X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER IMF'siz tarihi gün
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

'siz tarihi gün

  • Giriş Tarihi: 13.5.2013 13:52 Güncelleme Tarihi: 13.5.2013 13:57

Başbakan Yardımcısı , Türkiye'nin olan son kredi taksiti ödemesinin yarın gerçekleştirileceğini hatırlatarak, "19 yıl sonra ilk defa borçsuz bir döneme giriyoruz. İnşallah yarın tarihi bir günü yaşayacağız" dedi.

Babacan, CNBC-e-NTV ortak yayınında yaptığı açıklamada, Türkiye'nin 'ye 1947'de üye olmasına karşın ilk kredisini 1961 yılının Ocak ayında kullandığını anımsattı.

O dönemde 1960 ihtilalinden sonra ilk defa IMF'ye müracaat edildiğini belirten Babacan, bugüne kadar 19 stand-by düzenlemesi yapıldığını söyledi. En son stand-by düzenlemesinin 2008 yılının Mayıs ayında tamamlandığını anlatan Babacan, "5 yıldır da IMF'den kredi kullanmadık. AK Parti iktidarı olarak ilk 5 yılda kredi kullanan, ikinci 5 yılda kredileri geri ödeyen olduk. İnşallah 3. beş yılda borç veren ülke olacağız" dedi.

Kredi ödeme prosedürü hakkında bilgi veren Babacan, Hazine Müsteşarlığının Merkez Bankasına talimat vererek, ilgili hesabından gerekli miktarın IMF'nin hesabına aktarılmasını istediğini, ödemenin bir gün sonra IMF'ye gerçekleştirildiğini belirtti.

Türkiye'nin IMF'e olan kredi borcunun son bölümü için bugün talimat verildiğini ifade eden Babacan, şunları kaydetti:

"Talimat bugün veriliyor, ama fiili ödeme yarın yapılmış oluyor. Bizim IMF'ye olan borçlarımızın zaman içinde gelişimi, en yüksek noktaya bizim iktidara geldiğimiz yıllarda ulaşıyor. Borç zaman içinde düşüyor ve 19 yıl sonra ilk defa borçsuz bir döneme giriyoruz. Son borçsuzluğumuz 1994 krizi önceki dönemdeymiş. Kriz nedeniyle zor durumda kalınmış, kredi alınmış. O dönemden bu yana borcumuz hiç sıfırlanmamış inşallah yarın tarihi bir günü yaşayacağız."


"IMF ÇALIŞANLARI İÇİN TÜRKİYE'DE ÇALIŞIYOR OLMAK BÜYÜK BİR REFERANS"

Başbakan Yardımcısı , "Dünyanın birçok ülkesinden farklı olarak AK Parti iktidarı dönemindeki IMF anlaşmaları aslında bizim kendi sahip olduğumuz ve benimsediğimiz programların IMF tarafından desteklenmesi şeklinde gerçekleşti" dedi.

Babacan, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile Türkiye'nin bugüne kadar 19 anlaşma yaptığını, bu anlaşmalar arasında ilk planlandığı gibi tamamlanan anlaşma sayısının çok az olduğunu bildirdi.

Anlaşmaların Türkiye'ye katkısını dönem dönem farklı değerlendirmek gerektiğini belirten Babacan, bazı dönemlerde bu anlaşmaların Türkiye için bir miktar faydalı olduğunu ancak dönem dönem de bu anlaşmaların yarıda kaldığını ve tamamlanamadığını ifade etti.

Babacan, AK Parti iktidarı döneminde anlaşmaların başta planlandığı gibi tamamlandığına dikkati çekerek, tutamayacakları sözler vermediklerini dile getirdi.

"Dünyanın birçok ülkesinden farklı olarak AK Parti iktidarı dönemindeki IMF anlaşmaları aslında bizim kendi sahip olduğumuz ve benimsediğimiz programların IMF tarafından desteklenmesi şeklinde gerçekleşti" diyen Babacan, bunun çok önemli bir fark olduğunu söyledi.

Babacan, 2001 AK parti programına, 2002 seçim beyannamelerine, 2002 hükümet programına bakıldığında orada yazanların IMF ile anlaşma yaptıkları stand-by çerçevesi ile tam uyumlu olduğuna dikkati çekerek, "Biz inanmadığımız hiç bir şey yapmadık. Attığımız her adımı güvenerek, bilerek ve Türkiye için doğru olduğuna inanarak attık. Zaten istisnai bir şekilde Türkiye'de sağlanan bu başarı bunun neticesi. Aksi halde yürümezdi bu iş" diye konuştu.


"IMF ÇALIŞANLARI İÇİN TÜRKİYE'DE ÇALIŞMAK BÜYÜK REFERANS"

İlk yaptıkları stand-by anlaşmasında IMF'nin Türkiye'nin bir takım konularda adım atmasını istediğini, Türkiye olarak da bütün detayları en baştan sorguladıklarını belirten Babacan, şöyle konuştu:

"Örneğin, Ziraat Bankası ile Halk Bankasının o dönemde yönetim kurulları birleştirilmişti. Bu iki bankanın birleştirilip tek bir banka yapılması ve toplam operasyonun küçültülmesi, şube sayısının azaltılması yönünde görüş vardı. Vakıfbank ise piyasa değeri o günlerde belki '200 milyon dolar eder etmez' diye ama bir an önce kurtulunması gereken bir banka olarak görülüyordu. Ama biz ne yaptık. IMF ve Dünya Bankası'nın ayrı ayrı çalışmaları vardı bu konularda, biz de kendi bağımsız çalışmalarımızı yaptık. O raporları IMF'nin ve Dünya Bankası'nın önüne koyduğumuzda işler tamamen değişti."

Babacan, o dönemde eski bakış açısını bir kenara bıraktıklarını, bankalar için ayrı ayrı düzgün yol haritaları yürüttüklerini vurguladı.

Ziraat ve Halk Bankasının yönetimlerini ayırdıklarını hatırlatan Babacan, "Şimdi bakıyoruz, Halkbank'ın piyasa değeri, Vakıfbank'ın piyasa değeri, Ziraat Bankası halka açık değil piyasa değerini onun için bilmek mümkün değil ama bir halka açsak çok çok yüksek miktarda bir değer oluşacağına eminim" dedi.

Babacan, IMF çalışanları için Türkiye'de çalışmanın büyük bir referans olduğunu dile getirerek, Türkiye'de görev alan IMF çalışanlarının Fon yönetiminde çok yüksek noktalara geldiğini belirtti.

IMF'nin Türkiye ekibinde boşluk oluştuğunda 1 kişilik boş yer için onlarca müracaat geldiğini ifade eden Babacan, nihayetinde Türkiye ile ilgili tüm atamaların kendilerinin onayından geçtiğini bildirdi.

Dünya Bankası ile bir çalışma başlattıklarının altını çizen Babacan, "Türkiye Reform Kataloğu" oluşturduklarını, bu kitapçığın başka ülkelerin reformuna yol göstermesi amacıyla hazırlandığı kaydetti.


"40-50 MİLYAR DOLAR GİBİ RAKAMLARI KONUŞTUK"

Babacan, "2008'de biten son anlaşmadan sonra yeni bir stand-by yapmama kararı nasıl alındı" sorusunu da yanıtlayarak, 2008 yılında Mayıs ayında son kredi diliminin kullanıldığını, 2008 sonrasında ise ekonomik anlamda dünyada çok ciddi bir belirsizlik olduğunu, Türkiye'nin ekonomisinin de 2009 yılında daraldığını hatırlattı.

Krizin en belirsiz dönemlerinde ihtiyaten IMF ile yeni bir program yapıp yapmama konusunda görüşmelerinin olduğunu ifade eden Babacan, "40-50 milyar dolar gibi rakamları o dönemde konuştuk" dedi.

Babacan, 2009'un başlarında dünya konjonktürüne ve Türkiye'nin durumuna bakarak böyle bir anlaşmanın gerekli olmadığına karar verdiklerine işaret ederek, o gün bugündür Türkiye'nin IMF ile anlaşma yapmasına gerek kalmadığını dile getirdi.

Ali Babacan, Türkiye'deki güven ortamının, ihtiyacı olan kaynakların doğal yollarla özel sektör kanalıyla ülkeye girmesini sağladığına dikkati çekti.

O dönemdeki görüşmelerin de önemli olduğunun altını çizen Babacan, "Türkiye o zaman popülist bir tavır alsaydı, 2008 sonunda farklı bir tutum içerisine girseydi, kendimize zarar verebilirdi" dedi.


"SEMBOLİK DEĞERİ DAHA ÖNEMLİ"

Babacan, Türkiye'nin IMF'ye vereceği 5 milyar dolarlık katkıyla ilgili bir soruyu da şöyle yanıtladı:

"IMF dedi ki, 'benim şu anda 400 milyar dolarlık bir rezervim var. Ama dünyadaki kriz genişleyebilir. Özellikle Avro bölgesindeki büyük ekonomilerde sorun yaşanırsa ve biz o bölgelerdeki ekonomilere kaynak sağlamak zorunda kalırsak, bu 400 milyar dolar bana yetmez. Dolayısıyla şimdiden ben kaynaklarımı genişletmek istiyorum. Daha kötü günler geldiğinde herhangi bir sorun yaşamayalım. IMF'in daha güçlü olması dünya için bir istikrar unsuru olacaktır' dedi ve bir çağrı yaptı. 500 milyar dolar daha eklemek istediklerini söylediler. Bize özel müracaatta bulundular. 'Siz de Türkiye olarak artık istikrara kavuşmuş durumdasınız. Merkez Bankası rezervleriniz oldukça yüksek miktarda. Dolayısıyla sizi de katkı veren ülke arasında görmek isteriz' dediler. Biz de 5 milyar dolarlık kaynak sağlamaya karar verdik. Ama bunun için de şu şartı koyduk. 'Biz cari açığı olan bir ülkeyiz. Rezervleri de bir bakıma o cari açık için bir yedek, bir güvence olarak tutuyoruz. Size sağladığımız bu kaynağın yine Türkiye'nin rezervi içerisinde değerlendirilmesi lazım. 'Bunun yolu da bu kaynağın likit olması. Anında geri çekilebilen cinsten olmasıdır' dedik."

Babacan, Türkiye'nin şu andaki 135 milyar dolarlık rezervinin çok güvenli likit varlıklardan oluştuğunu söyledi.

IMF'ye kaynak sağlayacak ülkelerin dörtte üçünün anlaşmaları yaptıklarını belirten Babacan, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın da IMF ile teknik görüşmeleri yapmaya devam ettiğini, küçük detaylar kaldığını bildirdi.

Babacan, Türkiye'nin vermeyi taahhüt ettiği 5 milyar dolarlık katkının toplam taahhüt edilen 500 milyar doların yüzde 1'ine denk geldiğini ifade ederek, "Bizim sağladığımız katkı rezervlerimizin ve ekonomimizin büyüklüğüne göre nispeten daha az bir katkı. Bizim kendi makro ekonomik yapımız ve ödemeler dengesi ile ilgili tablomuz bizi ihtiyatlı tarafta durmaya getirmiş oldu. Bunun sembolik değeri daha önemlidir. 5 milyar doların kendi katkı miktarındansa sembolik değeri ve bunun verdiği mesaj daha önemlidir. Türkiye demek ki artık IMF'nin kendisi tarafından da zorlukları aşmış, ileride herhangi bir ihtiyaç olma ihtimali azalmış, tam tersine IMF'ye kaynak verebilecek ülkeler kategorisine girmiş durumda" şeklinde konuştu.


"KREDİ DERECELENDİRME KURULUŞLARININ NOTU, HANGİ GÜN, NE YÖNDE, NASIL DEĞİŞTİRECEĞİ ÖNEMLİ BİR KONU"

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Türkiye'nin kredi notunun artırılması beklentisine ilişkin, Kredi derecelendirme kuruluşlarının notu, hangi gün, ne yönde, nasıl değiştireceği önemli bir konu. Yatırımcıların anlık yatırım kararını vermelerini getirecek bir konu. Dolayısıyla bununla ilgili mesajların mutlaka Hazine Müsteşarlığımızdan alınması lazım. Bizden ya da Hazine Müsteşarlığımızdan duymadıktan sonra kredi notu artacak, düşüşecek gibi açıklamalara kesinlikle itibar etmemek gerekiyor" dedi.

