X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER “21. Yüzyılın Che Guevara’sı”
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

“21. Yüzyılın Che Guevara’sı”

  • Giriş Tarihi: 4.2.2013 10:50 Güncelleme Tarihi: 4.2.2013 11:28

Facebook, Twitter, Google+, Instagram, FourSquare, Pinterest ve diğerleri hayatımızı yönlendirmeye başladığından bu yana çok şey değişti.

İlknur MENLİK - ilknur@gidahatti.com

Artık insanoğlu 20 yıl öncesinden çok daha farklı iletişiyor. 1994 yılında San Francisco depreminin internet aracılığı ile duyurularak yayınlanmasının, Amerikalı ünlü TV kanallarını geride bıraktığı çok konuşulmuştu. Günümüzde sosyal medyada bir haberin yayılma hızı, radyo ve televizyonu çoktan geçmiş durumda…

Sosyal medya, sadece hızıyla ön plana çıkmıyor tabii. Bir dönem dünya, günümüz otoriter sistemlerine karşı muhalif duruşu tartışırken, birkaç Kuzey Afrika ülkesinde halk, kanaat önderleri vasıtasıyla sosyal medyada çoktan örgütlenmiş, sokağa dökülmüş ve hatta devrim yapmıştı. Buna, sosyal medyanın ilk devrimi dersek yanlış bir şey söylememiş oluruz herhalde. Bence, bundan sonra sosyal medyanın gücü, bireyler ve toplum üzerindeki etkisi üzerine konuşurken hatırlayacağımız ilk şeylerden biri bu olmalı; kanaat önderleri ve sosyal medya…

Eski ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın danışmanları, sosyal medyanın güncel politikayı nasıl şekillendirdiği konusunda yazdıkları bir makalede, interneti "21. Yüzyılın Che Guevara'sı" olarak göstermişlerdi. Makaleye göre 5 milyara yaklaşan cep telefonu, ses ve görüntü aktarımıyla mobiliteyi arttırıyor ve etkileşimi hızlandırıyordu. 2012'nin son günlerinde üye sayısının 1 milyarı aştığını duyuran Facebook, geçen yıl 618 milyon kullanıcısının siteye cep telefonundan bağlandığını açıkladı. Yani mobil kullanıcılar ilk defa geçen yıl, bilgisayarlardan bağlananları geçmiş oldu. İletişimin ve sosyal medyanın nereye gittiğine dair çarpıcı bir gösterge bana göre…

Peki, bir ülkede devrimin alt yapısını hazırlayacak kadar güçlü olan ve her geçen gün büyüyen sosyal medya, yeni kanaat önderimiz olabilir mi? Böyle bir sorunun biraz absürt kaçtığını biliyorum. Bu kavramı, sosyal medyanın kendisi için kullanmak pek akla yatkın gelmiyor. Ancak insanlar üzerindeki etkisini düşündükçe…

O zaman soruyu şöyle değiştireyim; kanaat önderleri, sosyal medya ve takipçiler nasıl bir etkileşim içerisinde?

İşin politik boyutu ve kanaat önderlerinin rolü, Arap ülkelerindeki ayaklanmalarda açıkça ortaya çıktı. Peki, ya işin sosyo-ekonomik ve toplumsal yönü? Kanaat önderleri bu noktada nasıl bir rol oynuyor?

Kendi sektörümüzden örnek vermek gerekirse, gıda, beslenme ve sağlık konularında sosyal medyanın ve kanaat önderi olarak nitelendirebileceğimiz isimlerin oldukça etkin olduğunu görüyoruz. Bu etkinin nasıl gerçekleştiği konusu, sosyal medyada gıda, beslenme ve sağlık ilişkisi üzerine konuşulurken işin belki de gözlerden kaçan ya da hatırımıza gelmeyen ilginç bir tarafını oluşturuyor. Ben buna 'karşılıklı etkileşim' diyorum. Şöyle ki; bazıları geleneksel medyada yer alan ya da blogu olan veya medya açıklamaları onbinlerce kişi tarafından merakla izlenen bu isimler, Facebook, Twitter gibi mecraları da etkin biçimde kullanıyor. İşte, karşılıklı etkileşim dediğim şey burada ortaya çıkıyor. Bu insanların mesajları, sosyal medyada kısa sürede yayılarak genel bir kanı halini alıyor ya da tam tersi bir şekilde medyada yer alan bir haberin bu kişiler vasıtasıyla sosyal medyaya yansımasına yol açıyor.

Yapılan araştırmalar, takipçilerin herhangi bir bilgiyi paylaşmaya (retweet vb.) istekliliğinin, bilgi kaynağına duyulan güvenle doğrudan ilişkili olduğunu gösteriyor. Eğer paylaşılan bilgi, kaynağından itibaren bilimsel bir gerçeği ifade ediyorsa, bu doğru bilgi, takipçiler ve dolayısıyla milyonlar tarafından paylaşılıyor. Bu kısmı güzel… Ama bir de tam tersi olduğunu düşünün… Özellikle gıda ve beslenme gibi toplumun tamamını ilgilendiren konularda yanlış verilen mesajlarla toplum sağlığının ne hale gelebileceğini açıkçası düşünmek bile istemiyorum.
Bunun çeşitli örneklerini bu toplum yaşadı ve yapay gıda krizleriyle karşı karşıya kaldığımız zamanlar oldu. Her bir yapay krizde, resmi otoriteler işin doğrusunu açıklasalar da sosyal medyanın hızına yetişmek mümkün değil. Deyim yerindeyse, 'Atı alan Üsküdar'ı geçiyor'.

İşte bu nedenle, gerek geleneksel medyada gerekse sosyal medyada gıda (karşılıklı etkileşim dolayısıyla), beslenme ve sağlık ilişkisi konularındaki mesajlar daha dikkatli verilmeli. Burada en önemli sorumluluklardan birinin de 'kanaat önderlerine' düştüğünü düşünüyorum. Verilen mesajlarla en başta toplum sağlığı olmak üzere, çiftçinin, üreticinin, sanayicinin, istihdamın ve ekonomiye en fazla katma değer yaratan sektörlerden birinin nasıl etkileneceği, ülkemizin bundan ne kazanacağı ya da kaybedeceği iyi düşünülmeli. İnternet, "21. Yüzyılın Che Guevara'sı" olabilir ama dünyanın bir ucuna kadar giden yanlış mesaj da her zaman Bağdat'tan geri dönmüyor!

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.