Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Krize Everest’in zirvesinden bakış

Giriş Tarihi: 13.5.2009 09:42 Güncelleme Tarihi: 13.5.2009 13:04

Rusya Dağcılık Federasyonu tarafından “Kar Leoparı” unvanı verilen, Everest Dağı’na tırmanan ilk Türk ve Müslüman dağcı olarak anılan Nasuh Mahruki, sabah.com.tr için içinde bulunduğumuz ekonomik krizi değerlendirdi...

Nasuh Mahruki ismi Türkiye'nin gündemine 1999 Marmara depreminden sonra girmişti. AKUT'un (Arama Kurtarma Derneği) enkaz altından çıkardığı her yaralıdan sonra derneğin sözcülüğünü yapan "sakallı adam" olarak tanıdık onu. Daha sonra 1968 doğumlu Mahruki'nin dağcı, yazar, fotoğrafçı, mağaracı, yamaç paraşütçü, aletli dalışçı, motorcu, yelkenci, bisikletçi kimliğinin olduğunu da fark ettik.

Ancak Nasuh Mahriki'yi bu sayfalara taşıyan ne yazarlığı, ne dağcılığı ne de dernek yöneticiliği... Mahruki'nin çok az (aslında iş dünyası onu yakından tanıyor) insanın bildiği bir de eğitimci yönü var. Nasuh Mahruki yıllar içinde edindiği kriz deneyimini "Zirveye doğru" seminerleriyle üniversite öğrencilerine ve şirket çalışanlarına aktarıyor.

İşi ve hobileri gereği pek çok kez kriz ortamlarında kalmış ve bu krizleri çözmeyi başarmış; ve bu deneyimlerini eğitim seminerleriyle dinleyicilere aktaran biri olarak Türkiye ve dünyanın içinde bulunduğu durumu değerlendirmesini istedik Mahruki'den. İşte Nasuh Mahruki'ye göre krizin tanımı ve kurtulma yolları...

Küresel ekonomik krizi değerlendirebilir misiniz? Sizce Türkiye'nin hatta dünyanın şu anda yaşadığı kriz ortamı, bir dağcının yaşadığı/yaşayacağı ne tür bir krize benziyor?

Ani ve beklenmedik şekilde gelişen can ve mal kaybına yol açabilecek, sıkıntı yaratabilecek olan her türlü olayı bir acil durum ve bir kriz olarak değerlendirebiliriz. Meyve doğrarken parmağına kesmekten nükleer patlamaya kadar hepsi kriz çerçevesi içerisinde değerlendirilebilir. Kriz yönetimi konusundaki en önemli nokta öncesinde hazırlıklı olmaktır. Bugün için sahip olunan iyi bir plan gelecekte sahip olunacak ideal bir plandan daha iyidir. O yüzden mutlaka bir plana sahip olmak ve önceden hazırlıklı olmak gerekir. İyi bir kriz yönetimi yapmanın ön şartı da iyi bir risk yönetimi yapmaktır. Henüz kriz ve kriz zararları ortaya çıkmadan önce gerekli hazırlıkları yapmak, önleyici ve zarar azaltıcı tedbirleri almak, ve kriz meydana geldiği takdirde de bu yapılan hazırlık ve önlemler çerçevesinde gerekli müdahaleleri o şartlar altında yerine getirmektir. Önlemler ve hazırlık tabiki krizin ortaya çıkmasını engellemez ama krizin yaratacağı zararın azaltılmasını sağlar.

Kriz yönetimini dağcılık konusuyla ilişkilendirirsek, dağcılık birinci kural olarak riskli ve tehlikeli bir spordur. Dolayısıyla dağcılar sürekli kendilerine zarar verebilecek, yaralayabilecek, sakatlayabilecek ya da daha kötü sonuçlara yol açabilecek bir ortamda faaliyette bulunurlar. Bunu yaparken hem önceden her türlü hazırlığı en iyi şekilde yerine getirmeleri, hem de dağdayken çevredeki bütün değişkenleri çok iyi takip etmeleri, hesaplamaları gerekir. Tırmanış sırasında dağ ve çevre koşullarıyla olan ilişkilerini, malzemelerini, ekiplerini, kendi durumlarını, rotanın durumunu, mevsimin durumunu, meteorolojinin gelişmesini takip edip hepsini göz önünde bulundurarak bir takım kararlar vermeleri gerekir. O yüzden dağcılar kritik süreçlerde karar verme becerileri yüksek insanlardır.

