X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER "Büyümede revize yok"
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

"Büyümede revize yok"

  • Giriş Tarihi: 4.4.2014 16:05 Güncelleme Tarihi: 4.4.2014 16:07

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Türkiye'nin önümüzdeki dönemde yapacağı çok önemli reformlar bulunduğunu belirterek, "Çünkü eğer biz yapısal olarak çok köklü adımları atmazsak, Türkiye ekonomisinin büyüme hızı yüzde 3-4 aralığına hapsolabilir" dedi.

Cari açık ve büyüme ilişkisi açısından Türkiye'nin yeni bir ekonomik modele ihtiyaç duyup duymadığına ilişkin bir soru üzerine Babacan, petrol ve doğal gaz ithalatının cari açığın yüksek seyretmesine neden olduğunu söyledi.

Petrol ve doğal gaz için yurt dışına aktarılan dövizin bir şekilde yine yurt içine girmesi gerektiğini dile getiren Babacan, dövizin giriş şekli borçlanma yoluyla olursa bunun problem yarattığını ifade etti.

Doğrudan yatırım yoluyla döviz girişini daha fazla tercih ettiklerini kaydeden Babacan, "Türkiye'nin önümüzdeki dönemde yapacağı çok önemli reformlar var. Çünkü eğer biz yapısal olarak çok köklü adımları atmazsak, Türkiye ekonomisinin büyüme hızı yüzde 3-4 aralığına hapsolabilir" diye konuştu.

Köklü adımlar atılmadığı takdirde yüzde 3-4'ü geçen bir büyümenin sürdürülemez bir cari açığı beraberinde getirdiğini belirten Babacan, Türkiye için yüzde 4-5'in üzerindeki bir cari açık oranını risk olarak gördüklerini söylediklerini hatırlattı. Mevcut yapı ile yüzde 3-4'lük bir büyümenin yüzde 4-5 oranında cari açık ürettiğini dile getiren Babacan, "Yapısal alanlara konsantre olmamız lazım" dedi.

Kısa vadede cari açığı kontrol altına almak adına maliye ve para politikaları ile makro ihtiyati tedbirleri efektif olarak kullandıklarını kaydeden Babacan, bu anlamda sonuç da aldıklarını bildirdi.


"2014 BÜYÜME HEDEFİNİ TARTIŞMAK İÇİN ERKEN"

Türkiye'nin kriz diye tanımlanabilecek bir noktaya asla gitmediğini belirten Babacan, jeopolitik riskler, küresel konjonktür ve ülke içindeki olağanüstü gelişmelere rağmen dengeyi iyi bir şekilde sağladıklarına dikkati çekti. Her aşamada gerekenin zamanında yapılmasının önemini vurgulayan Babacan, hükümet olarak bunu gerçekleştirdiklerine işaret etti.

Geçen yıl Türkiye'nin, Avrupa'nın en hızlı büyüyen ülkesi olduğunu anımsatan Babacan, "2014'te, muhtemelen, yine böyle olabilir. 2014'te yüzde 4'lük hedef koyduk. Bu hedefi ekim ayında koymuştuk. Bu hedef ne kadar gerçekçi? Bunu tartışmak için erken. Aşağı doğru riskler var. Bunu da kabul etmek lazım" değerlendirmesinde bulundu.


"BÜYÜME HEDEFİNDE REVİZYON İÇİN YETERLİ VERİ YOK"

"OVP hedefini martın ortasında konuşalım" dediğinin belirtilmesi üzerine Babacan, "Mart sonu itibarıyla bütün verileri görelim" dediğini hatırlattı.

Birinci çeyrek rakamları somut olarak ortaya çıktıktan sonra resmi revizyonların "gerekirse" yapılabileceğini dile getiren Babacan, "Bugün itibarıyla hükümetimizin resmi hedeflerini revize edebilecek kadar elimizde çok veri yok. Benim şahsi tahminim bugün itibarıyla yüzde 4. Ama dışarıdaki ve içerideki gelişmelere bağlı olarak belki biraz altında olabilir" diye konuştu.

Babacan, Avrupa ekonomisinin hızlı toparlanması ve Türkiye'nin ihracatının beklenenin ötesinde artış gerçekleşmesi halinde, yüzde 4 büyümenin daha rahat bir hedef haline gelebileceğini söyledi.

