X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Yemek yapmanın en güzel yanı paylaşmak
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Yemek yapmanın en güzel yanı paylaşmak

  • Giriş Tarihi: 10.6.2014

İzmir'in damak tadına önem veren isimleri Haluk Özyavuz ve Ahmet Güzelyağdöken ile hem yemek yaptık hem de mutfak sanatını konu alan bir röportaj gerçekleştirdik

Bir yemek tutkunu olarak bildiğimiz Cevher Holding Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Özyavuz'un evine konuk olduk. Sabah ilk işi Özbek'e gidip, mezata girmeden alıp eve getirdiği deniz mahsullerini evinde keyifle, zevkle ve gerçeğini sorarsanız heyecanla pişiren Haluk Özyavuz tam bir gurme. Mutfak hakkında her detaya hakim Ahmet Güzelyağdöken ile mükemmel bir ikili... Dostluklarının yanı sıra aynı dili konuşan mutfak sanatkarları. Enfes yemekleri ile bize ayrıcalıklı bir deneyim yaşatan bu daveti fotoğraflarımıza ve yazımıza yansıtmaya çalıştık... Keyifle okumanız dileği ile...

Lezzet ile nasıl tanıştınız?
- Haluk Özyavuz:
Lezzetler ile Fransa'da okul zamanımda tanıştım. 18 yaşımdaydım. Babamın gönderdiği okul paralarını biriktirir, Fransız arkadaşlarımızın gittiği çok özel restoranlarda yemek yerdik. Bu yemek rituelleri bizim için çok önem taşıyordu.

Sizin çocukluk hayaliniz büyüyünce ne olmaktı?
- H.Ö.:
O zamanlar kendi düşüncemiz yoktu malesef, ailelerimizin yönlendirmesi vardı ve doğaçlama gelişiyordu herşey. Mesela ben bundan 40 sene öncesi büyüyünce mühendis olacağım, babamın işini devralacağım diye ezberlemiştim. Tamamen baba ve annenin etkisi altındaydık.

Annenizin yemekleri nasıldı? Bu lezzet düşkünlüğü aileden geliyor diyebilir miyiz?
- H.Ö.:
Benim anne tarafım Tatar. Baba tarafım Selanikli. Babam yemek yemenin efendisiydi. Bizi her zaman düzgün yerlere götürürdü. Mesela Karşıyaka'da vapur iskelesinin orda 'Tilla' diye bir restodan vardı. Muhteşem bir yerdi. Burası benim mutfak kariyerimin başladığı yerdir.
- Ahmet Güzelyağdöken: Tam vapur iskelesinin hemen yanında palmiyelerin olduğu yerdeydi. Fehim abi var,Tilla'nın sahibinin oğlu. Müthiş bir adam... Yiyecek içecek kültürünün nerede doğduğu, şimdi nerede olduğumuzu kararlaştırmamız açısından çok önemli şeylerden bahsederdik.

Size göre Çeşme ve İzmir'de en iyi restorant, yemekten keyif aldığınız, gerçekten lezzetli olan yerler nereler?
- A.G.:
Ben şu an tek olarak konuşamıyorum. Artık zaten sokak arasında mekanları geziyorum. Pazar günü çok mutlu oldum. Örneğin, Buca'da heykelin orada macuncu kıvamında, 6 tane cam tepsiye yerleştirilmiş salçalı soslu bir kokoreç vardı. Kaldırıma ocağını koymuş bir adamın kokoreçini yedim ve çok mutlu oldum. Mesela benim bu sene unutamayacağım şeylerden bir tanesi bu lezzetti.
- H.Ö.: Şimdi en iyi restorant diyorsunuz... Mesela bana göre de İzmir'de en güzel şeyler sokak aralarındaki salaş yerler. Çünkü İzmir'de rafine restorant yok. Hatta Türkiye'de yok.

