X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Yaşadığımız acılardan artık ders almalıyız
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Yaşadığımız acılardan artık ders almalıyız

  • Giriş Tarihi: 2.6.2014

Egeli Sabah'ın Mavişehir ile ilgili 'Dehşet raporu' haberi gündem oldu. Uzmanlar, Marmara depremini hatırlattı, "Sonu Gölcük gibi olmasın" dedi. İnşaat firmaları ise binalarının sağlam olduğu konusunda garanti verdi

İzmir'in en gözde semtlerinden birisi olan Mavişehir'de yapılaşma oranı her geçen gün biraz daha artıyor. Bu kapsamda Dokuz Eylül Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeofizik, İnşaat ve Jeoloji Mühendisliği bölümlerinde görevli bilim adamlarının Çiğli AOSB merkezli olarak Bostanlı ve çevresi için 2002 yılında hazırladığı rapor, başta bölgede yaşayanlar olmak üzere kent genelinde bomba etkisi yarattı. Egeli Sabah'ın İzmir kamuoyuna duyurduğu ses getiren raporla ilgili konuşan inşaat firmaları yaptıkları yapıların deprem yönetmeliğine uygun olduğunu ve korkulacak bir durum olmadığını öne sürdü. Üniversitelerle işbirliği içinde çalıştıklarını zemin etüdlerinin ve temel sistemlerinin bilimsel veriler ışığında projelendirildiğini ifade eden firmalar, "Bizim yapılarımız sağlam" derken deprem profesörü Ahmet Ercan ise karamsar konuştu. Dünyanın başka hiçbir yerinde böyle bir örneğe rastlamanın mümkün olmadığını belirten Ercan, "Mavişehir'deki yapıların benzerlerini Gölçük, Yalova ve Adapazarı'nda gördük. Marmara depreminde sulak alanlarda yapılan binaların hepsi çöktü. Umarım sonu böyle olmaz" diye konuştu.

GÖLCÜK FELAKETİ UNUTULMADI
17 Ağustos 1999'da 03.02'de merkezi Kocaeli Gölcük olan, İstanbul'dan Bolu'ya kadar uzanan bir hatta büyük bir bölgeyi etkileyen 7,4 büyüklüğündeki depremde resmi rakamlara göre 18 bine yakın insanın hayatını kaybetmişti. Gölcük Değirmendere'de, sahil kesimine yapılan binalar, yıkılmıştı.

SULAK ALAN UYARISI
O bölge ile ilgili rapor hazırlayan bilim adamlarının yanlış bir şeyler söylediklerini belirten Prof. Dr. Ahmet Ercan, "İlle iki katı çökecek diye bir şey yok. Gölcük, Yalova ve Adapazarı'nda örnekleri görüldü. Sulak alanlarda yapılan binalar depremin ardından çöktü. Buna neden olan sadece TOKİ değil, belediye değil o binalara müşteri olan halk. Orası İzmir'in lüks semti diye geçiyor. Halk oralardan yer aldıkça buradan firmalar bundan para kazanmaya devam ediyor" dedi. Halk almazsa onların yenisinin yapılmayacağını belirten Ercan, şöyle devam etti; "Son geldiğimde çoğunun içinde paslanmalar yaşandı. Her şeyi söylüyoruz. Buralarda oturan insanlar hep okuyup yazmış insanlar. Mavişehir'de oturmak insanlara saygınlık kazandırdığı için oralardan yer alınıyor. Almaya da devam ediyorlar. Bu binalar aynı zamanda İzmir ile deniz arasını kesiyor. Hava çevrimini engelleyen bir yapı. İnsanların temiz hava almasını engelliyor. Dünyanın başka bir yerinde böyle bir örnek yok" dedi.

YAKLAŞIMLARI FARKLI

Raporu hazırlayan üç bilim adamından birisi olan Dokuz Eylül Üniversitesi Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Doktor Zafer Akçığ, bölgedeki yapılaşmayla ilgili olarak, "Bu kadar yük benim görüşüme göre fazla" diye konuştu. Yer bilimci olarak görevlerinin deprem anında oluşabilecek fiziksel parametreleri depremin boyutlarına göre saptamak olduğunu hatırlatan Akçığ, şunları söyledi; "Depremin boyutları depremin büyüklüğüne ve mesafesine göre hesaplanabiliyor. Dolayısı ile burada elde edilen parametreler inşaatçılara da ışık teşkil edecek bilgiler oluyor. Biz yer bilimcler olarak bölgede bina yapacak inşaatçılarla içinde sıvılaşma riskinin de yer aldığı birçok parametreyi paylaşırız. Bu verileri paylaştıktan sonra inşaatçının görevi yapıyı tasarlarken buna kat yüksekliği de dahil olmak üzere zeminde yapılacak iyileştirmeleri hesaplamak projeyi ona göre hazırlamaktır. İnşaat mühendislerinin 'Biz özelliklerini bildiğimiz her zemine, her türlü yapıyı yaparız' şeklinde bir yaklaşımı var. Buna örnek olarak da Honkong ve Tokyo'da deniz üzerine yapılan hava alanlarını gösteriyorlar. Yaklaşım bu şekilde."

CİDDİYE ALINMALI
İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Ayhan Emekli, "Çiğli Atatürk Organize Sanayi Bölgesi'nde artezyen aracılığıyla çekilen sular fabrikalarda kullanılıyor. O bölgede 1990'lı yıllardan itibaren yapılaşma artarak devam ediyor. Yer altı suyunun daha düşük seviyelerinden aşağılardan çekilmesinden sonra Atatürk Organize Sanayi Bölgesi'nde kısmi olarak değil ama geniş olarak zeminde oturmalara neden olduğu aşikar ortada. Zeminin karakterinden kaynaklanıyor. Zeminin katmanlarından kaynaklanıyor ayrıca suyun çekimi de tetikliyor. Depremde bunun etkisini ne olacağını görmek için raporu incelemek lazım. Ayrıca yer altı suyu çekiminin başladığı yıllardan sonraki yıllarda raporun hazırlanmasının ardından sonraki yıllarda meydana gelen depremlerin etkisine bakmak lazım. Hemen panikleyip 'Yer altı çekimi sonucu depremde çökebilir' demek paniklemeye de gitmemek gerekiyor. 'Yapılaşmaya açılmasın' demek doğru değil. Ciddi alınması gerekiyor" dedi.

İNŞAATÇILAR GÜVENCE VERDİ
İZKA İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Azad Yeşil, 2005 yılında AOSB'de yaşanan sel baskınının ardından bundan sonra olabilecek sel baskınlarını da dikkate alarak firma olarak buna yönelik proje hazırladıklarını belirtti. Yine bu bölgede herhangi bir deprem anında meydana gelebilecek zemin sıvılaşmasını da önlemek için Mavişehir ve çevresinde ilk kez Fi 120 yani 120 santim çapında kazık uygulaması yaptıklarını belirten Yeşil, "Bunu da Dubai'de yüksek yapılarda uygulanan Post Grouting yöntemi ile yaptık. Kazıkların alt uçlarına da bir gün önce beton enjekte ettik. Kazıklar bu beton enjeksiyonun içine saplandı. Böylece zemin sıvılaşmasını da engellemiş olduk. Bu konuda duyarlı olmak lazım. İşin ciddiyetinin farkında olup önlem alınarak yapılan binalarda sorun yaşanmaz. Gereken önlemleri aldıktan sonra depremden korkmamak lazım. Korkulması gereken deprem gerçeğini bile bile önlem almamaktır. Asıl bundan korkmak gerek" diye konuştu.

YAPILARIMIZ SAĞLAM

Katal İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Erdem, yüksek yapılarda temel sistemlerinde uygulanan şeklin belli oluduğunu belirtti, "Bilhassa Mavişehir Bölgesi'nde yüksek binalarda kazık sistemi uygulanıyor. Bu binaların zeminlerini daha da güçlendirmek için kazık çakıyoruz. Bununla birlikte binanın durumuna göre bu kazıklar jet graudlarla destekleniyor. 7 ve üzerindeki depremlerde binalara hiçbir şey olmuyor. Dünya ile entegre olmak durumundayız. Ben çok çok yüksek binaları riskli buluyorum. Ama mevcut, şu an yürüyen sistemde bir sıkıntı yaşanacağını da düşünmüyorum. Çünkü bu bölgede çalışan mühendislerimiz çok güvenli tarafta kalıyorlar. 30 yıldır aynı arkadaşlarla çalışıyoruz. Binanın statik hesaplarını yaparken kılı kırk yarıyorlar. Bu nedenle yaptığımız binaların çok sağlam olduğunu düşünüyorum" diye konuştu.

MÜŞTERİLER GÜVENDE

Gergül İnşaat Mavişehir Modern Proje Mimarı Dilek Dayı da, bu konular hassas olduğu için Mavişehir Modern Projesi'ne ilk başladıklarında Yönetim Kurulu Başkanı Abdülkadir Bey'in talebi doğrultusunda zemin iyileştirme ve uygulanacak temel sistemi konusunda Dokuz Eylül Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Fakültesi Jeoteknik Ana Bilim Dalı ile işbirliği yaptıklarını belirtti, "Temel sistemini ve zemin iyileştirme projelerini üniversiteye hazırlattık. Bu işin kesinlikle şakası yok. Bunu yaparken müşterilerimizin kafasında soru işareti kalsın istemedik. Yapacağınız yapının 9, 21 ya da 40 katlı olması hiç önemli değil. Günümüzde, özellikle inşaat sektöründe teknoloji çok ilerledi. Gerekli önlemler alındıktan sonra su üzerine bile bina yapılabiliyor. Hem kendimiz hem de müşterilerimiz adına kafalarda soru işareti bırakmamaya özen gösteriyoruz" diye konuştu.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.