Babacan, IMF'de kota ve oy oranlarına ilişkin 2002'den bu yana 3 tur revizyon yapıldığını hatırlattı. 1. ve 2. turun tamamlandığını ve Türkiye'nin artışını aldığını belirten Babacan, 3. turla ilgili kararların verildiğini ancak bir kaç ülkenin parlamentosundan henüz geçmediğini söyledi. Bunlar geçince 3. turun da tamamlanmış olacağını ifade eden Babacan, başlangıç noktasına göre Türkiye'nin oyu ve kotasının iki misline yakın arttığını kaydetti. Konuşulan bir 4. tur olduğuna işaret eden Babacan, 4. turun kararlarının bu yıl sonunda oluşturulmasını beklediklerini anlattı.

Kota ve oy reformunun benzerinin Dünya Bankası'nda devam ettiğini dile getiren Babacan, bu reformların IMF ve Dünya Bankası'nın yönetim kurullarının yeniden yapılanması ihtiyacını doğurduğunu vurguladı. IMF'de, gelişmiş Avrupa ülkelerinin koltuk sayısının 7'den 5'e düşürülmesi, 2 koltuğun gelişmekte olan dinamik ülkelere verilmesi kararı alındığını bildiren Babacan, şöyle konuştu:

"Bu karar alındıktan sonra hangi 2 ülkenin o koltuktan kalkacağı tartışma konusu oldu. Avrupalılar birbirleriyle sürtüşme yaşamaya başladı. IMF'ye 188 üye ülke var. Bunlar 24 gruba bölünmüş durumda. Her bir koltuğun arkasında bir ülke grubu var. Biz de önceden Belçikalı direktörün arkasındaki ülke grubu içerisindeydik. Bizi Belçika temsil ediyordu. Sonra grubumuzu değiştirdik. Kendi ülke grubumuz içinde 2014'ten itibaren icra direktörü olarak oturacağız. Kasım 2014'ten itibaren Türkiye artık o 24 icra direktöründen birisi olacak."


CARİ AÇIK RAKAMLARI

Mart ayı cari açık rakamlarını da değerlendiren Babacan, rakamların Hazinenin beklentileriyle örtüştüğünü söyledi. Geçen yılın Mart ayına göre 1 milyar dolarlık bir düşüşün söz konusu olduğunu ifade eden Babacan, 12 aylık rakamlara bakıldığında 31 Aralık'tan sonra ilk 3 ayda görülen artışın bir anlamda başa döndürülmüş olduğunu söyledi. Bunun iyi bir tablo olduğunu ancak piyasa beklentisinin biraz daha altında gerçekleştiğini vurgulayan Babacan, diğer öncü göstergelere paralel tablonun yıl sonu büyüme hedefi olan yüzde 4'ü revize edecek boyutta olmadığına dikkati çekti. Bu yıl büyümenin yarısı iç, yarısı dış talepten gelecek şekilde yüzde 4 olması halinde cari açığın geçen seneye göre bir miktar artacağına işaret eden Babacan, "Ama bu artış sınırlı, kontrollü bir artış olacak" dedi.

Başbakan Yardımcısı Babacan, ilk çeyrek itibarıyla ihracat dinamiklerinin bekledikleri kadar iyi bir tablo sergilemediğinin altını çizerek, "Son 3-4 aydır dış ticaret dinamikleri beklenenden olumsuz seyrediyor. Bunun yanında iç tüketimde ilk üç ayda biraz daha hızlı bir toparlanma beklenirken, orada da o toparlanma var ama beklenen hızda değil. Ancak bunlar küçük rakamlar, yüzde 4'lük hedefi bugünden revize etmemiz gerektirecek rakamlar değil" diye konuştu.

Petrol fiyatlarının bugünkü seyrini sürdürmesi ya da düşüş göstermesinin yüzde 5,3'lük enflasyon hedefini tutturmayı kolaylaştıracağını belirten Babacan, çok ciddi dış faktörler olmadığı sürece enflasyon hedefini etkileyecek risk görmediğini kaydetti.