Dağcılık bir ekip işidir, takım sporudur. Dolayısıyla, takım çalışması becerileri de yüksektir. Tabi ki bu kadar tehlikeli ve riskli süreçlerle sürekli ilişkide olmak, bir ekip çalışmasının sürekli parçası olmak dağcıların inisiyatif alma ve liderlik becerilerini de geliştirir. Zaten AKUT gibi bir ekibin Türkiye'de, Cumhuriyet tarihinde ilk defa dağcılar tarafından oluşturulmuş olması da tesadüf değil, bu dinamiklerden kaynaklanıyor.

Dünyanın yaşadığı kriz ya da Türkiye'nin yaşadığı krize dönersek, dünya ekonomik kaynaklı ve birtakım birikimlerin sonucunda ortaya çıkmış büyük bir ekonomik krizin içinde bulunuyor. Dolayısıyla; bu birikimler, bu şartlar ortadan kalkmadan veya belli şekillerde gerekli manevralar yapılmadan krizin küresel anlamda toparlanabilmesinin mümkün olacağını sanmıyorum. Dünyadaki krizin meselenin kökenine ve ana kaynağına inilerek mücadele edilmesi gereken bir durum olduğu kanısındayım. Türkiye'de de etkili olan bu kriz kısmen dünyada yaşanan krizin bir yansıması aslında. Dolayısıyla, dünyadaki krizin gidişatıyla, Türkiye'deki krizin bir kısmı çok yakından ilişkili, dünyadaki kriz çözülmeden Türkiye'deki krizin çözülebileceğini sanmıyorum.

Yani bizim bu kriz yaşanmadan önce bir hazırlık planımız yok muydu?

Bence maalesef yoktu. Türkiye ne yazık ki kriz yönetimini doğru düzgün öğrenebilen bir ülke değil. 1999 depreminde biz bunu çok acı bir tecrübeyle yaşadık. 17 Ağustos'ta yaşanan o deprem kitlesel bir afete dönüştü. Marmara Bölgesi her zaman bilinir ki Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın üzerindedir ve bu bölgede yıkıcı depremler olabilir, daha önceden de olmuştur. Bütün bilim insanları söylüyordu bunu ama kimse ciddiye almıyordu. Ancak ne zamanki deprem yaşandı, biz depremden sonra ne yapabiliriz diye çalışmaya başladık. Tabi ki o plansızlık ve sistemsizlik içinde doğru düzgün bir şey yapamadık, ne kadarı yapılabildiyse o kadarı yapıldı. 18 bin civarında insan öldü, 70 bin civarında bina yıkıldı, enkaz haline dönüştü ve Türkiye'nin ağır sanayisi çok ağır bir yara aldı bu krizde. Halbuki, Türkiye daha önceden planlamalarında ve uygulamalarında, bu bölgenin bir fay hattı üzerinde olduğu gerçeğini ciddiye alarak risk yönetimi yapabilseydi, sonuç çok daha farklı olabilirdi. En azından bu tür bir bölgeye bu kadar büyük bir ağır sanayi yatırımı yapılmazdı veya illa yapılacaksa deprem tehlikesi göz önünde bulundurularak yapılırdı.

Risk yönetimi iki bölümden oluşuyor: Önlemler ve hazırlık. Bir takım önlemlerle, depremin zararlarını engelleyemezsek bile azaltabiliriz. Binanızı sağlam inşa etmek en önemli etken ve olmazsa olmazdır. Depremde yıkılmayacak bir binada oturuyorsak o binanın bizi depremde öldürme ihtimali yok. Ancak, evin içindeki objeler sağa sola fırlayabilir ve bize zarar verebilirler. Evdeki veya ofisteki eşyaların sabitlenmesi bu tehlikeyi önemli ölçüde ortadan kaldıracaktır. Dolayısıyla bu tür önlemler ve tedbirler depremin zararlarını çok ciddi olarak azaltacaktır. Tabi burada depremde yıkılmayacak bir binada bulunduğumuzu ve yapısal bir hasarla karşı karşıya kalmayacağımızı kabul ederek söylüyorum. Bina yıkılacaksa yapabileceklerimiz son derece sınırlı.

Bir diğer yapılacak şey ise hazırlık; bütün alınan önlemlere rağmen yine de birtakım gözden kaçan şeyler olabilir, dolayısıyla, Sivil Savunma, itfaiye, ambulans, gönüllü arama kurtarmacılar gibi ekiplerin hazır tutulması gerekir. Ama Türkiye daha baştan önlemlerini alamadığı için, yani deprem riski olan bir bölgede inşa edilecek binalarını buna göre planlamadığı ve bunların hiçbirini yapmadığı için depremde de ancak o şartlarda yapılabildiği kadarıyla yapıldı. Halkın kendi gönüllü iç enerjisiyle yapıldı ne yapıldıysa ve Silahlı Kuvvetler'in müthiş desteğiyle birlikte.

