X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bu diplomanın benzeri hiçbir okulda yok
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bu diplomanın benzeri hiçbir okulda yok

  • Giriş Tarihi: 19.1.2014

İsmet Yorgancılar. Duayen sanayici. Oğlu Ender'i çocukluğundan itibaren hep çalıştırdı, "hayat diploması" olsun diye. Ender Yorgancılar da, oğlu Murat'ı, Bilgi Üniversitesi'nden önce, hayat üniversitesinde okuttu...

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkan Yardımcısı, Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), İzeltaş Yönetim Kurulu Başkanı, Cam Merkezi Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ender Yorgancılar, özenilecek kadar mutlu aile ortamında, hiçbir maddi sıkıntı çekmeden büyüdü. Ancak babası, duayen sanayici, Türkiye'nin ilk el aletleri üretici firması İZELTAŞ'ın kurucusu İsmet Yorgancılar, daha küçücük çocukken, ona hayat okulundan da mezun olması şartını koştu. Ender Yorgancılar da doğrusu bu şartın hakkını verdi. Okulu bitirdiğinde de henüz elindeki mürekkep bile kurumadan, aile şirketinde işe başladı. Gençliği, dinamizmi ile çok şey kattığı şirkete, bir de zamanla rakipsiz hale gelen Cam Merkezi'ni kattı. Babası kadar katı olamasa da, o da biricik oğlu Murat Yorgancılar'ı, "hayat okulu"na gönderdi, oradan da "mezun" etti. Murat Yorgancılar da başka şirketlerde yaptığı çalışmalarla kısa sürede babasına kendini ispat etti, sonra da cam devinin başına geçti. Ender Yorgancılar ise hayatımızın her yerinde olan İZELTAŞ'ın başında kaldı. Yorgancılar ile İzmir'in kış ortasındaki yumuşacık havasında, Kordon'da sohbet ettik.

Mutlu bir çocukluk geçirdiniz mi?
- Allaha çok şükür. Annemin de babamın da destekleri, onların mutluluğu, bize mutlu bir çocuk yaşattı. En önemlisi oydu. Aile mutluluğu, aynı sevgi saygı, bizim 2. ve 3. nesilde de devam ediyor.

Öğrenciliğinizde çalıştınız mı?
- Çalıştım. Çünkü başka türlü babam para vermiyordu. Çay bardağı satıyordum Kemeraltı'nın girişinde. Babam bir koli bardak verirdi, satardım. Bir koli 10 liraysa 15 liraya satardım, 5 lirası bana kalırdı. Akdeniz Olimpiyatları için Atatürk Stadı yapılmıştı. İnşaat bittiğinde, stadın tuvaletlerini temizledim. Gazeteye ilan vermişlerdi "temizlikçi aranıyor" diye. İşi oradan buldum, gittim, müracaat ettim ve çalıştım. Ayrıca yerleri süpürttüler. Akdeniz Olimpiyatları süresince, orada teşrifatçılık yaptım.

Ve babanızın maddi durumu iyiydi...
- İyiydi ama orada kazanılan para, ikinci plandaydı. Önemli olan çalışıp, hayatı tanımaktı.

Siz yaptınız mı çocuğunuza?
- Yaptım. Öğrenciyken, bütün yaz bizim cam deposunda çalışırdı. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde siyaset bilimi okudu. Bitirince geldi, "Nerede çalışacağım" diye sordu. Tek oğlum var. Annesinin isyan etmesine rağmen, "4 yıl okudun. Şimdi aldığın bu bilezikle ne yapacağını görelim. Gazetelerden takip et. İnsan kaynaklarına müracaat et, çalış" dedim. İkisi uluslararası firma, ikisi banka olmak üzere 4 teklif geldi. O firmalardan birinin finans bölümünde çalıştı 2 sene. Öğrenince, "İstifa et, gel" dedim. Sonra bizim gruba girdi. Hemen evlendirdim. İstanbul'da cam fabrikalarımız var. Endüstri camları üretiyoruz. Kardeşlerim Semavi, Gülfem ve oğlum Murat, cam işiyle ilgileniyorlar. Babam emekli olduğundan bu yana, 12 yıldır ben İZELTAŞ'tayım. Türk toplumunda, "Yuvarlanıp gidiyorum, sabah çıkıp akşam geliyorum" derler. Aslında nereye yuvarlandığın, sabah çıkıp nereye gidip geldiğin, akşama kadar ne yaptığın çok önemli. Önce kendine etrafına, ülkene ne yapıyorsun? İnsanın en faydalısı, bir insana hizmet eden, insana sahip çıkan, ona destek olan insandır. Ben buna inanıyorum. Para netice itibariyle akşam olunca bir yerde oturup yemek yiyorsun, harcadığın para belli. Ama önce sağlık olması lazım, aklı iyi yerde kullanmak lazım.

