X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Hayallere sığındı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Hayallere sığındı

  • Giriş Tarihi: 1.2.2015
Hayallere sığındı
Hayallere sığındı

Acıklı bir hayat hikayesi olan ünlü ressam Bubi, gerçeklerden hep kaçtı. Kendini sanata veren Bubi, hayallerini tuvale yansıtarak dünyanın en çok satan 500 ressamı arasına girdi

B UBİ, en büyük ablasıyla arasında 26 yaş fark olmasına rağmen, babası tarafından çok istenilen bir bebek olarak dünyaya geldi. Avusturyalı dünyalar güzeli Mutti, oğluna alışamadan 30 yıllık kocasının evden gidişine alışmak zorunda kaldı. Babası bir başka kadına gönlünü kaptırmış, Mutti'yi de tekne kazıntısı Bubi'yi de ablalarını da görmez olmuştu. "O kadın " hayatlarında olarak yaş aldı Bubi. Evde baba güvenini yaşamasına engel olan öteki kadını kaçırmak için çocukça uğraş verdi. Annesi evin içindeki muayenehaneye gelecek kadar gözü kara metresle karşılaşmamak için çabalarken, Bubi de çocuk aklıyla planlar yaptı. Her seferinde eşyaların yerini değiştirdi, "o kadın" geldiğinde yanlış ev sanıp geri dönsün diye. Aslında ailesini korumaya çalışırken, farkında olmadan tasarım yapıyordu. Babası onları terk edip İsviçre'ye gittiğinde, Bubi yaşadığı trajediyi unutmak için hayal kurmaya verdi kendini. Hayallerde canını, kalbini acıtan hiçbir şey yoktu. Dilediği zaman mutlu bir ailesi oluyor, dilediği yerden atlayıp hiç canı yanmadan kalkıyordu. Odasında kendisini oyalamak, afaganlarını, sıkıntılarını atmak için resim yapmaya başladı. Mutti ona babasızlığını hissettirmemeye çalıştı, rol model olmak için bilek güreşi de yaptı, duvar da boyadı. Kıt parası ile eğlendirmek için tek yönlü tramvay gezilerine de çıkardı ama tüm bunlar Bubi'nin psikolojisinin bozulmasını önlemeye yetmedi. Nasıl kendisini oyalamak için resim yaptıysa yine sadece kendisini tedavi etmek için psikoloji okudu. Psikolojinin içine girdikçe işlerin daha kötüye gittiğini fark edince, kendinden geçinceye kadar sanat yapmayı tercih etti. Sanatını öyle güzel yaptı ki dünyanın en çok satan 500 ressamı arasına girdi. Öne çıkarmamak için bugüne kadar anlatmadığı, aslında Türk filmlerini aratmayacak kadar acı hayat hikayesinin işlerini etkilememesi için çok çaba harcadı. Bu nedenle hep soyut çalışmayı tercih etti. Bubi, bugünlerde, "Kazımalardan Yüzeye, Yüzeyden Rölyefe" 40 yıllık geçiş sürecini özetleyen retrospektif sergisi ile Ekol Sanat Galerisi'ne misafir oluyor. Annesine tutku derecesinde bağlı bu büyük sanatçı, her ne kadar aksini iddia etse de sergide, en azından Almanca "Yalnız anneler bilir hürmetle sevmeyi" yazılı anne çocuk resmi ile duygularından ipuçları veriyor. Bubi ile birbirinden güzel 75 eserinin sergilendiği galerinin üst katındaki küçücük bir hastane odasında, bazen gözlerimiz dolarak bazen kahkahalar atarak, çocukluğunu, çalışmalarını konuştuk.

Bubi ne demek?
- Annem Avusturyalı. Oğlum demek. Annesine tutkulu erkekler vardır ya ben öyleyimdir. Anneme olan saygımdan Bubi'yim. Bubi bir marka. Annemin ismi de Mutti mesela. Mutter anne demek. Arkadaşları, anneme Madam Mutti derlerdi.

Babanız Türk değil mi?
- Babam Türk, Avusturya'da diş doktoruydu. Annem, "Dişimi yaparken kalbimi çekti" derdi. Evlendiler, Türkiye'ye geldiler, 30 sene sonra babam annemi aldatıp, başka kadınla kaçtı, 15-20 sene sonra geri döndü ama olacak iş değildi. Hepimiz çökmüştük.

Tek çocuk musunuz?
- Hayır, ama tek erkeğim. 3 ablam daha var. Benim büyük ablamla aramda 26 yaş fark vardı. Ben kazandibiyim. 3 kızın ardından Türk erkekleri mutlaka erkek çocuğu ister ya. Annem 56 yaşında beni doğruyor ve hamileyken babamın İsviçre'de muayenehanesi var, ona mektup yazıyor, "Bunu aldırtalım" diye. Babamın cevabı, 'Benden değilse aldır" oluyor. Çok ağır laf. Müthiş bir adamdı. Kadın aldırabilir mi bu durumda? Ne kadar kızsam da varlığımı babama borçluyum.

Babanıza neden kızıyorsunuz?
- Babam annemi bıraktı, başka bir kadına gitti. Annem bizi yetiştirmeye çalışırken, o İsviçre'de, kadınlarla para yedi. Annem, kucağında ben, tramvaya binermiş. Son durağa kadar gidermiş. Gidecek yer yok çünkü. Bugünkü gibi Saray Muhallebicisi'ne gitmek gibi bir lüksü yok. Vatman, "Hanım hanım son durak" dermiş. Annem, "Yok geriye döneceğim yanlış gelmişim" dermiş. Başka bilet parası vermemek için. Gidecek yeri de parası da yok.

