunu hissettirsinler. Bu ülkedeki kaynaklara ulaşamıyoruz. Bu çarpıklığı tamir etsinler diye beklerken onlar Roman mahallelerindeki çarpıklığı kentsel dönüşüm ile tedavi edeceklerini düşünüyorlar. Bunu benimsemiyoruz. Biz toplumdaki Roman algısını sorgularken, kurumlardaki Roman algısını da sorgulamaya başladık. "Uygulama alanlarındaki ayrımcılığın farkında değilsiniz" diyoruz. "Yok canım biz sizi çok seviyoruz" diyorlar. O zaman çakıyorum ben de: "Siz bizi, sizi eğlendirdiğimiz kadar seviyorsunuz. Roman havası çalınca seviyorsunuz."

Okula gitmeyi pek sevmiyor Romanlar değil mi?
Anne baba eğitimsiz, kendisi okula gitmemiş ki çocuğunu zorlasın. Eğitimle ilgili rehber velimiz olmadığı için, okula yönlendirecek bir irade olmadığı için, çocuklar, "saldım çayıra mevlam kayıra" gidiyorlar. Sözleşmeli öğretmen istemiyoruz mahallelerimize. Kadrolu, gerekirse, Şark hizmeti yapar gibi ayrıcalıkları olsun bize verilecek öğretmenlerin. Okula gitmeyen çocuklarımızı biliyorlar, bir şey yapmıyorlar. Zorunlu eğitime rağmen 80 çocuk okula gitmiyorsa mahallede, ben de sorumluyum, okul da muhtar da sorumlu. Anne ortaokula gitmesin dışarıdan okula gidecek diye imza verirse oluyor. Zaten Romanlar okula gitmek istemiyor ki. "Kafam almıyor" diyor. Bu da okulun işine geliyor. Kendi isteği ile gelmiyor diye anne imza verince ardını araştırmıyor. Ben Milli Eğitimi mahkemeye vereceğim. Çocuklar okula gelmiyor diye ihbar etmiyor. Emsal olsun diye İl Milli Eğitim Müdürünü mahkemeye vereceğim. Evlere uyarı mektubu göndermiyorlar, ceza kesmiyorlar. Kessinler. Ben Roman velileri de şikayet ediyorum burada.

Roman çocuk okulda "Gaco"larla kaynaşıyor mu?
Anne baba, çocuğunu, "Yemeğini yemezsen seni Çingenelere veririm" diye büyüttüyse bu çocukları nasıl kaynaştıracağız. Çingenelerden korkan bir çocuk yetiştiriyoruz. Gaco çocuk, yanındaki çocuğun Çingene olduğunu öğrenince, o veli okula da yardımcıysa geliyor, "Çocuğumu o öğrenci ile oturtma" diyor.

Çingeneler hiç hak etmiyor mu bu yargıları?
Tabii bizim çocuğumuz da fazla yaramaz. Barınma sıkıntılarımızdan dolayı bir evde 8-10 kişi yaşıyor. Aynı odada gece yarısı annesinin babasının ne yaptığını gören çocuk, 4 yaşında arsız bir çocuk oluyor. 6 yaşında, okula kuduruk çocuk gidiyor. Kriminal olaylara da karışanlar oluyor. Hep kriminal olaylarla anılıyoruz. Bunu önlemek için de eşit yurttaşlığın kanalları açılmalı, Çingeneler daha rahat iş bulabilmelidir.

İş bulamamakta eğitimsizliğin etkisi de yok mu?
Çingene olmanın etkisi daha çok var. Tepecik'teki çocuk iş istemeye gittiğinde, Tepecik'te yaşıyorum deyince, CV'si arkaya atılır.

Siz okudunuz mu?
Ben orta 3'ten ayrıldım. Sayacılık yapıyordum babamla. 14 yaşında babam bana saya makinesi aldı. O zaman evimizi yapıyorduk. Babam evdeki işlerdeyken ben dükkan işleten adamdım 14 yaşında. İş okulun önüne geçti. Askerden sonra babamla çalışmayı bıraktım. Amerikan Hava Kuvvetlerinde çalıştım 24-30 arası. Temizlik işçisi olarak girdim oraya. Annem Amerikalılarda hizmetçilik yapıyordu. Bu cahil kadın o girişimci ruhuyla Amerikan Subay Kulübünde iş ayarladı bana. Oradan İngilizcemiz var 250 gram. Sonra Amerikan üslerinde çalışan sivil personel çıkarıldı. Sonra Çeşmealtı'nda bar açtım. Bir ara Göztepe'de yöneticilik yaptım. Şimdi dernekle ilgileniyorum. Romca Dergisi'ni çıkarıyorum. Dünya ligine çıktı Romca.

ÇOCUKLARINI TÜM KÖTÜLÜKLERDEN KORUMASINI BİLDİ
Pembe Cıstır, pek çok Roman kızı gibi henüz 14'ündeyken evlendi. Evlere, temizliğe giderek 3 çocuğunu büyüttü. Okutmaya çalıştı, okutamadı, ama sokağın kötülüklerinden korumasıyla nam saldı mahallede.