KREDİ NOTUNUN ARTIRILMASI BEKLENTİSİ

Türkiye'nin kredi notunun hak ettiğinin çok çok altında olduğunu, bunu sadece kendilerinin değil, piyasa analistleri, yatırımcıların söylediğini dile getiren Babacan, şunları kaydetti:

"Kredi temettü-takas birimi 110 baz puan olup da hala yatırım kredi derecesi almayan ülke dünyada yok. Bir yanda Türkiye'nin gerçekleri var, gerçek yatırımcıların risk analizi var, bir de kredi derecelendirme kuruluşlarının verdiği notlar var. Bu notlar kopuk, geriden geliyor. Biz koşuyoruz onlar arkadan bizi takip etmeye çalışıyor.

Bu kuruluşların notu, hangi gün, ne yönde, nasıl değiştireceği önemli bir konu. Yatırımcıların anlık yatırım kararını vermelerini getirecek bir konu. Dolayısıyla bunun piyasa hassasiyetinin olduğunu, ona göre bu konuda yapılacak açıklamaların çok hassas ve dikkatli yapılması gerektiğini vurgulamak istiyorum. Kredi derecelendirme kuruluşlarının muhatabı, onlarla anlaşma yapan kurum Hazine Müsteşarlığı. Dolayısıyla bununla ilgili mesajların mutlaka Hazine Müsteşarlığımızdan alınması lazım. Bana bağlı olduğu için gelişmeleri arkadaşlar bana söyler. Bizden ya da Hazine Müsteşarlığımızdan duymadıktan sonra kredi notu artacak, düşüşecek gibi açıklamalara kesinlikle itibar etmemek lazım. Bunu piyasa oyuncuları yapabiliyor, spekülatörler yapabiliyor. Bazen bakıyoruz bir söylenti aslı astarı yok. O yüzden çok dikkatli olmak lazım ve bu konuda asıl bilgi sahibi olanların yaptığı açıklamaların dışındakilere itibar etmemek lazım."


MEGA PROJELER

Babacan, 3. havalimanı ihalesi ile ilgili teknik çalışmaların devam ettiğini belirterek, ihaleyi kazanan konsorsiyum ya da ihale süreci ile ilgili kendilerine iletilen olumsuz bir şey olmadığını söyledi. Babacan, kısa bir süre içerisinde teknik incelemeler tamamlandıktan sonra nihai kararın alınacağını ifade etti.

Projenin finansmanı için kredi bulma konusunda bir problem yaşanacağını düşünmediğine işaret eden Babacan, "Avrupa'da olduğu yerde sürünen bir tablo var. Çöküş önleniyor ama iyiye gidiş bir türlü sağlanamıyor. Çöküş önlenmeye devam ederse, riskin bu kadar bol olduğu dünyada bu kredilerin bulunmasında herhangi bir sorun olacağını düşünmüyorum. Projeler zamana yaygın projeler. Bunlar yıla bölününce Türkiye'nin çok rahat çevirebileceği rakamlar. Kanal İstanbul'da böyle" diye konuştu.

Kanal İstanbul'un, yap-işlet-devret (YİD) projesi olacağını ifade eden Babacan, 3. havalimanı projesiyle lojistik açıdan bağlantıları olması nedeniyle projeye bir an önce başlanılmasının faydalı olacağını düşündüklerini anlattı.


BEBEK TEŞVİKİ

Başbakan Yardımcısı Babacan, Türkiye'de ailelerin daha fazla çocuk sahibi olmasına ilişkin teşviki, diğerlerinden ayrı bir konu olarak ele aldıklarını söyledi. Bununla ilgili toplantılar yaptıklarını ve teknik heyet kurduklarını dile getiren Babacan, "Dünyadaki örnekleri inceledik ve Türkiye'nin ekonomik yapısını dikkate alan bir paket bitmek üzere inşallah. Ne zamanki tamamlarız, sayın Başbakanımız o zaman açıklayacak" dedi.

kalan karakter 1000

isimsiz isimsiz

ödeyinde, sizde kurtulun bizde kurtulalim

Aynı Görüşte misiniz?
evet0
hayır0
cevapla 13.05.2013 17:08

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.