Sadece iç tüketimden kaynaklı bir büyümenin ülkeye getireceği riskler konusunda çok dikkatli olunması gerektiğinin altını çizen Babacan, orta gelir tuzağına düşülmemesi için yapısal alanlara eğilmeleri gerektiğini kaydetti.

Söz konusu alanların siyasi ve ekonomik reform alanları olarak ikiye ayrılabileceğini ifade eden Babacan, siyasi reformların ülkedeki güven ortamını güçlendirdiğini anlattı.

Türkiye'nin istikrar konusunda gayet iyi bir noktada olduğunu belirten Babacan, Türk halkının desteği ile istikrar konusunda herhangi bir sıkıntı olmayacağını dile getirdi.


"ATMAMIZ GEREKEN ADIMLAR VAR"

Güven konusunda ise yapılması gereken işler olduğunun altını çizen Babacan, şöyle devam etti:

"Güven erozyonunu önlemek, güveni güçlendirmek için adımlar atmamız gerekiyor. Hem siyasi hem de ekonomik reform alanında gerekiyor. Siyasi reform alanında demokrasimizin daha iyi işlemesi için, temel hak ve özgürlüklerin Türkiye'de daha da iyi uygulanması için atmamız gereken adımlar var. Başbakanımızın açıkladığı demokratikleşme paketi çok daha büyük bir adımın sadece bir parçasıydı. Türkiye, hala 1. sınıf bir demokrasi değil. 1. sınıf bir demokrasiye ulaşabilmek için demokratikleşme adımlarının devam etmesi gerekiyor."

Reformlar açısından hukuk alanının da önemine değinen Babacan, yargının bağımsız ve tarafsız olması kadar hızlı olmasının da önemli olduğunu vurguladı.

Yargı ile ilgili güvenin güçlendirilememesinin yatırım ortamı açısından çok büyük problem alanı olarak kalmaya devam edeceğini anlatan Babacan, "Ekonomimizin gerçekten ileri bir ekonomi olması, gelişmiş bir ekonomi olması ve ileri bir demokrasi olabilmemiz için hukukun üstünlüğünün ülkede egemen olması gerekiyor. Hukukun üstünlüğü demokrasinin kendisi kadar önemli bir konu. Eğer kurallar, hukuk yoksa, o ülkede kaos olabilir. Dolayısıyla hukuk konusundaki zafiyetlerimizi tamir etmemiz gerekiyor" dedi.

Hukuk ve yargıya güven konusunda en ileri uygulamaların Avrupa'da olduğunu ifade eden Babacan, Türkiye'nin de AB kriterlerini sağlamak için çalışan bir ülke konumunda bulunduğuna dikkati çekti.


"PİYASADA GERÇEKTEN OLUMLU BİR ORTAM VAR"

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, "Son bir haftadır piyasadaki gerçekleşmelere baktığımızda gerçekten olumlu bir ortam var. Türkiye ile ilgili yorumlara baktığımızda para politikası konusunda bir gevşeme beklentisi var. Dolayısıyla Merkez Bankamız bütün bu yorumları izleyecek ve nihai karar aşamasında kendi kararını verecek" dedi.

Habertürk ve Bloomberg HT televizyonlarının ortak yayınında soruları yanıtlayan Babacan, Türkiye'nin 2013 yılının tümüne bakıldığında zor bir dönemden geçtiğini söyledi. Ülkenin seçim havasına oldukça erken girdiğini kaydeden Babacan, geçen yılın aynı zamanda Amerikan Merkez Bankasının (Fed), para politikasında çok köklü bir değişikliğe gideceğini açıkladığı ve bunu uygulamaya başladığı bir yıl olduğunu dile getirdi. AB'deki genel ekonomik tablonun 2013 yılı boyunca genel olarak iyi seyretmediğini, Gezi olaylarının yaşandığını, Suriye'de iç savaşın devam ettiğini ve Irak'ta istikrarsız bir dönemin yaşandığını anlatan Babacan, "Sonuçta geçen yılı biz yüzde 4'lük bir büyüme ile kapattık. 2013 yılının muhasebesini yapacak olursak bütün olumsuzluklara rağmen Türkiye ekonomisi gayet iyi bir performans gösterdi" diye konuştu.

