X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Birbirine bağımlı dünya
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Birbirine bağımlı dünya

  • Giriş Tarihi: 1.1.2013 14:11

Koca bir yılı geride bırakırken akıllarda şu soru var: “Küresel ekonomide yaşanan sonbahar 2013’te de devam edecek mi?” Böyle düşünmemizi gerektirecek birçok küresel sorunu, biriktirip 2013’e aktardık. Aslında bugün karşılaştığımız her şey son 20 yılda karşılaştıklarımızdan çok farklı. Bence 2012 tüm dünyaya şunu bir kez daha öğretti: “Geçmiş yıllara oranla dünya, artık çok daha fazla birbirine bağımlı.”

İlknur MENLİK (TGDF İletişim Koordinatörü)

Bugün, 2012'nin başından bu yana mali uçurum tartışmalarının gündemden düşmediği ABD'de neler olacağını tüm dünya yakından takip ediyor. Bu yıl aynı zamanda ABD'li Lehman Brothers'ın iflasının dördüncü yıldönümü. Bana göre bu iflas, "Birbirine bağımlı dünyanın" belki de en önemli örneklerinden birisini teşkil ediyor. Çünkü 160 yıllık bir geçmişe sahip olan ABD'li finans kuruluşunun iflas kararı almasıyla tüm dünya, son 80 yılın en büyük ekonomik krizi ile karşı karşı kaldı. Lehman Brothers'ın iflasıyla başlayan küresel kriz sürecinin halen sürdüğü gerçeği, "birbirine bağımlı dünya" görüşümü destekleyen önemli argümanlardan yalnızca birisi.

Bunu, gelişmekte olan ülkelerin 2011 yılında yaşadıkları çıkışı, 2012'de devam ettirememelerinde de rahatlıkla görebiliyoruz. Birçok ekonomist, Brezilya, Çin, Hindistan, Rusya ve Türkiye gibi küresel ekonomide yıldızı parlayan ülkelerin, ABD, Avrupa Birliği ve Japonya gibi küresel ekonominin dev oyuncularının yaşadığı krizlerden etkilenmeden yoluna devam edebileceğini düşünüyordu. Oysa beklendiği gibi olmadı. Brezilya'da büyüme hızı durma noktasına gelirken, Çin ve Hindistan'da 2-3 puan aralığında gerileme oldu. Türkiye ise ekonomisinde 5-6 puanlık bir "yumuşak iniş" yaptı. Ancak durum böyle olsa da şu gerçeğin altını çizmek lazım; Yükselen bu ekonomiler, bugünün küresel ticaretinde artık kararları pasif şekilde uygulayan değil, karar veren statüsüne ulaşmıştır. Bunun sonucunda G-20'nin kurulduğunu unutmamak lazım. Bu sayede yukarıda saydığım ülkeler küresel ekonomideki etki alanlarını genişletmeye başladı. Bunu, son yılların önemli ekonomik gelişmelerinden biri olarak kaydetmek gerektiğini düşünüyorum.

Giderek birbirine daha bağımlı hale gelen dünyayı, 2012 yılında gerçekleşen emtia hareketlerinde de gördük. Ekonomik olayları konuşurken çoğunlukla göz ardı ettiğimiz iklim değişikliği kaynaklı felaketler, ABD'de yaşanan büyük kuraklıkta kendini gösterdi. Mısır, soya, buğday ve yağlı tohum piyasalarında müthiş bir hareketlilik yaşandı. Fiyatlar hızlı bir şekilde arttı. Aynı dönemde Türkiye'de yem fiyatlarındaki ani yükseliş, ABD'de yaşanan olayın bize yansıyan kısmı oldu.

Özet olarak, 2012'de şunu gördük: Artık dünya üzerinde herhangi bir bölgede yaşanan kriz (ki bu ister finansal isterse iklim kaynaklı olsun), kısa sürede tüm dünyayı etkileyen küresel bir krize dönüşebiliyor.

Bu tablo içerisinde Türkiye'nin, küresel ekonomideki durgunluğa, hatta en büyük ticari ortağımız AB'de devam eden finansal krize rağmen 2012 yılının tamamında ortalama %3 büyüme gerçekleştirmiş olmasını bir başarı olarak kabul ediyorum. Bana göre Fitch'in Türkiye'nin kredi notunu ''yatırım yapılabilir'' seviyeye yükseltmesi de bu başarıdan kaynaklanıyor. Ekonomi yönetimimizin aldığı tedbirlerle, cari açık, enflasyon, ihracat, ithalatın ikamesi gibi alanlarda istikrarlı bir tablo ortaya koyuldu. Eğer diğer kredi derecelendirme kuruluşları da bu gerçekten yola çıkarak not verirse, 2013'ün uluslararası doğrudan yatırımlar açısından da iyi geçeceğine inanıyorum.

OECD, yurtiçi talebin artmasına bağlı olarak Türkiye büyümesinin 2013 yılında %4,1, 2014 yılında ise yüzde 5,2 seviyesine ulaşacağını tahmin ediyor. İhracatımızı bölge ve ülke bazında çeşitlendirmek suretiyle yakaladığımız başarıyı da devam ettirirsek, bu tahminleri geçmemiz işten bile değil.

Ancak bu noktada, sürekli vurguladığım 'giderek birbirine daha bağımlı hale gelen dünyayı' iyi analiz etmeliyiz. 2013'te Euro Bölgesi'nden gelebilecek olumsuz ekonomik yansımaları, emtia fiyatlarında olabilecek artışların dış ticaret açığımız ve enflasyon üzerindeki olumsuz etkilerini ve Suriye örneğinde olduğu gibi yakın bölgemizdeki gelişmelerin uluslararası yatırımcı güvenine olan etkisini göz ardı etmemeliyiz. Bu riskleri minimum seviyeye indirmek için büyümenin lokomotifi olan ihracatı desteklemeli, üretimi, istihdamı arttırmayı ve cari açığı azaltmayı hedefleyen yapısal reformları da hızlandırmalıyız.

Ben, 2013'te Türkiye'nin küresel ekonomideki yıldızının parlamaya devam edeceğine inanıyorum.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.