Siz Çingene misiniz, Roman mı?
İkisini de kabul etmiyorum. Tamam Romanız ama ne olduğumuzu konuşmamız mı gerekiyor illaki. Şimdiye kadar kimseyi ayırmadık.

Roman mahallesinden neden ayrıldınız?
Dışarıdan çok insan geldi. Kavga gürültü, patırtı, esrarkeş doldu. Bizim de torunlarımız büyüyor, onlara verirler, alıştırırlar diye korktuk, ayrıldık. Mahalle berbat artık duracak gibi değil. Zamanımızda karşılıklı komşular sokağı süpürürdük, karşılıklı oturur çaylarımızı içer, sohbet ederdik. Şimdi sadece kardeşlerimi ziyarete gidiyorum. Onlar olmasa hiç gitmeyeceğim.

Çocuklarınızı da mahalleden korumak için çok çabalamışsınız?
Kötülük vardı tabii. Hep arkasındaydım Abdullah'ın. Mahalledeki çocuklar dalga geçerdi annen çağırıyor git sütünü iç diye. Tertemiz büyüttüm de okumadı. Kızımın bir çocuğu astsubay, diğeri hemşire oldu şükür.

Gacolarla evlendiriyor musunuz çocuklarınızı?
Artık kız alıp veriyoruz. Bir torunumu evlendirdim. Kızın ailesi mümkün değil olmaz demişti, kaçırdık. Sonra kabul ettiler.

'MAHALLELER ARTIK PATLAMA SINIRINDA'
Romanlar ya da Çingeneler ne istiyor?
Eşitlik istiyor. Anayasa Uzlaşma Komisyonu'na bir rapor gönderdik. Komisyona çağırılan tek derneğiz. İller arası bir heyet yaptık 16 Nisan'da. Komisyona brifing verdik beklentilerimiz hakkında. Romanlar ilk defa talep etti bir şeyi. Bu tarihe de geçti Anayasa'dan talepte bulundu, diye. Bizi eşit sayan bir irade olmadığının, bu ülkenin kaynaklarına, fırsatlarına erişemediğimizin farkına varmaya başladık. Eşit vatandaşlık temelinde pozitif ayrımcılık ve koruma tedbirleri istedik.

Nedir o koruma tedbirleri?
Fırsat eşitsizliğinden bu kadar geri kalmış topluluğa her alanda kontenjan yaratılsın. KOSGEB'in 30 bin liralık hibe kredisine ulaşabilecek durumda değil bugün Roman. Özgüven eksikliğinden ve eğitimsizlikten katılamıyor, mevzuat önümüzde çok büyük engel. Algısı eksik toplum. İşsizlik hayati sorun. Bizim sorunumuzu içselleştirmezseniz, siz vatandaş olarak sahip çıkmazsanız sorunumuza ne olacak. 10 yıl sonra Çingene çocuk, sizin çocuğunuza, torununuza hap satacak. Arabanızı patlatacak, gasp yapacak. Mahalleler sosyal patlamanın eşiğinde. En entelektüel kesimimiz müzisyenlerdir. Onların da yüzde 90'ının sosyal güvencesi yoktur. Bunlar iyi giyinmek, iyi görünmek zorundalar. En önde olduğumuz müzisyen grubu bile iş bulamıyor.Evleri temizleyen ablalarımız artık yeterince iş bulamıyor. Onlar da mahalleye döndü. Hurdacılar için caydırıcı tedbirler alınıyor. Yerinde ayrıştırma lisanslı firmalara veriliyor. Romanların bu iş gücünden yararlanın. Yerinde ayrıştırma sadece sanayi bölgelerinde yapılıyor. Belediyeler kent dokusuna uygun kıyafetler verip bu işi Çingenelere yaptırabilir. İki göbek atmaya destekle bitmiyor bu iş. Belediyeler bizden işçi almaya sıcak bakmıyor ama İzmir'de 300 bin Roman olduğunu unutuyor. Hükümet, ulusal istihdam strateji taslağı hazırlarken, istihdam edilecek 600 bin kişi içinde dezavantajlı gruplar olan kadınlar ve engellilere pozitif ayrıcalık tanınacağını söyledi. Romanlar dezavantajlı gruptur. Bize de pozitif ayrımcılık yapılmalıdır.

'PARTİLER BİZE DE KONTENJAN AYIRSIN'
Siyasette de olmak istiyorsunuz herhalde... Bugün toplumun her katmanından milletvekili var. Süryanisi, Alevisi, Kürdü. Bugün Türkiye'de bütün politikaların Kürt politikasına dönmüş olması karşısında biraz şişmeye başladık. Ülkede bütün mesele Kürt meselesi mi diye. Bizde de yoksulluk terörü var. Talep etmeye başladık. Romanlar talep eden topluluk olamamıştır. Öyle gidip siyasi partilere üye olmayı falan pek bilemezler. Partilerden Romanlara kontenjan ayırmasını istiyoruz. Özellikle Romanların yoğun olarak yaşadığı illerde, ilçelerde belediyeler kontenjan ayırmalı.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.