17 Aralık sürecinin çok kritik bir süreç olduğuna işaret eden Babacan, 30 Mart seçimlerinin Türk halkının sağduyusu ile AK Parti için gayet olumlu sonuçlandığını söyledi. Türkiye'nin ekonomisi açısından istikrarın çok önemli olduğunu kaydeden Babacan, 17 Aralık sürecinde "Türkiye'nin kontrolsüz bir ortama sürüklenip sürüklenmeyeceğinin sorgulandığını" belirtti. "Ama seçim sonuçları ortaya çıkınca, hükümetimizin arkasındaki halk desteği teyit edilince zaten piyasalardaki tepkiyi de olumlu bir şekilde gördük" değerlendirmesinde bulunan Babacan, seçim sonuçlarını "Türkiye'nin istikrarı açısından bir zafer" olarak nitelendirdi.

"BİR HAFTADIR PİYASALARDAKİ HAVA OLUMLU"

Merkez Bankası'nın 28 Ocak'taki faiz artırım kararının geç alındığı yorumlarına katılıp katılmadığının sorulması üzerine Babacan, o dönemde bankanın olağan Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısını gerçekleştirdiğini ve arkasından olağanüstü toplandığını hatırlattı. Söz konusu iki toplantı arasında dünyada çok önemli gelişmelerin olduğunun altını çizen Babacan, Arjantin başta olmak üzere gelişmekte olan ülkeler üzerinde ciddi piyasa baskısı oluştuğunu kaydetti. PPK'nın bütün gelişmeleri yakından izlediğini ve önerileri dinlediğini anlatan Babacan, buna karşın kurulun karar aşamasında o gün için doğru karar ne ise onu aldığına işaret etti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "PPK'nın tekrar olağanüstü toplanıp faizleri indirmesinin faydalı olacağına" ilişkin değerlendirmelerinin aktarılması üzerine Babacan, "Son bir haftadır piyasadaki gerçekleşmelere baktığımızda gerçekten olumlu bir ortam var. Türkiye ile ilgili yorumlara baktığımızda para politikası konusunda bir gevşeme beklentisi var. Dolayısıyla Merkez Bankamız bütün bu yorumları izleyecek ve nihai karar aşamasında kendi kararını verecek" diye konuştu.

Sıkı para politikasının iç tüketimde soğumaya neden olacağına ilişkin yorumlar hatırlatılarak, "Enflasyon mu, büyüme mi? gibi bir derdimiz oluşmaya başladı mı?" sorusu üzerine Babacan, Türkiye'deki enflasyon gelişmelerine bakıldığında arz kaynaklı bir durumun söz konusu olduğunu söyledi. Geçen sene kurda yaşanan artışın enflasyon üzerinde etkide bulunduğunu belirten Babacan, kurdaki artışın enflasyona geçişkenliğinin zaman aldığını dile getirdi. Geçişkenlik sürecinin henüz tamamlanmadığını kaydeden Babacan, "Dolayısıyla kurun etkisinin bir süre daha devam edeceğini beklememiz gerekiyor" ifadesini kullandı.

Bugün için talep taraflı enflasyon riskinin çok fazla görünmediğine işaret eden Babacan, Merkez Bankası ile ilgili fazla konuşmayı tercih etmediğini, bu durumun "bankanın kararları üzerinde etki oluşturuluyor gibi bir algıya neden olduğunu" belirtti.


"TÜRKİYE'DE KONTROLLÜ BİR TABLO OLDUĞUNU PİYASALAR TEYİT ETTİ"

"Sosyal medyadaki bazı uygulamaların kapatılması konusu var. Burada AB'den çok yüksek tonda eleştiriler de geldi. Hükümet bu konuda derdini mi anlatamadı yoksa zaman zaman uymak istediğimiz normlarla çatışacak mıyız?" sorusuna Babacan, şu yanıtı verdi:

"17 Aralık sürecinde kısa vadeli önceliğimiz istikrardı. Yani bu ülke başıboş, kontrolsüz bir ülke değil. Bu ülkede hükümet ve siyasi irade, güçlü bir irade var. Türkiye'de biz mevcut yargı sistemini kötüye kullanacak adeta bir savcı, bir hakim ve 5 polisle istediğiniz her türlü operasyonu yapabileceğiniz bir ülke olmadığını ispat etmemiz gerekiyordu. Bunu hızla yerine getirmemiz gerekiyordu. Dolayısıyla kısa vadeli önceliğimiz kontroldü. Türkiye'de bazı yapıların kendi amaçları doğrultusunda yargının verdiği bağımsızlık alanını da kullanarak operasyonlar yapmasına ve tuzaklar kurmasına biz izin veremezdik. Bir yandan bunu hızlı bir şekilde gerçekleştirirken bir yandan da Türkiye'nin gerçek anlamda bir hukuk devleti özelliğini de korumamız gerekiyordu. Hızlı bir hakimiyet kurma ile orta uzun vadede hukuk devleti olma arasındaki dengeyi kurmak için azami çabayı gösterdik. Sonuca baktığınızda şu anda Türkiye'de oldukça kontrollü bir tablo var. Piyasalar da bunu teyit etmiş durumda."

Babacan, Türkiye'nin hukuk devleti olma arzusunun devam ettiğini belirterek, "Türkiye için peynir ekmek neyse hukuk o. Türkiye gıdasını oradan alacak. Büyümek istiyorsak buradan büyüyeceğiz" dedi.

Yolsuzlukla mücadelede taviz verilmemesi gerektiğine dikkati çeken Babacan, "Yolsuzlukların hiçbirisinin üstünün kapatılmaması gerekiyor. Bir yanlışlık içerisinde olan varsa er ya da geç mutlaka cezasını çekmesi gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu.

Şeffaflık açısından Türkiye'nin 2002'den bu yana önemli gelişmeler kaydettiğini vurgulayan Babacan, "Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün yaptığı araştırmalara göre, Türkiye 2002 yılında 102 ülkede 65. olurken, 2012'de 177 ülkede 53. olmuşuz. Demek ki bir ilerleme var. Daha yukarı doğru çıkmamız gerekiyor" diye konuştu.

10. Kalkınma Planı'na da değinen Babacan, söz konusu planın detaylı ve güzel bir çalışma olduğunu söyledi. Bu planda, ilk kez 25 öncelikli dönüşüm programına yer verdiklerini anlatan Babacan, "Bunun için bir eylem planı hazırlıyoruz. 2016 için gündemimiz bu, 2017 için şunlara yoğunlaşacağız diye bir takvim oluşturuyoruz şu anda. En fazla 1 aya kadar bu takvimi açıklamayı düşünüyoruz. Ne yapacağımızı iyi biliyoruz. 2018'e kadar yol haritamız var, yapılacaklar belli" ifadelerini kullandı.

Ekonomideki fırsat eşitliğinin ve rekabetin önemine de değinen Babacan, yoğun rekabet ortamında vatandaşların daha kaliteli ürünlere daha uygun fiyata sahip olabileceklerini söyledi.

"BEŞ AYDIR TÜKETİCİ KREDİLERİNİN ARTIŞ HIZI DÜŞTÜ"

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Türkiye'de erken seçimin söz konusu olmadığını belirterek, "2015-2019 arasındaki 4 yıllık dönem seçimsiz bir dönem olacak" dedi.

Babacan, Habertürk-Bloomberg HT ortak yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Seçimlerin planlanan zamanlarda yapılmasının demokrasinin ilerlemesi ve öngörülebilirlik ilkesinin temeli olduğunu belirten Babacan, gelişmiş demokrasilerde olduğu gibi Türkiye'de de seçimlerin zamanında yapılması gerektiğini ifade etti.

90'lı yıllarda hükümetlerin sık sık erken seçime gittiğini anımsatan Babacan, "Siyasi ortamın iyi olduğu dönemlerde güven tazelemek için, hükümetlerin zayıfladığı dönemlerde ise mecburiyetten erken seçime gidilmiş. Erken seçim ya fırsatçılık olarak kullanılmış, ya da mecburiyetten yapılmış. İkisi de yanlış, ikisi de bir şeylerin kötüye gittiğine işaret ediyor" diye konuştu.