İzmir'de şefi için gidilen restorantlar var mı?
- H.Ö.:
Var. Geçen gün Aylin Onart'la bir program yaptık. Türkiye'nin balık kültürünü bilmediğinden bahsettik. Bilmiyor, nereden bilecek. Ondan sonra ertesi gün bazı restoranlar, 'Biz bilmiyor muyuz balık pişirmeyi' dediler, dedim 'Bilmiyoruz'. Siz değil biz bilmiyoruz, tamamen Türkiye bilmiyor. Birşey öğrenmek istiyorsan, soya getirmekle, donuk karides getirmekle olmaz. Geziyor musun? Gez, gör rakiplerin neler yapıyor, biliyor musun? Gezmedikçe, görmedikçe, nerede ne var bilmedikçe olmaz. Ustalar için gittiğin yerler vardır ama adamın yaptığı belli kuru fasülye, pilav, dolma zaten ona gidiyorsun. Her yerden isimler geliyor, tabii ki gidiyoruz. Bunlar çok önemli zaten bizim mutfak kültürümüzde de o usta geleneği var. Mesela Ali Galip ölmüş ama yıllardır devam ediyor. İsimle devam eden mesela Adil Müftüoğlu rahmetli oldu ama o kültür devam ediyor. Ben de o restorana gidiyorum ama Adil Müftüoğlu'na gidiyorum, o geleneğe gidiyorum.

KOKMAYAN GARSONLAR

Bir Türk restorantına gittiğinizde ilk dikkatinizi çeken şey nedir?
- H.Ö.:
Ter kokmayan garsonlar. Tabi ilk girdiğimde ambiyansa bakarım, tertemiz düzgün bir ambiyansı mı var? Çok fazla şıkır şıkır olmasına gerek yok, düzgün ve temizse problem yok. Masa düzeni olacak, leke yok, kırık tabak yok, çatal bıçakta soğan kokusu yok, bardakta ruj izi falan falan... Bunların olmaması gerek.
İzmir restorantlarına gittiğinizde Ahmet Bey, garsonların eli ayağı birbirine karışır mı?
- A.G.:
Yok asla böyle bir problem yok, çünkü bizim mutlu olabilmemiz için bizi sevmeleri lazım, asık suratlı nobran insanlar değiliz. İletişim çok önemli.

'ONLAR, BİZDEN ESİNLENİYOR'
Genellikle iş seyahati mi yoksa lezzet seyahati mi yapıyorsunuz?
- H.Ö.:
İş seyahati. Lezzet seyahati yok neredeyse. Tabi sonunda olay ona doğru gidiyor.

Yemeği tattığınız anda içinde neler olduğunu tahmin edebilme özelliğiniz var mı?
- H.Ö.:
Evet yani. Hem konuşuyoruz hem de tahmin ediyorum. Hem tarifini alıyorum hem de içini görüyorum. Giriyorum direk mutfağa bakıyorum. Hepsi var anlayacağınız.

"DÖNERDEN İBARET DEĞİLİZ"
Türkler yurt dışından esinleniyor mu?
- H.Ö.:
Çok ama yeni şefler şu anda bir şeyler yapmaya çalışıyor. Tam tersi dışarısı bizden daha çok etkileniyor.

Yurt dışında en çok bilinen Türk yemeği hangisi?
- H.Ö.:
Maalesef döner. Bunu göstermemiz lazım, biz dönerden ibaret değiliz.

Yemek yapmak mı yemek mi daha keyifli sizin için?
- H:Ö.:
Çok iyi yemek yiyorsan, sonunda yemek yapmaya giriyorsun. Benim hiç alakam yoktu ama o kadar seneler boyunca göre göre ben de kendim yapmaya başladım.
- A.G.: Yemek yemekten keyif alıyorsanız, yemek yapmaya dönüyorsunuz. Yapmayı ve en önemlisi paylaşmayı biliyorsanız keyifin sonuna varıyorsunuz.

Mutfağımıza en uygun içki hangisidir?
- H.Ö.:
Bana göre et derseniz en iyi şarap öküzgözü, boğazkere... Balık dersek, en iyi şarap Emir ve Narince... Beyaz şarap mesela bana sorarsanız rakı balığın yanında değil, mezenin yanında içilir.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.