Ekonomik krize gelecek olursak, neredeyse bütün kurumlar tarafından Türkiye'nin ekonomik anlamda gerekli önlemleri bütün uyaranlara rağmen almadığı veya çok geç kaldığı söyleniyor. Bugün medyada kriz nedeniyle cinnet geçiren, çevresine ve kendine zarar veren insanları görüyoruz. Bu tür olaylarda çok büyük bir artış var, bence çok ciddiye alınması gereken bir süreç yaşanıyor Türkiye'de. Bir insanın borcunu ödeyemediği için canına kıyması, hatta sevdiklerini katletmesi çok ama çok ağır bir travmanın yaşanıyor olduğunu gösteriyor. Sosyal anlamda da bu kriz çok can yakıyor.

KRİZİ ABD Mİ ÇIKARDI!

Tamam biz Türkiye olarak kendi krizlerimizi yönetemiyoruz ama ekonomik kriz dünyada yaşanıyor. ABD'de patlak verdi. Onlar da mı göremedi?

Emlak piyasasında değeri sürekli artan ve kredi sistemleriyle ve likidite bolluğuyla desteklenen gerçek olamayacak kadar yüksek değer artışı en sonunda bir yerde patlak verecekti ve verdi de. Öte yandan ABD konusunda değişik düşünceler var. Mesela ABD'nin 11 Eylül terörist saldırısını kendi içinde bir grubun planladığına dönük bir takım düşünceler var ve bu düşünceler oldukça kuvvetli. Bu konuda hazırlanmış birçok belgesel ve kitaplar var. Bu ABD'de oldukça tartışılan bir konu. Eğer işin o tarafında bir doğruluk payı varsa, bu krizin bu noktalara gelmesinde de bir iç ekibin payı olabilir. Krize hazırlıksız olanlar çok sıkıntı çekerler, ama krizi bekleyen ve planlayan o krizin yaşandığı süreçte hamlelerini önceden hazırlayan bir güç varsa, iddia edildiği üzere 11 Eylül'ü planlayan gibi, o zaman bu kriz bilinçli olarak yaratılmış bir kriz de olabilir. Eğer gerçekten birileri tarafından planlandıysa bence durum göründüğünden de daha tehlikeli olabilir.

Bir dağcı olarak sıklıkla kriz anları yaşamışsınızdır ve krizlere çözümler üretmişsinizdir. Birçok krizle yüzyüze gelip karar vermek durumunda kalmışsınızdır. Türkiye de şu anda bir karar anında. Türkiye'nin krizden en az etkilenerek kurtulması için ne tür çözümler gerekiyor?

Türkiye şu anda birçok karar vermek zorunda. Şu anda Türkiye'nin birleştirici, bütünleştirici, ulusal kaynakları ulusal menfaatler çerçevesinde kullanılmasını sağlayacak ve ülkedeki o iç sıkıntıları, çatışmaları, kaygıları azaltacak kadrolara her zamankinden daha çok ihtiyacı var. Aynı anda hem sosyal, hem ekonomik, hem hukuki hem de siyasi krizi yaşamak durumunda kalmak bu krizlerin hiçbirini tam olarak çözememek demektir. Geçici ve günü kurtarmaya dönük önlemler krizleri belki geçici bir süre erteler ama ileride daha derinleşerek ve daha maliyetli sorunlara çıkaracak şekilde gündeme gelmesini engelleyemez.

Bu azaltma da bıçakla keser gibi bir anda olmayacaktır.

Aslında birkaç tane doğru hareket ile olur. Türkiye'nin şu anda üzerinde çatıştığı, iç unsurların birbirleriyle çatıştığı meseleler var. Bir problemi çözmediğin takdirde, sürekli ötelediğin, ertelediğin takdirde insanların hukuka, sisteme, devlete güveni azalıyor. Bununla birlikte başka travmalara da yol açıyor. İç politik çekişmelerimizi çözmek zorundayız çünkü dış dünyada, küresel kriz, küresel çıkar çatışmaları çok tehlikeli yerlere doğru gidebilir ve Türkiye'nin bir an önce iç siyasi çekişmelerini, çatışmalarını her nereden kaynaklanıyorsa, her kimden kaynaklanıyorsa çözmesi ve ulusal anlamda birlik ve beraberlik duygularını en üst düzeyde yeniden teşkil etmesi gerekiyor.

