X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bu hayatı bana kimse altın tepside sunmadı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bu hayatı bana kimse altın tepside sunmadı

  • Giriş Tarihi: 20.7.2014

LİYAKAT (Lider Yaratıcı Katılımcılar) Derneği Başkanı Berkay Eskinazi, imkansızlıklar içinde başladığı iş yaşantısında çok çalışarak, bu noktaya geldi. Eskinazi, lüks görünen hayatı için, "Bu hayat bana altın tepside sunulmadı" yorumunu yaptı

LİYAKAT (Lider Yaratıcı Katılımcılar) Derneği Başkanı Berkay Eskinazi'ye bugün lüks görünen hayatını, kendi anlatımıyla "kimse altın tepside sunmadı". Hayatını zorlukla kazanan ailede, hayaller kurarak, hedefler koyarak büyüdü. Gökyüzünde her uçak gördüğünde, "Bir gün ben de bunun içinde olacağım" dedi, hayatını öyle bir değiştirdi ki ömrü uçaklarla seyahatte geçti. Mahallenin Fransa'da eğitim görmüş eczacısını kendisine örnek aldı. Babası Ankara'da okumasına izin vermeyince, İzmir'de tek seçeneği özel üniversite olduğu için, gündüz çalıştı, gece okudu. Sonuçta yine dediğini yaptı, eczacı oldu. Eczacılığı da denedi ama sanayicilik yanının ağır bastığını fark etti. Önce patronu, sonra eşi olan Moriz Eskinazi ile el ele vererek, işleri büyüttü, bugünlere getirdi. "İyilik yap denize at. Dalgalar sana geri getirecektir" diyen sevgili babasının sesi hep kulaklarında kaldı. Kariyerinde istediği yere geldiğini görünce, babasına verdiği sözü tuttu, nerede bir yardım kuruluşu, dernek varsa orada görev almaya başladı. LİYAKAT'ta gerçekleştirdiği projelerle zirveye ulaştı. Berkay Eskinazi ile İzmir'in sıcağında o toplantıdan ötekine koştuğu için tadını çıkaramadığı, Çeşme'deki doyumsuz manzaralı yazlığında bir araya geldik, bilinmeyenlerini konuştuk.
LİYAKAT kaç yaşında?
3,5 yılı geçtik.
Kurucusu Berkay Eskinazi mi?
Biziz. Ben demiyoruz. Biziz.
Nereden aklınıza geldi bu derneği kurmak?
Zaten hep STK'ların içindeydik. Kimimiz Sanayi Odasında, kimimiz Ticaret Odasındaydık.
Kaç yıldır STK'lardasınız?
2000 yılından beri bu işlere çok zaman ayırıyorum. Daha evvel mümkün değildi.
2000 yılında ne değişti?
Kariyerimde istediğim yere geldim. Şimdi işlerimi biraz rölantiye aldım. Eskisi gibi sabah 7, akşam 7 çalışmıyorum. Dolayısıyla da vaktim kalıyor. Bu vatanın ekmeğini yedik, suyunu içtik. Üniversitesini meşgul ettik. İş deneyimimiz, hayat deneyimimiz var. Bunları paylaşalım, topluma fayda sağlayalım dedik ve bu işlere girdim. Sanayici olmam dolayısıyla EBSO (Ege Bölgesi Sanayi Odası) Vakfında başkan yardımcılığı yaptım. İlk çalışmalarım oydu. Gençlere burs sağlıyorduk. Benim dönemimde 550 öğrenciye burs veriyorduk. Rotaryenim 2009'dan beri. Çok çabuk da başkan oldum. Temmuz 1'de başkanlık bayrağını devrettim. Bir yıl hem LİYAKAT hem Rotary biraz yoğun geçti.
STK'lar boş zaman değerlendirme yeri değil tabii... Kesinlikle. Tüm vaktinizi vermezseniz olmaz. Hele geçen sene, sanki bir işyeri idare ediyorum gibi bütün gün programla çalıştım. O alışkanlık da çalışma hayatından kaynaklanıyor. Gençlere hep söylüyorum. Bu tip işlere talebelik döneminde girmek, çıraklık devresini talebelikte bitirmek lazım. Bu tip yerlerde çalışmaya genç yaşta başlarlarsa, hem kariyerleri için hem de tecrübe açısından iyi oluyor. Ben maalesef gençlikte yapamadım.