Yerel seçimler sonrasında özellikle sanayicilerin kendilerinden erken seçim talebinde bulunduğunu anlatan Babacan, şunları kaydetti:

"Türkiye'de yarını düşünmeden günü kurtaracak politikalara izin vermeyiz. Hep uzun vadeli bakacağız. Biz sadece bugünün Türkiye'sini değil, çocuklarımızın ve torunlarımızın Türkiye'sini düşünüyoruz. Dolayısıyla, 2015-2019 arasındaki 4 yıllık dönem seçimsiz bir dönem olacak. Şu anda dişimizi sıkıp, demokrasinin gereğini yapıp, öngörülebilir olup, Türkiye'nin 4+4'lük asıl hamle dönemini sağlama almalıyız. Türkiye'nin uzun vadeli siyasi istikrarı açısından seçimlerin zamanında yapılması çok önemli. Erkene çekilirse ya fırsatçılık, ya da mecburiyet olacaktır."


"DEVLET BORCU ARTIK BİR RİSK ALANI OLMAKTAN ÇIKTI"

Babacan, bütçe konusunda izledikleri politikaların ciddi bir güven oluşturduğunu vurgulayarak, Türkiye'nin kamu borcunun artık hiçbir ortamda problem olarak anılmadığını dile getirdi. Hazine'nin piyasaların en çalkantılı olduğu dönemde 31 yıl sonrası için tahvil ihraç ettiğine ve 4-5 misli taleple karşılaştığına dikkati çeken Babacan, Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet borcunun bir risk alanı olmaktan çıktığını ifade etti.

Orta Vadeli Program'da cari açığı düşürmeyi birinci öncelik olarak seçtiklerini anımsatan Babacan, şöyle devam etti:

"Makro ekonomik çerçevemizi çizerken artık, kamunun borç sürdürülebilirliği açısından çizmiyoruz. Özel sektörün dış borcunun sürdürülebilirliği açısından çiziyoruz. Bütçede sıkı gitmemizin en önemli nedeni şu anda cari açığa devletin katkıda bulunması. Bunun sonucunda rakamlar son derece sevindirici. Borç istatistiklerine göre Türkiye'nin AB tanımlı genel yönetim borç stoğu milli gelire oranla yüzde 36,3 olarak gerçekleşti, bu rakam 2002'de yüzde 74 oranındaydı. Kamunun net toplam borcunda geçen yılı yüzde 12,7 ile tamamladık. Tarihi düşük bir seviye. Kur inse de çıksa da devletin borcu etkilenmiyor. Bu çok önemli."


"TÜKETİCİ KREDİLERİNİN ÖLÇÜLÜ ARTMASINI İSTİYORUZ"

Büyümenin kaynağının üretim, yatırım ve ihracat olması gerektiğinin altını çizen Babacan, bankaların karlılıkları konusunda da değerlendirmelerde bulundu.

Babacan, kamu bankalarına bakıldığında ilk çeyreğin karlılık açısından oldukça olumlu geçtiğini belirterek, ileriki dönemlerde karlılıktan öte, sermaye yeterliliğinin önem taşıyacağını söyledi.

Bankaların, önümüzdeki dönemde tüketici kredilerinden ziyade yatırıma, üretime ve ihracatçılara yoğunlaşacağını ifade eden Babacan, "Biz tüketici kredilerinin daha yavaş, ticari kredilerin daha hızlı artmasını istiyoruz" diye konuştu.

Babacan, ekim ayı itibarıyla alınan tedbirlerin işe yaramaya başladığını belirterek, beş aydır tüketici kredilerinin artış hızının düştüğünü kaydetti.

Türkiye'deki bankaların sermaye yeterlilik rasyolarının düşmüş haliyle bile Avrupa'ya göre yüksek olduğunu vurgulayan Babacan, "BDDK, Merkez Bankası, Bankalar Birliği ve münferit bankalar kendi aralarında konuşuyorlar. Burada makul yollar tercih edilir, yeter ki bankalarımız bizim makro politikalarımıza uygun hareket etsinler" dedi.

Babacan, şeffaflığın artırılması ve yolsuzlukla mücadele konusunda yeni bir paket üzerinde çalıştıklarını belirterek, "Bu çalışmalar 17 Aralık'tan sonra başlayan çalışmalar değil, 2007'den bu yana devam eden bir süreç. Bu paket tabii her türlü sorunu çözecek bir paket değil. İşi bir adım daha ileri götürmeyi hedefleyen bir paket. En son rötuşlarını yaptıktan kısa bir süre sonra açıklayacağız" değerlendirmesinde bulundu.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.