AKUT olarak Türkiye'nin 18 bölgesinde faaliyetlerinizi sürdürüyorsunuz. Burada yerel halkla da temaslarda bulunuyorsunuz. Sizce halkın yaşantısında krizle birlikte neler değişti? Yaşam koşulları ne yönde etkilendi?

Kriz Türkiye'de herkesi vurdu. Gördüğüm konuştuğum herkes krizden şikayet ediyor. Ama bu tamamen öncesinde yapılan hatalardan ve plansızlıktan kaynaklanıyor. 2 sene öncesine kadar müthiş bir ekonomik rahatlık vardı Türkiye'de. Her tarafa alışveriş merkezleri açıldı, birçok marka geldi, birçok araba, ev satıldı. Her açıdan Türkiye'de büyük bir ekonomik hareketlilik vardı. Bir anda bu kesildi. Bu durum, son süreçte bolluğa alışmış insanları bir anda hiç beklemedikleri ve hazır olmadıkları ve önlerini de göremedikleri bir sürece soktu. Bu belirsizlik ve hazırlıksız yakalanmanın sosyal etkileri çok yıkıcı ve tehlikeli olabilir.

Peki bu ekonomik hareketlilik sabun köpüğü gibi bir şey miydi?

Türkiye'ye özelleştirmelerden birtakım paralar girdi. Bu kaynakların daha verimli kullanılması gerekirdi diye düşünüyorum. Bu kaynaklar sonuçta ulusal kaynaklar. Bu kaynakların sonuçta 70 milyonun ortak yaşamı, huzuru, refahı için kullanılması, harcanması gerekir. Giren parayı üretime dönüştürmezseniz, hangi gelir seviyesinde olursa olsun toplumda tutumluluğu, israfı önlemeyi bir kültür haline dönüştürmezseniz para gelir gider ama kalıcı faydaları toplumsal hayatımıza yansıyamaz. Krize herkes hazırlıksız yakalandı, burada yetkililerin gerekli uyarıları ve tedbirleri düşünmesi gerekirdi bence. Gelir durumu zaten düşük olanlar çok daha büyük sıkıntılarla karşı karşıyalar. Çünkü birikimleri yok. Birikim olmadan da krizi nasıl atlatılabilir? Artan intiharlar ne yazık ki bu gerçeği saklanamaz biçimde gösteriyor.

Kriz herkesin bildiği üzere bir likidite krizi. Türkiye'de de kredi kartı borcu olan birçok insan var. Bu kişilere önerileriniz nelerdir? Yani insanlar bireysel krizlerini nasıl yönetmeliler?

Kriz sonuçta bir – iki yıldır Türkiye'yi etkiliyor. Bu zamanda insanlar hayatta kalabilmek için en azından acil ihtiyaçlarını; mutlaka çözülmesi gereken ihtiyaçlarını çözebilmek için kredi kartı yöntemini tercih ettiler. Çünkü kredi kartı bir ay sonraya ötelenebilen bir şey veya limiti ödenip birkaç ay daha ertelenebilen bir imkan sunduğu için insanlar kredi kartına yüklendiler. O da birkaç aylık bir rahatlık sağladı. Sonuçta o da şişti, o da birikti. O süreçte krizde toparlanma ümit ediliyordu. Ama kriz, kredi kartı şişmiş bir şekilde devam ediyor. Bireysel yönetilebilecek bir krizin çok ötesinde bir durum bu. Devletin mutlaka önlem paketleriyle, destek paketleriyle devreye girmesi gerekiyor. Bir şeyler yapıldı aslında, ÖTV ve KDV'nin indirilmesi gibi hareketler biraz canlılık getirdi. Ama ülkedeki asıl sıkıntı ülkedeki kaynakların üretime zamanında aktarılmamasından kaynaklanıyor. Biz tarımda da, sanayide de, üretimde de çok geriye düştük son yıllarda ve bu da tabi ki çok tehlikeli. Sadece tüketime dayalı bir ekonomi olamaz. Üretmeden hem de nitelikli ürünler, rekabet edebilecek ürünler üretmeden asla ayakta kalamazsın, bu en temel kural.

BUGÜN NELER OLDU
İLİŞKİLİ HABERLER
ARKADAŞINA GÖNDER
Krize Everest’in zirvesinden bakış
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz