X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER "Türkiye'nin en büyüğü ESBAŞ, bölge için şans"
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

"Türkiye'nin en büyüğü ESBAŞ, bölge için şans"

  • Giriş Tarihi: 19.8.2013

CEO Dr. Faruk Güler, Ege Serbest Bölgesi'nin bugün için Türkiye'nin en büyüğü olduğunu söyledi, "Üstelik bu büyüklük hizmet ve aldı-sattı yöntemiyle değil, sanayi üretimiyle sağlanmıştır. Hedefimiz Bölge'yi daha da büyütmek" dedi

İZMİR'in Gaziemir ilçesinde kurulu Ege Serbest Bölgesi'nin kurucu ve işleticisi ESBAŞ'ın CEO'su Dr. Faruk Güler, Egeli Sabah'ın geleneksel Sabah Kahvesi söyleşilerinin bu haftaki konuğu oldu. ESBAŞ'ın hedeflerinden İzmir'in sanayisine, Denizli'nin gelişme serüveninden bölgenin geleceğine ilişkin öngörülerine kadar ilginç ve çarpıcı açıklamalar yaptı. Gerçek gelişmenin sadece hizmet ve ticaret sektörüyle olamayacağını söyleyen Güler, "Onlar da lazım, ama asıl olan, bir kenti, bir ülkeyi sıçratacak olan sanayi üretimidir" dedi.
Öncelikle sizi tanımak isteriz.
Üniversiteyi bitirdiğimde, "İyi bir bilim adamı olacağım" dedim. Üniversitede göreve başladım. Doktoramı bitirdim, "Üniversitede yönetici olabilir miyim?" diye düşündüm. 3 yıl sonra yanıtım "Evet" oldu. "Dekanlık yapabilir miyim?" dedim, yanıtım "Evet" oldu. Sonra bir gün sordum, "Rektörlük yapabilir miyim?" Ona da "Olabilir" dedim. Sonra bu başarıların bana yetmeyeceğini düşündüm. Yeni evliyim. Cuma günü üniversiteyi bırakmaya karar verdim. Pazar günü gazete ilanlarına bakmaya başladım. Sabancı Kordsa, kimya mühendisi arıyor. 10 gün sonra orada işe başladım. Üniversitedeki herkes şaşırdı. "Doçentliğim gelmiş, ODTÜ'de öğretim üyesisin. Orada seni yerler" dendi. Ama bıraktım.

RADİKAL KARARLAR

Sabancı'da 2.5 yıl çalıştım. Teknik servis ve Ar-Ge biriminde çalışıyorum. Bir Uzakdoğu şirketi Endonezya'da kord bezi üretimi için fabrika kurdu. Çalıştırmada problemleri var. Teknik müdür olarak beni çağırdılar, gittim. 5 yıl Endonezya'da kaldım. Bizim patronlara Tayland'da da bir fabrika kurmamamız için 2 yıl dil döküp ikna ettim. 5 yıl da Tayland'da kaldım. Sonra yurda, ani bir dönüş yaptım.
Niye ve ne zaman?
2 çocuğumuz var. Biri Endenozya'da, biri Tayland'da doğdu. Ücret ve imkanlar açısından rahattık ama, bu çocukların yetişme sorunu vardı. Gittikleri Amerikan okulunda İngilizce, dışarıda arkadaşlarıyla Tayca, evde Türkçe konuşuyorlar. Bir gün kızım, "Arkadaşım Henry her pazar kiliseye gidiyor. Biz de gidelim mi?" deyince, anladım ki dönüş vakti gelmiş. Ya orada kalıp bolluk içinde yaşayacağız, ya ülkemize dönüp çocuklarımızın "kimlikli" yetiştirmeye çalışacağız. Hemen patronlara, "Ben okullar kapanınca Türkiye'ye dönüyorum" dedim. İnanmadılar, inandıktan sonra vazgeçirmek için çok çalıştılar, ama döndük işte. Bir hafta sonra ÇBS'de genel müdür oldum, 2 yıl sonra Abalıoğlu Grubu yetkilileri görüştü benimle, "Babamızdan kalan şirketlerimiz var, yeni başladığımız da var. Hepsi Denizli'de ve dışarıda ne var bilmiyoruz. Bize bilmediğimiz yemekleri tattırır mısın?" dediler. Abalıoğlu'na Holding Genel Koordinatörü olarak başladım. Sonra CEO oldum. Başladığımda, grubun 194 milyon dolar olan cirosu, bıraktığımda 2 milyar dolara yaklaşmıştı. Ancak 14 yıl aynı işi yapınca insan doyuma ulaşıyor, yeni heyecanlar arıyor. Abalıoğlu yönetimine 8 ay sonra bırakacağımı söyledim, bu süre dolmadan ESBAŞ'tan teklif geldi. Yani ESBAŞ için Abalıoğlu'nu bırakmadım.

GELELİM İZMİR'E

İzmir'in günümüzdeki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
1938'lerde Atatürk Denizli'ye gelmiş. "Büyük bir köy" demiş. 1970'e kadar öyle kalmış. Bu yıllarda tüm ülkede başlatılan, "Geride kalmış şehirler teşviki"nden Denizli de faydalanıyor. Denizli'nin patlaması başlıyor. Teşvik kıvılcım olmuş. Var olan tekstil patlamış. Sonra diğer üretimler. Örnek mi, pek bilinmez ama kablo üretiminde Marmara'nın ardından Denizli 2. sırada. Ve Denizli'nin gelişmesi başlamış. Buradan da anlaşılacağı gibi, bir şehrin, bir ülkenin gerçek anlamda sıçrayabilmesi için mutlaka üretmesi lazım. Günümüzde sanayi üretimi çok önemli. Üretmeyen toplum, şehir, bölge, ülke gelişemez. Bunun en güzel örneklerinden biri ESBAŞ ve Gaziemir'dir. ESBAŞ'ta 21 bin kişi çalışıyor, bu demek ki 100 bin kişi ekmek yiyor. Gaziemir, bu sayede gelişti.

İZMİR'İN YÖNÜ NE?
Portekiz'e gitmiştik. Tekstilde Portekiz, Avrupa'da çok önemlidir. Baktık herkes kapatıyor. Niye? "AB içinde bize turizm görevi verildi. Üretimden çıkacağız" diyorlar. 6 yıl önce de Yunanistan'a gittik, aynı... Herkes üreten tesisi kapatıyor. "Ne yapacaksınız?" diyorsun, "Turizm merkezi olacağız" diyorlar. Sadece servis sektörüyle, hizmet sektörüyle gelişmeye çalışanların hali ortada. ESBAŞ'ın CEO'su olarak çeşitli kurumlarda İzmir'in geleceğine yönelik tartışmalara giriyorum. Hiç kimse sanayiden konuşmuyor. Herkes bir turizm kenti görüyor. Sağlık deyince de, "Adamı hastanede tedavi edelim, gönderelim" deniyor. Yani hizmet sektörü konuşuluyor. Sağlık sanayisi üretimi konuşulmuyor. Oysa İzmir'in potansiyeli var. Potansiyele nazaran sanayi çok güdük. Sanayici sayısı az. Bunun nedeni şudur: Sanayicilik bir kültür. Ve bir nesille de oluşmaz. İzmirli işadamları sanayici olarak düşünmemişler. Tabii düşünen de var, ama sayı yetersiz. Nesillerdir hep ticaretle meşgul olmuşlar ağırlıklı olarak.
Kolayına kaçma diyebilir miyiz?
İşin kolayına kaçma değil. Sanayicilik para kazanmanın en zor yoludur. Fabrika yapacaksınız, yüzlerce, binlerce insan çalıştıracaksınız. Onların dertleriyle uğraşacaksınız. Büyük yatırımlar yapacaksınız. 3-5 sene sonra yenileyeceksiniz. Satamazsınız, çıkamazsınız. İzmir, Efes'in liman olduğu dönemden beri ticaret merkezidir. Ticaret kültürü oluşmuş. Bu ticaret kültürüyle yetişen nesiller, bunu biliyor, bunu yapıyor. Kolaya kaçmak yok. Ticaret de kolay bir iş değil çünkü. Eğer hangisi daha zor, derseniz, elbette sanayicilik. Ticaret de kötü bir şey değil. Ama şehrin gelişmesi için yeterli değil. Bu değişecek.
Nasıl değişecek?
Bu değişim İzmir'de yaşayan işadamları ve İzmirliler tarafından yapılmayacak veya değişime İzmir'den az sayıda insan katılacak. Hükümet önemli projeler yapıyor. Biri İstanbul-İzmir Otoyolu, diğeri Çandarlı Limanı. Çandarlı büyük gemilerin girebildiği önemli bir liman olacak. İzmir'e yanaşamayan gemiler oraya yanaşacak. Nakliyat daha az maliyet getirecek. Otoyol ve Çandarlı bitince yol var, liman var. Malını gönderecek ve gelen malı hemen alacak. Yatırımcılar şimdiden arsa arayışlarına başladı. Bunlar İzmir'den çıkmazsa başka yerden gelecek. Yurtdışından veya ülkenin başka şehirlerinden gelecek.
İzmir çok mu yetersiz?
İzmir'den çıkan büyük iş yapan ülke genelinde müteahhit var mı? Hadi var diyelim. 1, 2, 3 tane. Bu şehir Türkiye'nin 3. büyük kenti. Potansiyel ve bölge olarak İzmir'in ikinci sırada olması lazım. Sanayici veya müteahhitlik açısından baktığınızda eksiklik var. Ancak adam parasını kazanıyordur. Ticaretten kazanır, rantiyeden kazanır... Bunlar ayıp şeyler değil. "Niye bu işi yapıyorsun" diye de sorulmaz. Onlara, "Gel kardeşim sanayici ol" diyemezsiniz. Çünkü o kültürle yetişmiş. O işi yapıyor. Çünkü İzmirli işadamı rahatına düşkün. Ama sanayicilerin de yetişmesi lazım. Bu ortamda da sanayici yetişmez. O zaman dışarıdan gelecek. Daha önce dışarıdan gelmesi için ortam yoktu. Otoyol, Çandarlı Limanı'na ek bir de Petkim'in rafineri yatırımı var. Bunlar İzmir'in çevresini sanayi açısından değiştirecek. İzmirli istese de, istemese de değiştirecek. Çünkü altyapı hazırlanıyor. Nemrut Körfezi'ndeki limanlara yatırımlar yapılıyor. Petkim rafinerisinin hemen yanı. Pektim, sanayi kimyasalları üretecek. Mutlaka o bölgeye kimya sektöründen sanayiciler gelecek. Kaçınılmaz. Etraf kimya şirketleri ile dolacak. Bunu görmek lazım. Bunu her yerde söylüyorum ama İzmirli dinlemiyor.

DENİZLİ AYRI, İZMİR AYRI

Denizli'de uzun yıllar çalıştınız. Denizli ile İzmir'i kıyaslar mısınız?
İki kentin işadamı profili arasında dağlar kadar fark var. Denizli'de üretim anlamında işadamı oluşması ve iş yapma kültürü Osmanlı'nın başından beri var. Dokumacılıkla var; kılıç, bıçak yapımı ile var. Bunlar evlerin altında yapılıyordu. Yapması kadar satmasını da biliyorlardı. Denizli'nin çekirdekten yetişme, işi öğrenen, ticareti öğrenen, üretmeyi öğrenen eskiye dayalı kültürü var. Çok büyük mal varlıkları yok. Çoğunun mal varlığı fabrikası. Onu korumak için gece gündüz, çoluğu çocuğu en özverili şekilde çalışır. Mutlaka bir yolunu bulur ve malını satar. Denizli sanayicisinin zorluktan kaçabilecek bir yolu yoktur çünkü. O fabrika mecbur çalışacak. Başka bir şey yapamaz. Oradan çıkarsa kahveye de gidemez, işe de gidemez. İzmirli işadamı öyle değil. Bugün bunu yapar. Yarın başkasını yapabilecek kabiliyettedir. Vazgeçmesi de, yön değiştirmesi de kolaydır. Biraz zora geldi mi, başka sektöre geçer. Rahatına düşkündür. "Bu kadar eziyet çekmeye değmez" diyebilir. Yukarıda da belirttiğimi gibi, Denizlili işadamının böyle bir şansı ve alışkanlığı yoktur. Her iki kentin insanının kabiliyeti ayrı ayrı kısacası...

'Kaya Bey güzel bir yapı kurmuş'
ESBAŞ'taki hedefleriniz neler? ESBAŞ belki dünyada eşi bulunmayan bir yapı. ESBAŞ Kurucusu Kaya Tuncer Bey çok güzel işler yapmış. Türkiye'de 2 yerden etkilendim. Biri ODTÜ kampüsü, diğeri 2004'te çocuğumla Uzay Kampı'na gittiğim Ege Serbest Bölgesi. Ülkemizde 19 serbest bölge var. ESBAŞ her alanda açık ara önde. Kaya Bey'in sistemiyle başarılı bir yapı oluşmuş. Ancak Kaya Bey'den sonra yönetim kurulunun nasıl oluşacağı çok açık değil. Onu giderdiğiniz zaman, dünyanın sayılı merkezlerinden biri haline getirme imkanı var. Dolayısıyla teklifi aldığımda "Burada farklı şeyler, iyi işler yapabilirim" diye düşündüm. Burada bütün bu gelişimleri sağlamayı ve önümüzdeki dönem şirketi her açıdan büyütmeye, geliştirmeye ve hatta bu sektörde uzun vadeli olabilmek için başka serbest bölgeler çalıştırmaya var mıyız, varız. Bunun için sadece çok kar etmek yetmez. Zaten buna baştan "Hayır" diyoruz. Biz burayı iyileştireceğiz, geliştireceğiz, mükemmel bir şirket haline getireceğiz. Kaya Bey'in vefatına kadar ESBAŞ, bir patron şirketiydi. Bugün ESBAŞ, bir patron şirketi değil, profesyonelce yönetilen bir sisteme sahip. Özetlersek, birincil hedeflerimizi şöyle belirledik: Mükemmel şirket olmak için her gün adım atacağız. Büyüyeceğiz ve gelişeceğiz. Ve uzun vadeli olacağız.

YARIN: EXPO İzmir'e çok büyük katkı sağlar

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.