Başarı nedir sizce?
- Başarı, fark yaratmaktır. Bugün oturduk burada şu binayı boyayacağız. İkimiz de boyayabiliriz. Aynı boyayı kullanacaksak, zaman faktörü var. Tekniği var. İşimizi bitirdiğimiz zaman, bıraktığımız pisliğin oranı var. Burada çıkan artılara baktığımızda, fark yaratmış oluyoruz. Bu işin her kısmında aynı. Bugüne kadar böyle bir çizgim var. Düz. Buralara beni kimse beyaz bir kutunun içinde kurdeleyle falan koymadı. Çalıştım, kazandım ki, insanlar seçtiler.

Hem de karşınıza aday dahi çıkmadı...
- Onların teveccühü. Bir şeyler yaptık ki sonuç böyle oldu.

Bu görevler çok da özveri gerektiriyor değil mi?
- Tabii. İşimde olmam gereken saatte, odadayım. Ama bu benim bu şehre olan borcumu ödeme yöntemlerimden biri. Ya siyaset yaparsınız şehre borç ödersiniz ya bir spor kulübünde çalışırsınız veya bu tip sivil toplum örgütlerinde çalışır borcunuzu ödersiniz. Ben aynı zamanda Odalar Birliği'nde de görev yapıyorum. Geçen dönem yönetim kurulundaydım, bu dönem başkan yardımcısıyım.

TOBB Başkanlığına gidecek herhalde bu yol...
- Yok. Benim öyle düşüncem yok.

Sizi bir daha Odalar Birliği'nde görmeyecek miyiz?
- Odalar Birliği'ne seçilmek için önce EBSO'ya seçilmek lazım.
EBSO'da mı olmayacaksınız?
- Olmayacağım demedim. Niyetim o dedim.

TOBB Başkanlığı yakışır...
- Çok şey yakıştırıyorlar ama insanların yaşamı sınırlı. Hayat çok çabuk geçiyor.

Siyaseti düşünüyor musunuz?
- Hiç düşünmedim. Bugüne kadar hiçbir siyasi partiye üye olmadım. Benim siyasetim kendi işim. Orada da bir sorumluluğum var. O kadar insana ekmek sağlıyorsunuz. EBSO'da, TOBB'da yaptığınız toplum görevi.

Filipinler genel konsolosluğunuz onaylanmış...
- Fahri konsolostum, genel konsolosluğum onaylandı. Perşembe günü Ankara'ya gidip yemin ettim, beratımı aldım.

İzmir ne sizce?
- Hayat. Ocak ayının ortasında dışarıda ceketle oturup çay içebiliyorum. İki kadın tek başına yürüyebiliyor. Gece 11.00'de kadın tek başına otobüse binip gidebiliyor. Kimse dönüp bakmıyor. Değişik bir yer. 9 üniversitesi var. Kültürü yüksek. Enteresan yanı, İzmir'e dışarıdan gelen kişiler de belli bir süre sonra İzmirli oluyor.

İzmir'de eksik olan ne?
- Türkiye'de iki önemli il var. Birisi Ankara, siyasi. Diğeri İstanbul, ekonomi ağırlıklı. Bir yabancı heyet geldiğinde, siyasiyse Ankara'ya, ekonomi bağlantısı varsa, tarihi turistik yerleri de ziyaret için İstanbul'a geliyor. Ondan sonraki illerimiz maalesef aynı potansiyelde gelişmiş değil. Ama dünyada da böyle. Farklı değil. Paris ile Lyon'un gelişmesi bir değil. Bunu nasıl değerlendirmemiz lazım? Şehrin kendi dinamikleri içinde büyümesini sağlamak gerek. Biz İstanbul olacağız dersek, çok yanlış içine gireriz. En büyük hata olur. Sistemin yeni baştan oluşması lazım. Bunun tek yolu var, kentsel dönüşüm. Üç önemli proje var: Kentsel dönüşüm, Yeni Kent Merkezi. ve İnciraltı'nın yeni baştan planlanması. Bu üç proje gerçekleşirse, bu şehir uçar gider. Gerçekleşmemesi için hiçbir sebep yok. Yeni kent merkezine başlandı zaten. İnciraltı ile ilgili çok mahkeme süreçleri var. Herkes itiraz ediyor. Büyükşehir belediyesinin koordinasyonunda tüm sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, mimarlar, mühendisler odası temsilcileri masanın etrafında toplanıp mutabık kalmalı, bir plan yapmalı. Bu plan onaylandıktan sonra da proje devreye girmeli. Orada çok önemli bir inşaat bölgesi var.

