Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Demire hayat veren sanatçı

Giriş Tarihi: 23.1.2016
Demire hayat veren sanatçı

Herkesin kendinden bir hikayeyi bulacağı heykelleri ile fark yaratan Ozan Ünal, Ekol Sanat Galerisi'ndeki "Tahterevalli ve Oyunbozan" sergisi ile sanatseverler tarafından büyük ilgi görüyor

Ozan Önal, öyle her sanatçı gibi küçük yaşlarda boyundan büyük eserler ortaya çıkarmadı. Resim yapabildiğini, ancak lise ikinci sınıfta "ders kaynatırken" fark edebildi. Başarısını farkeden bir arkadaşı lise son sınıfta elinden tutup, ne olduğunu bile tam bilmediği Güzel Sanatlar Fakültesi'nin yetenek sınavına götürdü. Fakülteye başlar başlamaz başarılar arka arkaya geldi. Beymen Akademia, Deri Günleri Tasarım yarışmalarında ödüller aldı, Danimarka SAGA International Young Designer'a davet edilen ilk Türk oldu. Mezuniyetinin ardından zor süreçlerden geçse de İzmirlinin çok sevdiği, Forum Bornova'nın içindeki tüm sokak heykelleri, Tay Park'ın önündeki atlar, Karşıyaka Belediyesi'nin önündeki gazete okuyan kız, gondol kafedeki baba çocuk figürü, Karşıyaka'da 100. Yıl Spor Anıtı, Narlıdere'de Uğur Mumcu Anıtı, Neşet Ertaş Anıtı gibi birçok esere imza attı. Demiri eritip çamur gibi kullanan, her heykeli kısa bir filmmiş gibi yapan, herkesin kendinden bir hikayeyi bulacağı heykelleri ile fark yaratan Ozan Ünal, bu farkı ile bugüne kadar hep master sergiler yapan Ekol Sanat Galerisi'nde "Tahterevalli ve Oyunbozan" ile kendisine yer buldu. Sergisi 2 Şubat'a kadar devam edecek olan, alıştığımız heykeltıraş görüntüsünden çok demir işçisi gibi dolaşmayı seven, "Burada kendimi gerçekten sanatçı gibi hissettim" diyecek kadar mütevazı sanatçı ile Ekol Sanat'ta konuştuk.

Sanatçı olacağım diyerek mi büyüdünüz?
Hiç alakası yok. Ben ilk, ortaokulda farkında değildim resim yapabildiğimin. Lise 2'de bir arkadaşım resim çiziyordu derste, yani kaytarıyoruz, "Ne kadar güzel çiziyorsun" dedim, döndüm çizmeye başladım. Baktım, ben de güzel çiziyormuşum. Yani bu kadar komik oldu resim çizebildiğimi anlamam. Dershaneye giderken, bir şeyler karaladığımı gören bir arkadaşım, "Gel seni Güzel Sanatlar Fakültesi'nin yetenek sınavlarına götüreyim" dedi. O zamana kadar hiç kafamda oturmamıştı Güzel Sanatlar.

Siz ne yapmayı düşünüyordunuz?
Babam esnaf olduğu için çok ayakları yere basan iş düşünüyordum. Bir yerlerde iş yapacağız, para kazanacağız veya maaş alacağız diye düşünüyordum. Öyle endeksliydim. Biz burada ne olacağız diye düşündüm okula girdiğimde de. Aslında iyi oldu. Çok aç şekilde girdim okula. Merak ettiğim her şeye saldırdım okul süresince. Kendimi de tanıma imkanı buldum. Mesela ben grafiği kazanmıştım ama yapamadım, iki boyutlu ile mutlu olamadım. Endüstriyel tasarım okumak istiyordum, bizim okulda bu bölüm yoktu, en yakın bölüm moda ve aksesuar tasarımıydı. Tekrar sınava girip, o bölümü okudum. Güzel bir öğrencilik geçirdim. Girdiğim sene hemen Beymen Akademia Tasarım Yarışması, Deri Günleri Tasarım Yarışması'nı kazandım. Ardından Danimarka'daki SAGA International Desing Center Young Designer Seminar'a ilk Türk olarak çağrıldım. Dünyadan 9 öğrenci çağırmışlar. Bunlar durumumu bayağı değiştirdi.

Mezun olunca ne yaptınız?
Karşıyaka'da atölye açtık arkadaşlarımla. Ne yapacağımızı da bilmiyorduk. Biraz heykel, biraz resim, bir yerlere tasarımlar yaptık, falan baktık ki bayağı resim heykel yapıyoruz. Sipariş almaya başladık iş yapmaktan hiç mutlu olmadım. Genelde arkadaşlarım sanki ilerde hiç para kazanmayacağız, çoluk çocuğumuz olmayacak, eve para götürmeyeceğiz kafasındalardı. Ben başka bir dünyadan geldiğim için daha ayakları yere basan şeyler öneriyordum. Yıllar geçtikçe onların ayakları daha yere bastı, para kazanmamız lazım oldular. Ben ise sanatı maddi kaygılarla yapamazsını anlayarak mezun oldum. Hiçbir zaman artistik kaygılarla yaptığım bir işi ayağa düşürmemeye çalıştım. Hiçbir zaman da dekoratif kaygıyla veya sipariş yaptığım bir işe sanat eseri muamelesi yapmadım.

Bunu sokak heykelleriniz için mi söylüyorsunuz?
Bunu çok iyi tanımlandırmaya çalışıyorum çünkü para kazanamazsanız sanatınızı çok ucuza satmaya çalışırsınız. Daha tehlikelisi satacak şeyler yapmaya başlarsınız. Bir anda işin içine dekoratif kaygılar girer, ticari kaygılar girer, bu sizi çok engeller. Heykel yaparak yaşamak istiyorsanız önünüzde çok alternatif yok. Ya satsın kaygısıyla iş yapacaksınız ya da ister satsın ister satmasın ben içimden geleni yaparım dersiniz ama para kazanmam gerekiyor. Benim de yapmayı bildiğim tek şey bu. Şu anda en mutlu olduğum şey, para kazanma yönünü elimden geldiğince değiştirdiğim için samimi olarak söylüyorum, sergi açtığım zaman satmış satmamış hiç umurumda değil. Zaten onu ben kendim için yapıyorum.

Ekol'de sergi açtığınız için duyduğunuz mutluluğu bu kadar samimi dile getirmeniz etkiledi beni...
Ekol Sanat'taki sergi açtığım için çok heyecanlıyım ve kendimi gerçekten bir sanatçı gibi hissettim. Sanat eseri sanatçı ve izleyiciyle bir bütündür. Bugüne kadar hep master sergileri yaptılar. Herhalde burada sergi açan en ünsüz benim.

Her eserinizin roman gibi okunuyor olması çok rastlanan bir şey mi?
Hayır değil. Mesela bizim okulun heykel bölümünde heykelin hikayesi olmaz derler. Bana da hikayesiz heykel olmaz gibi geliyor. Önce yazarım, çizerim, şiir yazarım. Benim heykellerimin hepsi bir kısa filmmiş gibi geliyor. Ben çok fazla şarkının kendimce heykelini yapmışımdır. Hatta atölyede çocuklar nefret ederler. O duygudan çıkmamak için o gün sabahtan akşama kadar aynı şarkı devam eder.

EĞLENCELİ BİR İŞ

Klasik heykeltıraş görüntüsü vermiyorsunuz...
Normal bir demirci ne yapıyorsa ben de aynısını yaptığım için demirci gibi görünmem normal. Delik deşik oluyor üstüm başım. Gerçi ustalık arttıkça eskisi kadar yanmıyorum. Eskiden kaynak gözlerimi çok alıyordu. Limon sıkardım. Son iki yıldır kaynak almıyor gözlerimi. Çok mutluyum demir yapmaktan. Demir çok ilginç bir malzeme. Demirden heykel yapmak çok eğlenceli
bir iş.
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Demire hayat veren sanatçı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz