X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bankalarımız Avrupa'dan sağlam
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bankalarımız Avrupa'dan sağlam

  • Giriş Tarihi: 10.1.2013 13:29 Güncelleme Tarihi: 10.1.2013 13:49

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Mukim Öztekin, Türk bankacılığının sermaye yönünden oldukça güçlü olduğunu belirterek, ''Basel 3'ün getirmiş olduğu hem özkaynak hem de likiditede kendi bankacılığımız açısından bir sıkıntı görmüyoruz'' dedi.

Anadolu Ajansı (AA) Finans Masasına konuk olan Öztekin, çalışan gazetecilerin gününü kutlayarak konuşmasına başladı. Daha sonra soruları yanıtlayan Öztekin, Basel 3 çalışmalarına ilişkin olarak, Basel 3'ün 2009 yılında kabul edildiğini, 2010 yılı Eylül ayı itibariyle prensiplerinin belirlendiğini anlattı.

Basel 3'ün sermayenin tanımına yönelik bir değişiklik getirdiğini ifade eden Öztekin, ''Bankacılığımıza çekirdek sermaye, ana sermaye denilen bir tanımı getirdi. Bu ana sermayeyi şöyle tanımlıyor, ortakların bizzat doğrudan yatırdıkları sermaye, bir de dağıtılmayan kar payları. Bu konuda bizim kendi bankacılığımız oldukça sağlam ve iyi durumda'' diye konuştu.

Türk bankalarının özkaynaklarının yaklaşık yüzde 90'ının bu ana sermayeden oluştuğuna işaret eden Öztekin, dolayısıyla Türk bankacılığının getirilen düzenlemeye yönelik herhangi bir sıkıntısının bulunmadığını vurguladı.

Basel 3'ün sermayeye ilişkin düzenlemesi konusundaki taslakları ay sonunda kamuoyuyla paylaşacaklarını anlatan Öztekin, şöyle konuştu:

''İlk planımız sermayeye ilişkin. Hazırlamış olduğumuz yönetmelik taslağını kamuoyu ile paylaşmak ve etki analizleri ki şimdiye kadar biz Basel 3 ile ilgili etki analizlerini, taslakları yayınlamadan da yapıyoruz bankalarımızla. Basel çalışma grubumuz var. Basel izleme grubumuz var, bankalarda da benzeri gruplar var. Bizim bankalarımızın sermayeye ilişkin hiç bir sorunu yok.

Basel 2'ye ilk geçtiğimiz zaman sermayemizde hafif, yeterlilik rasyolarımızda biraz düşüş oldu ama şu an Kasım sonu itibariyle 17,4. Oldukça iyi konumdayız, yani bankacılığımız sermaye yönünden oldukça güçlü. BDDK aslında sadece bugün bu tedbirleri almadı. 2008 yılından itibarin proaktif ekonomik döngünün tersi yönünde aslında, kriz zamanında bankaları daha rahat bırakarak ama rahat zamanlarında da bankalara biraz daha ilave yükümlülükler getirerek birtakım düzenlemeler sonucunda şu anda sağlam bir özkaynak yapısına kavuştuk. Özellikle karların dağıtılmaması konusunda aldığımız kararlarla bankalarımızın özkaynak yönünden oldukça güçlü bir konuma çıkmasına fırsat tanıdık.''

Öztekin, Basel 3'ün likidite konusunda da düzenleme getirdiğini ifade ederek, Pazar günü Basel'de katıldığı toplantıda hem likidite düzenlemesinin tarihinin ertelendiğini hem kuralların biraz daha yumuşatıldığını hem de oranlarının kademelendirildiğini bildirdi. Öztekin, likidite uygulamasının 2015'e ve 2015'den itibaren de likidite oranlarının yüzde 60'lardan başlayarak 2019'da yüzde 100'e çıkarılmasının öngörüldüğünü dile getirdi.

BDDK olarak 2006 yılından beri zaten likidite uygulamalarının bulunduğuna dikkati çeken Öztekin, şöyle devam etti:

''Hem birinci vade ve ikinci vade hem toplama ilişkin birinci vadeyi 7 gün, ikinci vadeyi 30 gün olarak dikkate alıyoruz. Şu ana kadar hem birinci vade dilimine ilişkin yabancı parada da toplam vadede de hem ikinci vadeye ilişkin de toplamda likidite oranlarımızda yüzde 100'ün altında bir oranımız yok. Bankacılığımız yüzde 100'ün çok fevkinde likidite oranlarına sahip. Stok likidite oranı konusunda da bankacılığımız oldukça iyi. Yüzde 7 diyoruz, onun 2 katının üzerinde bir likidite oranına sahip bankacılığımız. Yani biz Basel 3'ün getirmiş olduğu hem özkaynak hem de likidite de kendi bankacılığımız açısından bir sıkıntı görmüyoruz.''


''ŞU ANDA BİZİM BANKACILIĞIMIZ AVRUPA İLE KIYASLANAMAYACAK ÖLÇÜDE SAĞLAM''

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Mukim Öztekin, Türk bankalarının Avrupa bankaları ile kıyaslanamayacak ölçüde sağlam durumda olduğunu belirterek, ''Bizim bankaların sermayeleri güçlü, iyi kar elde ediyorlar. Avrupa bankalarının sermayeleri zayıf, bu zayıf sermayeye rağmen çok iş yapıyorlar ve varlıklarının değeri kriz nedeniyle hızla düştü'' dedi.

Anadolu Ajansı (AA) Finans Masası'na konuk olan Öztekin, editörlerin sektörle ilgili sorularını yanıtladı.

Avrupa'da ve Amerika'da bankacılık kaynaklı bir kriz yaşandığına işaret eden Öztekin, Türk bankalarının Avrupa bankaları ile kıyaslanamayacak ölçüde sağlam durumda olduğunu söyledi.

Avrupa'da bankaların aktifleri içerisinde yer alan hazine kağıtlarının, diğer ürünlerin, konut ve benzeri kredilerin zamanında ödenmemesi nedeniyle bankaların ciddi zararlar elde ettiğini anlatan Öztekin, Amerika'da ise mortgage kriziyle konut fiyatlarının aşırı şişmesi ve sonrasında aşırı düşmesi sonucu bu ürünlere ilişkin menkul kıymetlerin hızla değer kaybettiğini, bunun sonucu olarak bankaların ciddi oranda zarar ettiğini ve battığını ifade etti.

''Bizim bankalarımızın aktifinde böyle toksik ürünler yok'' diyen Öztekin, Türk bankalarının aktifinde ağırlıklı olarak menkul kıymetler ile bireylere, kurumsal ve ticari işletmelere verilen krediler bulunduğunu belirtti. Türk bankalarının aktifinde hazine kağıtlarının da yer aldığını dile getiren Öztekin, şöyle devam etti:

''Hazine kağıtlarımız da en son 2013 Ocak'ı itibarıyla kredide alt risk oranı en düşük seviyesine inmiş durumda. Bizim Hazine kağıtlarının yıllar itibarıyla da payı azalıyor. Bankalarımızın aktifi gerçek bankacılık ürünlerinden oluşuyor. Pasifi de gerçek bankacılık ürünü dediğimiz mevduattan oluşuyor. Bu krizden sonra Avrupa bankaları da mevduat bazlı bankacılığa doğru dönüş kararı aldılar. Dolayısıyla bizim bankaların sermayeleri güçlü, iyi kar elde ediyorlar. Avrupa bankalarının sermayeleri zayıf, bu zayıf sermayeye rağmen çok iş yapıyorlar ve varlıklarının değeri kriz nedeniyle hızla düştü.''


''BANKALARINIZ SAĞLAMSA EKONOMİNİZ DE SAĞLAM''

Basel-3'ün üçüncü ayağı olan kaldıraç oranıyla ilgili Öztekin, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) bu konuya yönelik munzam karşılık oranlarıyla ilgili bir düzenleme yaptığını hatırlattı. Kaldıraçta Avrupa'da öngörülen oranın yüzde 3 olduğunu belirten Öztekin, ''Bizim şu anda etki çalışması yaptırdığımız bankalarımızda yüzde 7'nin üzerinde bir kaldıraç oranı var. Yani Avrupa Basel Kriterleri'nin öngördüğü oranların çok fevkinde iyi durumdayız. Daha az kaldıraçla çalışıyoruz diyelim. Dolayısıyla o konuda da sıkıntımız yok. Hedefimiz kaldıraç ve likiditeyle ilgili düzenlemeleri Mart sonuna kadar bitirip kamuoyuyla paylaşmak'' diye konuştu.

Bankaların sağlam oluşunun ekonominin sağlamlığıyla doğrudan ilgili olduğunu vurgulayan Öztekin, ''Banklarınız sağlamsa ekonominiz de sağlam'' dedi. Avrupa bankalarının mali yapılarını düzeltmeye uğraştıklarını anlatan BDDK Başkanı, 2001'de Türkiye'nin de benzer bir kriz yaşadığını hatırlattı.

O dönem bankacılık kaynaklı bir krizin çıktığını ifade eden Öztekin, ''Krizin maliyetini de hep beraber ödedik'' dedi. Söz konusu krizde hem özel sektörde batan bankalar dikkate aldığında hem de kamu bankalarına aktarılan kaynak dikkate alındığında, bu bankaları kurtarmak adına gayri safi milli hasılanın 3'te birine yakın bir kaynağın aktarıldığını ifade eden Öztekin, şimdi Avrupa ve Amerika'nın yaptığının da aynı olduğunu söyledi.

Avrupa ve Amerika'da bankaları kurtarmak adına hiçbir değeri olmayan bonolar karşılığında paralar verildiğini aktaran Öztekin, bunun sonucunda tahvil ihraçları sonucunda borçlanma faiz oranlarının yükseldiğini kaydetti. Türkiye'de ise durumun tam tersi olduğununu altını çizen Öztekin, ''Banklarımızın sağlığı neye yol açıyor? Devletin şu anda AB tanımlı borçlanma oranı yıldan yıla azalıyor. Şu an da 36'lar düzeyinde. Gelecekte bu oran çok çok daha aşağıya gidecek. Bankacılık sektörünün zayıf olduğu zaman, finansın bel kemiği, temel direği zayıf olduğu zaman, ekonominin tamamını etkiliyor. Bankaların sağlamlığı ekonomiyi etkiliyor. Ekonominin sağlamlığı da bankaları etkiliyor'' diye konuştu.


VADELERİN UZAMASI

Türkiye'de mevduat vadelerini kısalığına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Öztekin, bu konuda çalışmalar yapıldığını ve 1 Ocak itibarıyla da yayınlandığını anımsattı.

Sürekli olarak uluslararası kuruluşlar tarafından Türkiye'nin bankacılığıyla ilgili hazırlanan raporlarda en büyük eleştiri noktasının aktif ve pasif vade uyumsuzluğu olduğunu belirten Öztekin, şunları kaydetti:

''Aktifin yani alacaklarımızın vadesinin uzun oluşu, pasifimizin yani borçlarımızın vadesinin kısa oluşundan bahsedilir ve bunu bir risk unsuru olarak belirtirler. Bu görüntüde risk gibi görülebilir. 2001 krizinde bile mevduat rakamları üzerinde inceleme yaptığımız zaman aslında Türkiye'de her ne kadar mevduatının vadesi çok kısa gözükse de, şu anda yaklaşık 70 günler civarında. Aslında mevduatımızda çıkış yok. 2001 krizinde bile mevduatımızın yüzde 88-90 civarında arttığını görüyoruz. Mevduatta sadece bankalar arası bir dolaşım söz konusu, mevduat sektörün dışına çıkmıyor. Ama görüntü itibarıyla kısa vadeli bu görüntüyü reele yaklaştırmak lazım. Reel de neredeyse sonsuza yakın bir vadedir, çekilmediği müddetçe. Sürekli büyüyen bir mevduat yapımız var. Bu çalışmaların temel amacı vadeyi reele yaklaştırmak. Bunun için Merkez Bankası öncelikle munzam karşılıklarında farklılık yapmıştır. Yani uzun vadeye daha düşük karşılık, kısa vadeye daha yüksek zorunlu karşılık öngörerek cazip kılmak istemişti. Kısmen etkisi oldu. 55 günlerden 70 günlere mevduatın vadesinin uzadığını gördük.

Şimdi getirilen 2 düzenleme var, birincisi özellikle stopaj oranlarına ilişkin bir düzenleme oldu. 6 aya kadar vadelerde stopaj oranları değişmedi, ama 6-12 ay vadelerde stopaj oranlarında 3 puanlık bir indirim oldu. 1 yıldan sonrasında ise 5 puanlık bir indirim söz konusu. Bunlar uzun vadeli mevduatı vergisel yolla cezbetmeye yönelik düzenlemeler. İkinci bir düzenleme, vadesinden önce çekilen mevduata vadesiz mevduat mimlemesi gerekiyordu. O oran 0,25'ti. Burada faiz kaybını telafi edecek düzenlemeler getirildi. Burada amaç görüneni reele yaklaştırmak, ülkemize yönelik eleştirileri azaltmak. Bu çalışmalar durmayacak. Piyasalarla görüşüyoruz, sektörler görüşüyoruz. Nasıl daha fazla uzatabiliriz diye.''

Borçlarla, alacakların vadesi mümkün olduğunca birbirine yakınlaştırılmasının arzulandığını dile getiren Öztekin, bunu dünyada sağlayan bir ülke bulunmadığını belirtti. Bunun sadece bankacılık sektörünün değil, reel sektör firmalarının, herkesin sorunu olduğunu vurgulayan BDDK Başkanı Öztekin, kredi alanın mümkün olduğunca uzun vadeyi, borç verenin de mümkün olan en kısa vadeyi amaçladığını, bir takım ürünlerle bunun mümkün olduğunca birbirine yaklaştırma çabaları olduğunu söyledi.


''BİZE GELEN ŞİKAYETLERİN AĞIRLIĞI DA BİREYSEL KREDİLER VE KREDİ KARTLARI''

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Mukim Öztekin, özellikle bireysel kredi kullanımında ciddi artışlar yaşandığına dikkat çekerek, ''İşlem hacmi o kadar artıyor ki işlem hacminin artışına paralel olarak da şikayetler artıyor. Bize gelen şikayetlerin ağırlığı da bireysel krediler ve kredi kartları'' dedi.

Anadolu Ajansı (AA) Finans Masası'na konuk olan Öztekin, editörlerin sektörle ilgili sorularını yanıtladı.

Mukim Öztekin, Avrupa'da ortak bankacılık düzenleme ve denetleme yapısı oluşturulması kararını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine, BDDK'nin 2000 yılında kurulduğunu, bundan önce parçalı bir yapı olduğunu ve karar alma süreçlerinde problem yaşandığını dile getirdi.

Son 10 yılda, BDDK kurulduktan sonra sektörün düzenleme ve denetim yapısının oldukça sağlamlaştırıldığını anlatan Öztekin, karar alma süreçlerinin etkinleştirildiğini, bankaların ihtiyaçlarına yönelik her türlü düzenlemenin en kısa sürede hayata geçirildiğini vurguladı. Bunun sonucu 12 yıllık sürede sağlam bir bankacılık yapısına kavuşulduğunu ifade eden Öztekin, bunun bağımsız bir BDDK sayesinde olduğunu kaydetti.

Avrupa'da parçalı bir yapı olduğuna, Avrupa'nın genelinde tüm bankacılık sektöründe bir sıkıntı olduğuna işaret eden Öztekin, AB Merkez Bankası'nın da bu sıkıntıların merkezinde olduğunu söyledi. Öztekin, şöyle konuştu:

''Avrupa Merkez Bankası'nın denetim ve düzenleme yetkisi yok. Bunun yarattığı karar alma problemi söz konusu. Karar alamadığı için bankaların sorunlarını etkin bir şekilde çözme noktasında ciddi sıkıntılar yaşanıyor, ortak kararlar alınamıyor. Burada belirtmek istediğimiz husus, 2001'den sonraki süreçteki oluşturduğumuz hızlı karar alma ve etkin düzenleme ve denetim çok başarılı sonuçlar verdi. Bu bankaların da buna ihtiyacı var. Kararsızlık kadar kötü bir şey yok. Doğru ve ortak kararlar hızlı bir şekilde alınmalı. Bu da tek bir çatıyla ancak mümkün olabilir diye düşündük. Bu nedenle bu düşüncemizi paylaştık. Aslında bu bir ihtiyaç, ortak akıl diyelim. Bizim söylediklerimizden etkilenmişler dememiz mümkün değil elbette ama ortak aklın bunu söylediği de gerçek.

Herkes bunu görebiliyor. En son bu konuda hepsi uzlaştı bildiğim kadarıyla. Alman Maliye Bakanı'da zaten açıklama yaptı. 14 saat süren görüşmenin ardından 2014'te yürürlüğe girecek ortak bir denetim mekanizması oluşturulması için temel konularda anlaştıklarını belirttiler. AB sonuçta karar alma süreçlerinin hızlılığının, etkinliğinin ne kadar önemli olduğunu gördü. Parçalı bir yapının da sorunu doğurduğunu, bu sorunu gidermek için böyle bir yapının elzem olduğunu görerek böyle bir karar aldılar. Avrupa ekonomisinin sağlam olması bizi, tüm dünyayı direkt etkiliyor. Bu kararın hayırlı sonuçlar vermesini bekliyoruz.''

Krize müdehale sürecinde hata olup olmadığı yönündeki soruya karşılık Öztekin, ''Krizin gelişim sürecinin yeterince fark edilemediğini düşünüyorum. Sorun çıktıktan sonra olay fark edildi'' dedi.

Öztekin, bu süreçte, ''Dünyanın En İyi Merkez Bankası Başkanı'' olarak bilinen ABD Merkez Bankası Başkanı'nın ayrılmasıyla kriz yaşandığını ve kısa süre sonra ''Dünyanın En Kötü Merkez Bankası Başkanı'' ilan edildiğini anlattı. Öztekin, ''Krizi izleme ve gözetim süreçlerinde ciddi hatalar olduğunu düşünüyorum. Bu tür kurumların görevi, krizi çıkmadan önleyebilmek, önceden gözlemlemek. Bunun eksik kaldığına inanıyorum'' diye konuştu.


MEVDUAT FAİZLERİ

Mukim Öztekin, bankaların karları ile kredi ve mevduat faizleri arasındaki farklara ilişkin sorular üzerine, mevduata verilen faizlerin o günkü gösterge faizi dikkate alarak hesaplamanın doğru olmadığını söyledi.

Bankaların 2012 yılı içinde vadeli mevduata faiz verdiklerini anımsatan Öztekin, faiz marjlarının lira bazında 6'lar civarında olduğunu belirtti.

Bireysel kredilerin faizinin gerçekten yüksek olduğunu dile getiren Öztekin, buna karşın mevduatın da belli bir oranının kullanılamadığının bilinmesi gerektiğine işaret etti. Öztekin, munzam karşılığın kullanılamadığını, bir de likidite olarak ayrılması gereken bankalarda tutulması gereken rakamlara bakılması gerektiğini söyledi. Öztekin, bankaların aktiflerinin yaklaşık yüzde 10'nun bu likit varlıklardan oluştuğuna dikkati çekti. Öztekin, ''Aslında yüzde 5 filan değil mevduat faizleri, inceleme yaptığınızda daha yüksek oranları göreceksiniz. Şuan itibariyle düşmesi bekleniyor zaten. Bazı bankaların 6, vade bazında farklılaştırarak 7-8 civarında faizler verdiğini görebiliriz'' dedi.


KREDİ FAİZLERİ

Bankaların kullandırdığı kredilerin faiz oranlarının farklı farklı olduğunu anlatan Öztekin, bankaların yaptığı bu işlerden para kazanmasının elzem olduğunu, 10-15 puanlık bir marjdan bahsetmenin ise mümkün olmadığını vurguladı.

Bankaların en güçlü yapısının özkaynakları olduğuna vurgu yapan Öztekin, özkaynak karlılığı açısından bankaların ciddi bir özkaynağa sahip olduklarını, 170-180 milyar liraya yakın özkaynak olduğu düşünüldüğünde, bunu yüzde 10'dan değerlendirildiği zaman çıkacak karların da hemen hemen benzer bir rakama denk geldiğini anlattı.

Bankaların karlarının, bankaların sağlamlığının bir göstergesi olduğunu ifade eden Öztekin, şöyle konuştu:

''Bankalarımız sağlam ve sağlıklıysa bünyelerinde bıraktığımız karların ciddi katkısı var. 2008'den itibaren karların dağıtılmasına müsaade etmiyoruz. 2012 karlarının bile dağıtımında ciddi sınırlamalarımız, limitlerimiz var. Herkes karını istediği gibi dağıtamıyor. Bunlar sonuçta bankalarımızın sağlamlığına ciddi katkı yapıyor.''


''ŞİKAYETLERİN KAYNAĞI...''

Öztekin, en büyük şikayetlerin bireysel krediler ve kredi kartlarından oluştuğuna işaret ederek, şu bilgileri verdi:

''Şikayetlerin artmasının birinci nedeni, 2001 yılında toplam bireysel kredi hacmi 5 milyar lira. Şu anda 260 milyar liranın üzerinde bir rakam. Bu 52 katlık bir artışı ifade ediyor. Konut kredilerinde 500 milyonluk bir kredi bakiyesi varmış, şu anda rakam 85 milyarlar civarında. İşlem hacmi o kadar artıyor ki işlem hacminin artışına paralel olarak da şikayetler artıyor. Bize gelen şikayetlerin ağırlığı da bireysel krediler ve kredi kartları.

2006'da kredi kartlarına ilişkin ciddi düzenlemeler yaptık. Öncelikle vatandaşlarımız şunu bilmeli ki talepsiz bankaların kart vermesi mümkün değil. Banka sizin yazılı talebiniz olmadan veya elektronik ortamda talebiniz olmadan kredi kartı gönderirse bunun cezası çok ağır. BDDK tarafından anında cezalandırılıyor. İptal talebinde bulundunuz. Bunu 7 günde sonuçlandırmak zorunda. Bunu da yerine getirmediği takdirde gene BDDK tarafından tahmin edilmeyecek ciddi bedeller ödeniyor. Kredi kartından alınan 50 liranın 100 katına yakın tutarlara ulaşan cezalar ödeniyor.

Kredi kartlarında faiz yetkisi bizde değil ama hem faiz hem temerrüt faizi konusunda 2006'da bir sınır getirilmesi sağlandı. Bu konuda Merkez Bankası yetkiye sahip.''

Kredi kartlarının sunduğu ciddi avantajlar da bulunduğuna değinen Öztekin, kredi kartlarının ciddi taksit imkanları sağladığını, bazı kartların havaalanlarında, araba kiralamada imkan yarattığını anlattı.

Öztekin, kredi kartlarının aidatlarının sundukları hizmetlerle koşut olduğunu ifade ederek, sıfır komisyon alan bankanın kredi kartının taksit imkanın da farklı olduğunu dikkati çekti. Öztekin, şunları kaydetti:

''Bankalar sundukları ürünün fayda maliyeti analizi yapmak zorundalar. Fiyatla narh koymak doğru değil. Bir de 2006'dan itibaren ekonomi yönetimi olarak finansal tüketicinin korumasına daha fazla eğilmek arzusundayız. Ama bu fiyatlara narh koyarak, sınırlar getirerek değil. Bir kere rekabeti artırarak, mümkün olduğu kadar. Bir de vatandaşın finansal farkındalığını, okur-yazarlığını ve eğitimini artırarak. Yani hangi ürünü ne kadara alacağını bilme hakkını da net olarak ortaya koyarak bu şikayetleri asgari düzeye indirme çalışmalarımız devam ediyor.''

BDDK'ya gelen şikayetlerin 2012'de 3 bin civarında olduğunu belirten Öztekin, ama bankaların kendilerine, Bankalar Birliği'ne, tüketici hakem heyetlerine de şikayetlerin iletildiğini söyledi.


''BANKALARA 'ARKADAŞ BUNLARI AFFET' DEME ŞANSIMIZ YOK''

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Mukim Öztekin, bankaların kar dağıtımına getirilen kısıtlamada yapılacak düzenlemeye ilişkin, ''Avrupa'da bankacılık krizi ve ekonominin normal rayına oturmasını bekliyoruz'' dedi.

Anadolu Ajansı (AA) Finans Masası'na konuk olan Öztekin, ''Bankaların kar dağıtımını büyük oranda sınırladığınızı söylediniz. Yatırımcılar temettü dağıtımının fazla olmasını istiyor. Süre konusunda hedefiniz nedir? Ne zamana kadar kar dağıtımlarını sınırlayacaksınız'' sorusunu yanıtladı.

Öztekin, bankaların kar dağıtımına getirilen kısıtlamada yapılacak düzenlemeye ilişkin, ''Avrupa'da bankacılık krizi ve ekonominin normal rayına oturmasını bekliyoruz'' dedi.

Mukim Öztekin, bankaların muhtemel risklere karşı ayırdıkları serbest karşılıkları da ilave ederek, sermaye yeterlilik rasyosu ne kadar yüksekse bankaların o kadar kar dağıtmasına müsaade ettiklerine dikkati çekerek, ''Yatırımcıların kar dağıtım yoluyla para kazanmalarını engellemiş oluyoruz ama, bankaların değerini artırarak onların daha fazla para kazanmalarına vesile oluyoruz'' diye konuştu.

Bankaların değerinin oldukça arttığını ifade eden Öztekin, ''Borsamız Dünya Borsalar Birliği'ne bağlı borsalar içerisinde değeri en çok artan borsaların birincisi'' dedi.

Öztekin, Avrupa krizini gözlemleyerek, gelişmeler olumlu seyrettiği taktirde, sermaye yeterlilik rasyosuna bağlı olarak bankalar arasında farklılaştırma yoluyla kar dağıtım oranlarını değiştirebileceklerini bildirdi.


''3,5 MİLYAR CİVARINDA BİR TAKİBE DÖNÜŞÜM SÖZ KONUSU''

Mukim Öztekin, kredi kartları borçlarının takibe dönüşme oranına ilişkin bir soruyu da yanıtladı. Kredi kartlarına ''limiti gelire bağlama'' şartı getirdiklerini hatırlatan Öztekin, kredi kartı borçlarının özel sektörü ilgilendiren bir konu olduğu için mağdurlarla ilgili devletin yapacağı bir şeyin söz konusu olmadığını söyledi.

Özellikle taksitli kredi katlarında kullanımın daha çok arttığına dikkati çeken Öztekin, kredi kartlarının şu anda en fazla takibe dönüşüm oranına sahip kredi türü olduğunu bildirdi.

Öztekin, kredi kartı borçlarının yüzde 5'ler civarında bir takibe dönüşüm oranına sahip olduğunu belirterek, ''Ne tür düzenlemeler yapabiliriz? Bankalara 'arkadaş bunları affet' deme şansımız yok. Toplam kredi kartı tutarında 70 milyar civarında risk var. Yüzde 5 oranını düşünürseniz, 3,5 milyar civarında bir takibe dönüşüm söz konusu. Bunun karşılığını bankalar ayırıyor. Zarar olarak yazılıyor bu tutar. 3,5 milyarı takibe attığı zaman gider olarak yazıyor. Tabi ki özkaynaklarından ayırıyorlar. Bunların yaklaşık yüzde 30-35'i de ödeniyor'' ifadesini kullandı.


''BANKALARIMIZ SON DERECE SAĞLAM, SAĞLIKLI''

Başkan Öztekin, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Başkanı Şakir Gül'ün, mevduat devlet garantisinin 100 bin lira olması gerektiğine ilişkin açıklamalarını nasıl değerlendirdiklerine ilişkin bir soru üzerine de şöyle konuştu:

''Bu soruyu herhalde eski bir TMSF Kurul Üyesi olmam sebebiyle sordunuz. Şakir Bey'in birebir konuşmalarında söylediklerinden biliyorum. 2004 yılında 50 bin lira olarak belirlendi. 'Enflasyona göre endekslendiği zaman zaten 100 bin lira olması gerekiyor' diye bir düşüncesi olduğunu biliyorum. Geçmişte böyle söylüyordu, 'Enflasyona endekslemeliyiz'. Yoksa bir sorun olduğundan değil.

Bizim bankalarımızın bir sorunu yok zaten oldukça sağlam. Ben bu oranların da 100 bin lira ve başka bir tutarın çok fazla önemli olmadığını düşünüyorum. Avrupa'nın bankaları kurtarmak için çok daha ciddi bedeller ödediğini de biliyoruz. Bu oranlar çok önemli değil, önemli olan sorunun çıkmamasıdır. Şu anda bankalarımızın bir sorunu yok. Bankalarımız son derece sağlam, sağlıklı. Fitch raporunda da notumuz artarken en önemli vurgu da bankacılığımızın sağlıklı yapısına yapılan vurguydu. Krizi sektörün tecrübesinden yararlanarak, ekonomi yönetimi başta olmak üzere BDDK'nın, Merkez Bankası'nın çalışmaları yanında bankacılık sektörümüzün sağduyusuyla biz bu krizi aştık. Oldukça da sağlıklı ve sağlam bir durumdayız.''


''AVRUPA'NIN UĞRAŞTIĞI SORUN BANKALARIN ZAYIF SERMAYELERİ OLMASI''

Öztekin, ''Bankacılık sektörüne girmek isteyenlerin güçlü olması ve sektöre katkı sağlaması gerektiğini daha önce söylemiştiniz? Sizce bankacılık sektörüne girmek isteyenlerin ne kadarlık bir gücü olmalı? Sermaye tabanı olan 300 milyon dolar yeterli olacak mı? Bunun azaltılması veya artırılması gündeminizde mi? sorusunu da yanıtlayarak, bunu sektöre yeni girişler için istediklerini, bankaların sermayelerini 300 milyon dolara çıkarmalarını istemediklerine dikkati çekti.

Sektöre yeni giriş konusunda 2011 yılının Ekim ayında Odea Bank'a izin verildiğini hatırlatan Öztekin, 300 milyon dolar sermaye ile faaliyete başladıklarını, şu anda da güçlü sermaye ile başlamanın ciddi artılarını yaşadıklarını ifade etti.

Öztekin, sermaye ne kadar güçlü ise o kadar hızlı yol alınacağını belirterek, örneğin Mitsubishi Bank'ın Türkiye'ye gelmesinden mutluluk duyacaklarını, ancak güçlü gelmelerini istediklerini bildirdi.

Avrupa'nın uğraştığı sorunun bankaların zayıf sermayelerine sahip olması olduğunu ifade eden Öztekin, ''Sermayenin güçlü olması bankaların sağlamlığı açısından da ciddi katkı sağlayacağını düşünerek, ülkemize gelecek kurumların güçlü olması arzumuzdan kaynaklanıyor bunu azaltmayı düşünmüyoruz'' dedi.


''ORTADOĞU'DAN BİR ÇOK BANKACILIK YETKİLİSİ GELİP GÖRÜŞÜYOR BİZİMLE, İLGİLERİ VAR''

Öztekin, yurtdışındaki bankaların özellikle de Ortadoğu bankalarının Türkiye'ye olan ilgisine ilişkin bir soruyu da yanıtladı.

Ortadoğu ile tarihsel bağların olduğunu belirten Öztekin, ''Türkiye, yatırımların kanalize edilebileceği en sağlam ülkelerden birisi şu an'' ifadesini kullandı.

Öztekin, Türkiye'nin hem bankacılık, hem de büyüme açısından büyük potansiyele ve gelecek vadeden kaliteli bir nüfusa sahip olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

''Bankacılık potansiyeli açısından baktığımızda Avrupa'da ortalama 3,5 -4 civarında GSMH'nın bankacılık aktif büyüklüğü. Bizim ülkemizde daha GSMH'ya ulaşmış durumda değil. Ortadoğu'dan biliyorsunuz, Ortadoğu kökenli bir banka Alternatif Bank'ı satın alma konusunda ilgileniyor. Ortadoğu'dan bir çok bankacılık yetkilisi gelip görüşüyor bizimle, ilgileri var. Ama henüz fiilen Ortadoğu'dan bize lisans için başvurmuş banka yok. Şu anda bir Intesa Bank'ın şube açmak için başvurusu var. Görüşmelerini tamamladıktan sonra belki başvuruda bulunacak kurumlar olabilir. Çin'den, Güney Kore'den talepler vardı.''


''BDDK VE MERKEZ BANKASI OLARAK KREDİLERİN AŞIRI BÜYÜMESİNİ ÖNLEYECEK CİDDİ TEDBİRLER ALDIK. ŞU AŞAMADA SORUN GÖRMÜYORUM''

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Mukim Öztekin, ''BDDK olarak da Merkez Bankası olarak da kredilerin aşırı büyümesini önleyecek ciddi tedbirler aldık. Şu aşamada sorun görmüyorum'' dedi.

Anadolu Ajansı (AA) Finans Masası'na konuk olan Öztekin, LİBOR Skandalı'nın (London Interbank Offered Rate) Türk bankacılığına etkilerinin ne olduğu yönündeki bir soru üzerine, şunları söyledi:

''Bu olay bankaların biraz daha kar elde etmek için LİBOR'u belirlerken yaptıkları bir spekülasyon. Buna ilişkin bir takım soruşturmalar İngiltere merkezli olarak yapılıyor ve bir takım cezalar da kesiliyor. Türkiye'ye sirayet etmiş herhangi bir şey yok ama Türkiye de bundan borç alan bir ülke olarak olumsuz etkilenebilmiştir ve bize de zararları olmuştur. Hem bizim elimizde hem de diğer üst kurullarının elinde bu konuda yapılacak yanlışlıkları önleyecek ve düzenleyecek ciddi mevzuatlar söz konusu. Böyle bir şeyin ülkemizde olacağını düşünmüyorum. Bizim bankacılığımızda oldukça yoğun bir rekabet var. Mutlaka kredi kullananlar da bu işi biliyor. Eğer siz iyi bir kredi notuna sahipseniz (Basel 2 buna yönelik düzenlemeleri içeriyor). Bankalar sizi müşteri kılabilmek için yoğun rekabet içindeler. Yoğun bir rekabet ortamı var. Olursa da bunu önleyecek yasal alt yapımız mevcut. Hiç bir sıkıntı olduğunu da düşünmüyorum.''

Türkiye ekonomisinin 2009, 2010 ve 2011 yıllarında çok hızlı bir şekilde büyüdüğünü anımsatan Öztekin, bu dönemde kredi hacminin de büyüdüğünü belirtti.

Öztekin, hızlı büyümenin önüne geçmek için ciddi tedbirler aldıklarını ama bu büyümenin kredilerde sorun olduğu anlamına da gelmediğini dile getirerek, şöyle devam etti:

''Kriz olduğunda bizim kredilerimizde takibe dönüşme oranı yüzde 5,4'ler düzeyindeydi şimdi yüzde 3'ler düzeyinde. Burada eleştirilen husus mevduatın krediye dönüşüm oranı. Bankacılığımız eskiden ağırlıklı olarak mevduat bazlı çalışıyordu. Son zamanlarda, aktif ve pasif vade uyumuna yönelik olarak bankalar alternatif kaynaklara yöneldiler. Bu kaynaklar, pasif yapısını çeşitlendirdi, uzattı ve değiştirdi. Hem bunu teşvik ediyoruz hem de mevduatın krediye dönüşüm oranı, kaldı ki bu yüzde 105'lerde, öyle yüksek bir orandan bahsetmek mümkün değil. Bunu risk olarak görmek de mümkün değil. Biz zaten BDDK olarak da Merkez Bankası olarak da kredilerin aşırı büyümesini önleyecek ciddi tedbirler aldık. Şu aşamada sorun görmüyorum.''


''BANKALAR YÜZÜK VE KÜPE SATAMAYACAK''

Öztekin, bankaların altın satışıyla ilgili bir soru üzerine ise Türkiye'de değişik tutarlarda telaffuz edilmekle birlikte ciddi altın stokunun olduğunu ifade etti.

Altının ülkenin önemli bir zenginliği ve rezervi olduğuna ama bunun yeterince ortaya konulamadığına işaret eden Öztekin, ''2009 yılından sonra altın repo hesaplarına izin verilmesinden sonra yaklaşık 10 milyar dolara yakın bankaların altın üzerinde mevduatları oluştu. Bu toplam mevduatın yaklaşık yüzde 2,2'sine yakın. Bu, ekonomik zenginliğin ekonomiye kazandırılması, kayıt dışı altının bankalar yoluyla ekonomiye kazandırılması. Burada da standardı belli basılı altınları ifade ediyor. Yoksa bankalar ziynet tabir edilen yüzük ve küpe satamayacak'' dedi.


''KREDİ YAPILANDIRMA GÜZEL BİR HAK''

Konut başta olmak üzere faizlerin bulunduğu seviyenin daha da düşmesinin beklenip beklenmediğinine yönelik soruya BDDK Başkanı Öztekin, şu yanıtı verdi:

''Türkiye'de faizlerin bu yıl daha da düşmesi beklentisi var. Konut kredilerinde bankalar açısından düşündüğünde komisyon ödeseniz de faizler düştüğünde kredinizi değiştirme hakkınız var. Bunlar aslında güzel haklar. Faiz oranı yüzde 1,5'dan aldığınız krediyi banka, 'başka yere gitme yapılandırılalım' diyor. Kredilerin düşeceği beklentisi var. Avrupa'da ve ABD'de (yatırımcılar) ciddi bir para bolluğu yaşanıyor. Fitch'in not artışından sonra daha başka not arttırımı olursa krediler daha da düşer.''

Mukim Öztekin, bankaların 2009'dan önce kredi kullananların kredi sicillerini saklamasıyla ilgili bir soru üzerine de ''2009 yılında sicil affıyla ilgili bir kanun çıkartıldı. Bununla, Merkez Bankası'ndan Kanun yürürlüğe girmeden 6 ay önce ve yürürlüğe girdikten 6 ay sonra kredilerini ödeyen ve yapılandıran müşterilerin kayıtlarının silinmesi istendi. Bu bankalara yönelik bir düzenleme değil. Kimse bir kredinin batmasını istemez. Kalkıp da bankaları bu kayıtları silin diye zorlayamazsınız. Kayıtları silebilirler ama kredi verenlerin hafızasından bunları silemezsiniz'' diye konuştu.


''2013 YILINDA DA BANKACILIK SEKTÖRÜNÜN BÜYÜMESİNİN OLUMLU BİR SEYİR İZLEYECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM''

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Mukim Öztekin, 2013 yılında bankacılık sektörünün büyümesinin olumlu bir seyir izleyeceğini düşündüğünü belirterek, ''Kar marjları biraz daralacaktır, karlılık 2012 yılındaki gibi olmasa bile yine yüzde 10-15'ler civarında kar artışlarının olabileceğini düşünüyorum'' dedi.

Anadolu Ajansı (AA) Finans Masası'na konuk olan Öztekin, 2013 yılında bankacılık sektörünün büyümesinin olumlu bir seyir izleyeceğini düşündüğünü vurguladı. Kredilerin yüzde 15'in üzerinde büyütülmesi arzusunun zaten bulunmadığını ifade eden Öztekin, ''Kar marjları biraz daralacaktır. Karlılık 2012 yılındaki gibi olmasa bile yine yüzde 10-15'ler civarında kar artışlarının olabileceğini düşünüyorum. 2013'ün sektörümüz için hayırlı sonuçlar getireceğini ümit ediyorum'' diye konuştu.

2023 yılında Türkiye'nin 2 trilyon dolarlık Gayri Safi Milli Hasılaya sahip olacağının öngörüldüğüne işaret eden Öztekin, ''Ben de en az bunun kadar, hatta bunun üzerine çıkmış bir bankacılık aktifi olacağını düşünüyorum'' ifadesini kullandı.

Memleketi Erzurum'a bağlanarak, Kasım ayında takipteki alacaklar brüt hesabında meydana gelen yüzde 25,2 oranındaki artışa ilişkin soruyu yanıtlayan Öztekin, takibe dönüşüm oranlarında bir miktar artış olduğunu, ancak bir sorun görmediğini söyledi.

Öztekin, Konut kredilerinde takibe dönüşüm oranının yüzde 1'in bile altında olduğunu, kredi kartlarında oranlarda kısmen iyileşme olduğunu, fakat taşıt kredilerinde takibe dönüşüm oranının yüksek olduğunu dile getirdi.

Mukim Öztekin, ''Zaten risk gördüğümüz zaman ilgili bankalara gerekli uyarıları yapıyoruz, gerekli karşılıkları ayırıyoruz. Takibe atılan tutarların hepsine bankalar neredeyse bu tutarların yüzde 70-80'ine özkaynaklardan zarar yazarak karşılık ayırmış durumdalar zaten. Net karşılık oranı zaten oldukça düşüktür. o brüt orandır. Yani bankacılığımız açısından risk teşkil eden bir oran değildir'' dedi.


KATILIM BANKALARI

Türkiye'deki katılım bankalarının 2001 krizi sırasında yüzde 1 gibi bir paya sahip olduğunu kaydeden BDDK Başkanı, 2001'den sonra katılım bankalarıyla ilgili ciddi düzenlemeler yapıldığını, çok sağlam bir mevzuat altyapısına kavuşturulduğunu, söz konusu bankaların Bankacılık Kanunu içerisine ve TMSF kapsamına alındığını hatırlattı.

Öztekin, söz konusu sektörün şu anda yüzde 5'lik bir paya sahip olduğuna dikkati çekerek, ''Daha da büyüyecek mi? Ben daha da büyüme potansiyeli olduğunu düşünüyorum'' dedi. ''Katılım bankalarına sorarsanız 2023 için yüzde 15 pay öngörüyorlar'' diyen Öztekin, kendisinin de bu bankaların sektörde en az yüzde 10 paya sahip olacağını düşündüğünü bildirdi.


''CEBİMDE BİR KREDİ KARTI VAR''

''Şu anda cebinizde kaç tane kredi kartı var?'' şeklindeki soru üzerine BDDK Başkanı, cebinde bir adet kredi kartı bulunduğunu söyledi. Öztekin, ''Nakit taşıyor musunuz?'' sorusu üzerine de ''Nakit taşımıyorum, banka kartı taşıyorum. Fakat cebimizde 100-200 lira olmadan da çok dolaşamayız, dışarıya çıkamayız'' dedi.

kalan karakter 1000

levent levent

Türk bankaları USD ve EURO ile borçlanıp TL kredi veriyor halbuki Avrupa bankaları Euro ile borçlanıp Euro kredi veriyor. Temeldeki bu büyük zayıflık Türk bankalarını, güçlü sermayelerine rağmen, Avrupa ve Amerikan bankalarına göre güçsüz kılıyor.

Aynı Görüşte misiniz?
evet0
hayır0
cevapla 10.01.2013 21:17
hasan hasan

vatandaş sağlam

Aynı Görüşte misiniz?
evet0
hayır0
cevapla 10.01.2013 17:59
timur timur

tabii saglam ,,halkinizi kaziklarsaniz ..ucuz aldiginiz kredileri %30 karlar ile satarsaniz..
ismi tuatanlara haciz gönderirseniz yerse diye hepsinden almaya kalarasaniz tabii saglam olursunuz.bankalar kuruluna bana isim benzerligi diye haciz gönderilmis diye yazdim sikayeti kaale bile almadilar..akbabalar..les kargalari..caniniz cehenneme.. kalemli hirsizlar..soyguncular...

Aynı Görüşte misiniz?
evet2
hayır0
cevapla 10.01.2013 15:38
serkan serkan

tabiki saglam olur faizin faizini alan vatandası yolunacak kaz misali gören bankalar saglam olur tabikide

Aynı Görüşte misiniz?
evet2
hayır0
cevapla 10.01.2013 14:15

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.