EŞİM DE BENİMLE BÜYÜDÜ
Sizi yönlendiren mi olmadı?
Yapamama sebebi, imkan meselesi. Ben çok paralarla okuyan insan değilim. Ailem zengin değildi. Tırnaklarımızla kazıyarak bir yerlere geldik. Babam nakliyeciydi. İki kamyonumuz vardı, onlarla nakliye işi yapardı. Babam her şeyin iyi tarafına bakardı. "Kızım hiç düşünmeden iyiliğini yap, denize at, dalgalar onu sana getirecektir" derdi. Hep bu felsefe ile büyüttü bizi. STK'lara yakınlığım bence buradan geliyor. Çocukluk çağımdan itibaren, uçak geçince ben bu uçağın içinde olacağım, ben gezeceğim diyerek büyüttüm kendimi. Liseyi bitirdiğimde, Ankara'ya kazandım, yollamadılar. "Kız çocuğu tek başına Ankara'ya gitmez" dediler. Hemen aile dostumuza, "Bana bir iş bulun, ben okuyacağım" dedim. Sağ olsun o iş buldu. Özel üniversiteler o zaman çok büyük paralar değildi. Eczacılığın paralı gece bölümüne yazıldım. Gündüz çalıştım, gece okudum.
Nerede çalıştınız?
Hemen bir plastik fabrikasının Çankaya'daki irtibat bürosunda çalışmaya başladım. Benim için inanılmaz bir tecrübe oldu. Gaddar bir üstüm vardı. Çocuktur diye acıması yoktu. Zordu. Ben bu sırada işimde ilerledim, fabrikaya geçtim. Fabrikada ambar memurluğu, ambar müdürü, üretim müdürü oldum. 4. sınıfa geldiğim zaman bunaldım. Eczacılık çok zor bir okuldur. Fabrikada da bir yere geldim ya "Ben okumayacağım artık ben bir şey oldum" dedim. O zaman patronum, şimdiki eşim, "Sakın" dedi. Çünkü o da tıp 4'ten ayrılmış hayat şartları nedeniyle. "Benim yaptığımı yapmayacaksın biz sana yardım edeceğiz" dedi ve ben bitirdim.
Eczacılık yaptınız mı hiç? Altındağ'da fabrikanın altında bir garaj vardı. O garajı bana verdiler. Gittim kredi aldım, eczanemi kurdum. Babamın ismini de verdim. Babamın ismi Fevzi ama her şeye hoşgörüsünden dolayı herkes ona "Hoşgör baba" derdi. Onun için Hoşgör Eczanesi açtım.

"ÇOK ÇALIŞARAK YAPTIM"
Ne zaman evlendiniz?
1980 yılında evlendik.
Zengin erkek fakir kız aşkı mı oldu?
Aşkımız büyüktü tabii ki ama iş aşkımız daha büyüktü. Eşim de oğlak burcu. Tam bir işkolik. Hayatında zaten hep benim gibi bir kadın arıyormuş. Yani iş kadını. Dolayısıyla hem aşk hem bu beklenti birleşince, evlendik. Biz tamamlıyoruz birbirimizi. Hayatım boyunca hep çalıştım. Hayatımız altın tepside sunulmadı. Berkay Eskinazi bugün bir yere geldiyse, çalışması sayesinde geldi. Eşim zengindi de ben bir şey oldum değil. O da çok zengin değildi ben onu tanıdığım zaman.

"KISKANCIM"
Berkay Eskinazi'nin bilinmeyen yönleri var mı?
İsrafı sevmem. Ekmeğin bile fazla alınmasına kızarım. Berkay Eskinazi alamaz mı? Ben almam. Her gördüğümü alan kadın değilim. Eşim, "Ben çok isterim eşim benden bir mücevher, bir kürk istesin benden hep makine istedi" der. Kariyer sahibi insanları seviyorum, kıskanıyorum, yapmak istiyorum ve yapıyorum.
Moriz Eskinazi'yi nasıl anlatırdınız?
O benim her zaman önderim, idolüm. Ben eşimi hep dinledim. Daha çocukluk yaşlarından başlıyor insanlar dinlememeye. Teknolojik olarak gençler bizden ileri ama bu becerileri yaşanılan deneyimlerle süslemeliler.
Çocuk konusu da pek karıştırılıyor galiba...
Ben çocuk doğuramadım birtakım şanssızlıklardan dolayı. Eşimin ilk eşinden 2 oğlu vardı. Onları büyüttük. Torunlarımız var şimdi. Onu da tattık. Doğurmak önemli değil. O çocuğu yetiştirmek, faydalı olmak önemli. Biz anneleriyle çok iyi arkadaşız. Çocuklar böyle bir şeyi hissetmeden büyüdüler.
Son projeniz ne?
Son projemiz 4WOMEN (Kadınlar için). Daha çok yeni. Şubat ayında başladı. AB hibe programı kapsamında bir proje. Kadına karşı şiddetin önlenmesi öncelikli olmak üzere, kadının insan haklarını desteklemeyi, sivil toplum dostu bir çevrenin yaratılmasını amaçlıyor. Proje ortaklarımız 2 İtalyan Sivil Toplum Derneği ( ARCUS ve Work in Progress); Türkiye'den Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Avrupa Birliği Anabilim Dalı ile Konak Belediyesi. "Türkiye ve İtalya'da kadına şiddetin farklı boyutları, kadın nelerden şiddet görüyor, şiddet gördüğü zaman bir yerlere başvurabiliyor mu?"sorularının cevabını arayacağız.
Sizi en çok gururlandıran projenizi sorsak?
"Emek Pişti Haydi Sofraya" inanılmaz güzel bir projeydi. Dezavantajlı kadınlara meslek edindirdik. Her yıl Ege Üniversitesi ile ortak girişim yarışması yapıyoruz. Çok övündüğümüz bir proje. EÇEV ile ortak yürüttüğümüz "Çocuk Büyüsün Diye"projesi...

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.