X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Ayşe KİLİMCİ: Hasreti dağı sırtlayan gelinler...
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Ayşe KİLİMCİ: Hasreti dağı sırtlayan gelinler...

  • Giriş Tarihi: 2.6.2013

Göç de, orda dur. Köklenirsin topracığından, silkeler hoyrat eller, sonra yenişten toprağa indirseler de, olur mu? Köklenir belki, sürer şıvgını, bir yanı hep mahsun, kalır sitemkar... Toprağını arar insan be mayko, kendi yeşilini, kendi rüzgarlarını, taşlarını, çiçeğini... Gelinler savrulur en çok. İster eskiki zamanlarda ister şimdiki yeni zaman göçlerde, gelinler... Zati kapı değiştirir kızçeler, ele karışacak, yani yele karışacak... Bir de vatanını alırsın elinden.
Ey, peki koyarsın bir yeni vatan, ama, söyle bana kim kimin yerini tutar, birinin yerine ötekinin konmadığı işlerden bu da...

HAP KADARCIK KIZ

Biz iki gelinidik. Çıktık Yara'dan, ufuktaki istikametimiz Ayvalık.
Ondan evelisi ama geyindik gelinliklerimizi.
Benimkisi ipek idi. Belim de yüssük kadar. Hap kadarcık bir kız idim, incecik, ufacık. Adamım da çınar gibi, gelirdim anca dirseğine.
Derdiler "Bu seni katacak cebine, işe giderkene yanında götürecek..." "Öyle edecem" derdi rahmetli, "Kıymetlimdir, bırakamam ardımsıra, katarım cebime, gideriz işimize, akşamleyin döneriz evcaazımıza."
Vardır şimdi böylesi! Bekle, vardır. Eskiki adamlar asaletliydi be mayko. Sever idi sevmez idi, ama, bir çızgı üstünden sapmaz idi. Da işte, memleketin başındakiler saptı, "Marş marş" dediler. "Siz oraya, onlar buraya, haydin yallah!"
Eh, emirdir, keser demiri, ha?

MENDİLSİZ OLMAZ
Eteğini uzun tuttular
, ömür uzunluğu, kısmet genişliğidir diye.
Ama nasıl sürüsün bu narin gelin, kaç metroluk duvağın ucunu yuvarladılar, yaptılar bir minik halka, e ipektir, sığar en daraç yere, sığdı bir halkaya, takılsın diye o halka, orta parmağa, sürüsün gelin kız ardınca, parmağınca... Kolları dirsekte, düğmeleri inciden, sanmayasın boncuk, has incidir, o da fildişi, kumaş gibi... Göğüslüğü Fransız dantelası, yüzüne inen yarım duvak da danteladan.
Çoraplar ipek, konçlarında var güller, danteladan yapılmış, bir de kırmızı bant, baldıra gelen kısmında, uğurdur. Mendilsiz olur mu, o da var, mendiline belde biriti bile var, ağla, sil gözün yaşını, tık oraya kısıyısı iğne oyası ipek mendili...
Sakiye'nin düğünü bizden epey önce yapıldı. İlk bebesine gün sayarken göçe koyulduk. Dediler, "Gidecayiz."
Yapıldı denkler. Yoktur denkte gelinliğe, çeyize yer. Meçhule gidiyoruz, fuzuli yük yasak, hayatı kolay edecek şeyleri taşıması serbes. Kalbinde götürürsün güzel halleri, o kadar, onlar ağırlık etmez, yoktur süse püse, el işi göz nuruna yer, çıkında. Oncağız almış eline duvardaki süsünü, kesmiş kozaları, yapmış katmer gül, tokalaşan erkek eliyle, kadın eli. Atlas kumaşa nakşetmiş, "Seni benden kim ayırır, belki ölümden gayrı." Bilirim ben o konca güllere ettiği emekleri... Çepeçevre açmış güller, koncalar. Nasıl sığar dengin içine, anlasana Sakiye, ömrümüzde güle, koncaya yer yok, artık nasibimiz mübadele.
Nasıl bir zulümse gayrı. Zulme gül iliştirilmez. Göç gül kokmaz, koy kalsın güllerin duvarda, kim gelirse evine onun kısmeti, ah etme, güle ah yaraşmaz, ah insan için, ille gelinlere...
Benim gelin girdiğimin haftasıydı, daha bayram seyranda giyecektim gelinliğimi. Bohçaladım, rafa kaldırdım, gelecek olana, gelin telimden koparıp koynuma koydum. Mendilimi bir de, gözyaşıma, göçe arka çıksın diye...

ÜSTÜ GÜL NAKIŞLI
Gittik işte orda, dediler "Oturun burda." Girdik verdikleri evde, baktı Sakiye bir beşikçik, ağaçtan, bekler durur onları, vaporda doğurmuştu, kızçesi Seferiye'yi...
Ben girdim bizim evde, yok dalımda gelinlik, ama, yanıbaşımda dağ gibidir adamım. Bu evin gelini de çıkarmamış tığ işi perdeleri penceresinden.
İdare lambasını yakınca, perdenin nakışı yerin tahtasına aksetti, kilim diye, danteli serdik sofaya, sankim... Durur idi ipek nakışlı, paçası iğne oyalı tumanım, af buyur. Gelinlik kaldıysa, bu var işte. Sakiye'nin kozadan yaptığı konca gülleri, bu vatandan oo vatana giden geline hoşgeliş etmeye kalmıştı.
Ama bebesini karşılayan ağaç beşik bulması, geldiği evde, tılsım değil mi, sen söyle? Hem koymuşlar bir gümüşlü tabaka, üstü gül nakışlı, kalemisinin ucu da gümüşlü, asarsın boynuna böyle, kolye diye. Sandım tütün tabakası, dedi adamım, "Görmezsin hatunum, kağıtlıktır bu, yazı için, bu da kalemi." Aaa,al eline kalemi, yaz başına geleni... "Yazıyı öğret bana", dedim, bu vatanda ilk sözüm budur. Sakladım yazı tabakasını bohçamda. Eli yazıya düşmüş hatun imiş demek bu evin hanımı. Tüfenkten ileri be, bu yazı dediğin... Kim demiş mucize masal diye, var böyle küçücük mucizeler, ömrümüzde.
Hükmü ödeşilmez. Değil mi mayko! Yoksa nasıl dayanılır! Tek başına dağ olabilmez, dağ gerek, dağ arkalansın. Bazen dağ arkalar seni, bazen bi sevda, bazen bi şarkı, bir koku, bir çiçek, kuşun öttüğü, ha mayko? Gelinler, heeey gelinler, hasreti de dağı da sırtlayan gelinler, merhaba...

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.