İnciraltı'na neler yapılmalı?
- Öncelikle termal tesisler yapılmalı. Plan çerçevesinde AVM de yapılmalı. Konut ve turizm tesisleri mutlaka olmalı. Sağlık turizmi ön plana çıkmalı. Sanayi potansiyeline geldiğinizde Türkiye'nin sanayi üretiminin yüzde 10'u burada. Türkiye toplanan verginin yüzde 10'unu bu şehir veriyor. Patent alma sayısı, gelişmişlik katsayısını diğer illerle karşılaştırdığınızda, İzmir önde. Tabii İstanbul kadar değil ama zaten İzmir'in hedefi İstanbul olmak olmamalı.

KADINLAR SİVİL TOPLUMDA DAHA ÇOK YER ALMALI
EGİAD Danışma Kurulu Başkanı olmanızın nedeni Seda Kaya mı?
- Seda çok arzu etti. "Sen bu işi başarabilecek yapıdasın. Ben senin hep arkandayım. Danışma Kurulu Başkanı olmayayım" dedim. " Sen olacaksın" deyince, onu bırakmak hoş olmayacaktı. Çünkü Seda Kaya benim kızım gibidir. EİGİAD'da olsun, iş hayatında olsun kafasının takıldığı zaman ilk telefon açıp soracağı insanım. Hep sivil toplum örgütlerinde bayanların görev almasını çok isterim. Seda bunların bir örneği. EBSO'da bu dönemde 5 bayan üyemiz var. Geçen dönem dört taneydi. Geçen dönem bir tanesini yönetime de almıştım. Bunlar ilktir EBSO'da. İnşallah Seda gibi örnekler çoğalır. Kadın belediye başkanları görmek istiyorum İzmir'de, büyük şehirlerde. EBSO'da, İTO'da. Borsada kadın başkanımız Işınsu Kestelli son derece başarılı götürüyor. Seda da öyle.

İZMİRLİ RİSKİ SEVMİYOR
"İzmirli tembel" yargısı değişmez mi?
- İzmirli yaz olunca Çeşme'ye gider. "Cuma günü öğleden sonra kimseyi bulamazsın" derler. Çok seyahat ediyorum. Yazın hafta sonunda uçaklarda yer bulamıyorum. Gelenlerin çoğu İzmirli değil. Ege ve İzmir uçakları hep İstanbullularla dolu. Tatili lüks gibi görmek yanlış. İstanbullu, Ankaralı nasıl tatile gidiyorsa İzmirli de gidecek. İzmirlinin tembel olduğuna katılmıyorum. Genel olarak baktığınızda, bankacılarla da konuşuyoruz, "En az batağı olan ilimiz, İzmir" diyorlar. İzmirli fazla risk sevmiyor. Dışarıdan bilmeyenin anlattığı gibi değil İzmir. Eksiği ne derseniz, ortaklık kültürü...

İZMİRLİ ASLA TEMBEL DEĞİL'
Kendinizi nasıl tanıtırsınız?
- Yapı itibarıyla insanı çok seven bir karakterim var. İnsan kolay yetişmiyor. O nedenle çok önemli. İki şeye tahammülüm yok.Yalan ve hırsızlık. Bunlar dışındaki hataları tolere edebilirim. Kızarım, ama o dakika biter. Bende kin yok. Biriyle küs kaldığımı hatırlamam. Hata yapmıştır, söylerim. Bir daha tekrarlar, bağırırım ama biraz sonra geçer. Yanımda çalışan insanların sürelerinden belli. Yalan ve hırsızlık olmadığı sürece başımda taşırım.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.