Bir de yabancı...
- Yabancı, Türkçesi de yok. Ben çok küçüktüm hatırlamıyorum ama hatırlamamak daha kötü. Kafam uydurmaya başlıyor. Daha kötü düşünüyorum. 5-6 yaşındaydım, babamın muayenehanesi aynı zamanda evimizdi. Kadın babamın muayenehanesine gelirdi, dolayısıyla bizim evimize. Annem kadının geleceğini hisseder, bir an önce evi terk etmek için acele ederdi. Ben giderdim, salondaki eşyaların yerini değiştirirdim. Annem, "Ne yapıyorsun gidiyoruz, gitmeliyiz bir an önce" diyor kadınla karşılaşmamak için. Evin eşyalarını değiştiriyordum ki kadın buraya gelir, burayı başka bir ev zanneder, "Burası benim gittiğim ev değil" der, döner diye. Çok acı ama bu bir nevi de tasarım işte. Annem 3 kız çocukla, ben son turfandayım. Babam evden gitmiş, tek erkeğim. Annem benimle bilek güreşi yapardı. Neden? 3 kız bir de kendisi 4 kız evde. Rol model olmak için benimle bilek güreşi yapardı. Sonra ne oldu? Kuvvetli kadınları sevdim hayatımda. Zayıf kadınlar, nasıl söyleyeyim, annemin dışı geldi. Anne sevgisi, etkisi farklı bir şey.

Annenizi çok özlüyorsunuz...
- Güzel şeyleri bana hep annem öğretti. Kadına da erkeğe de aynı şekilde davranırım. Bu ayır- dı bana annem verdi. Annem badana yapardı. Babam İsviçre'de sürterdi, annem ev ekonomisine katkı için duvarları boyardı, yemekleri o yapardı. Ben okuldan geldiğimde, "Limonata ister misin" derdi. Ben her dakika üşeniyorum bir şeyler yemeye. Bu kadın hiçbir zaman için yoruldum demedi. 4 çocuk devamlı yaramazdık. Bizim ailede bir kadın erkek ayırımı yok. Ablam koca ekmek bıçağı ile okula gidermiş. Neden? Okulda erkekler rahatsızlık veriyor.

Biraz çılgınlık varmış ailede...
- Hayır çılgınlık değil, erkekler daha çok hoşlanır. Çünkü bizim toplumda erkekler döven kadını sever. Ablama herkes aşıktı.

Resim yapmak nereden aklınıza geldi?
- Başka bir işe yaramadığım için. Ne yapacağım? Odamda oynuyorum. Boya kokusu çıkarmayan işlerle resim yapardım. Kendimi oyalamak için. Her çocuk gibi. Ama ben hep sırf kendimi oyalamak için resim yaptım. İnan ki bu. Hiçbir zaman resim yapmak için resim yapmadım. Hala da öyle. Kötü bir duruma düştüğüm zaman, resim yaparak o anı, düşüncemi unutuyorum. Resim yaparken vecd haline dönüşürüm. Resim yaparken ansızın her şeyi unutuyorum. Bütün sıkıntılarım, üstüme gelen afaganlar bitiyor. Geçmiş karanlık olduğu için, karanlık tecrübem var. Herşeyi karanlık görüyorsun o yüzden aslında. Birdenbire ışık da seni acemi yapıyor. Ve tuzağa düşüyorsun.

KENDİMİ TEDAVİ ETTİM

Yaşadıklarınız mı sizi psikoloji okumaya itti?
- Ciddi söylüyorum ben psikolojiyi kendimi tedavi için okudum. Mutsuz bir çocukluğum geçti. Mutsuz ve tehdit dolu. Babam bir başka kadında, o başka kadın da bizi tehdit ediyor. Aslında iyi puan almıştım ama şanstan. Tesadüfen kazandım. Dişçiliği de kazanmıştım ama psikolojiyi istedim. Tezimi de tuvalet duvarlarındaki yazılar üzerine yaptım. Bir sürü kişilik sorunlarım olduğundan, onları tedavi etmek için psikolojiye girdim. Fakat baktım ki bu işin içine girdikçe daha kötü. Mümkün mertebe bu konuyu fazla fark etmemeye çalışıyorum. Değil psikolojiyi, hiçbir şeyi işlerimde kullanmam. Mesela Van Gogh denince, "O kulağını kesen adam mı" deniyor. Oysa Van Gogh'un çok güzel bir boyası, çok özel bir boya rölyefi vardır. Ama ondan bahsedilmez, acılarından söz edersiniz. Dikkat edin yapıtlarından söz etmiyoruz, kişilik özelliklerinden biriktirmiş olduğunuz dedikoduları anlatıyor. Ben bunlardan mümkün mertebe uzak durmaya çalışıyorum.

Peki hiç mi bu psikolojinin etkisi yok o resimlerde?
- Hapsolmak duygusu var ya. Kafes nereden çıktı? Biz Türküz. Tamam bizim bütün pencerelerimizde var. Camilerimizde, hamamlarımızda var, ama ben kafeslerin kendisini sanki seviyormuşum gibi. Ben hep şöyle diyorum, bir devekuşu gibi atölyeme gömdüm kendimi. Yani ana rahmine dönüş gibi. Ne huzurlusun ana rahminde değil mi? Yüzeyi neden kazıyorum? Boyayı sürüyorsun, beğenmiyor kapatıyorsun, bir daha boyuyorsun. Yap boz gibi. Yeni bir sayfaya girmek, yeni bir şey yapmak zorunda değilsin. Her seferinde değiştirme şansın var. Bu bana müthiş bir özgürlük ve müthiş bir kıvraklık verdi. Çok tekrar

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.