X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Türkiye’nin ihtiyacı ne?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Türkiye’nin ihtiyacı ne?

  • Giriş Tarihi: 11.9.2014 10:01

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan ikinci çeyrek büyüme rakamlarının ardından ekonomi yönetimi ve iş dünyasından açıklamalar birbiri ardına gelmeye başladı. Ancak büyüme verileri öncesinde açıklanan birkaç önemli istatistik daha var. Bu verilerin hepsini bir potada değerlendiremeyiz tabii ama her biri bize Türkiye’nin durumu ve gidişatı hakkında ipuçları veriyor.

İlknur Menlik - Sabah.com.tr
imenlik@comart.com.tr

Hatırlanacağı üzere ilk olarak Dünya Ekonomik Forumu, 2014-2015 Küresel Rekabet Raporu'nu açıkladı. Rapora göre Türkiye, 2013 yılı itibariyle satın alma gücü paritesine göre 827,2 milyar dolarlık GSYİH büyüklüğü ile dünyanın 17. büyük ekonomisi konumunda. Raporda ayrıca, Türkiye'de kişi başına düşen gelirin 10.815 dolar olduğu, GSYİH'sinin ise dünya toplamında %1,35'lik bir paya sahip olduğu kaydediliyor. Sıralamada 2012 yılına göre bir basamak gerileyen Türkiye, 2014-15 küresel rekabet endeksi sıralamasında 144 ülke arasında 45. sırada yer alıyor. Ancak sıralamadaki bu yerine rağmen Türkiye, Çin hariç olmak üzere, büyüme rekorları kıran tüm BRIC ülkelerini geride bırakmış durumda.

Bu raporun açıklanmasından kısa bir süre sonra Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), 2014 İnsani Gelişme Raporu'nu yayınladı. "İnsani İlerlemeyi Sürdürmek: Kırılganlıkları Azaltmak ve Dayanıklılık Oluşturmak" başlıklı rapora göre Türkiye'nin 2013 İnsani Gelişme Endeksi (İGE) değeri 0.759 oldu. Bu değerle Türkiye, yüksek insani gelişme kategorisinde yer aldı ve 187 ülke ve bölge arasında 69. oldu. 1980 ile 2013 yılları arasında Türkiye'nin aldığı İGE değerine bakıldığında 0,496'dan 0,759'a yükseldiği görülüyor. Bu da, 33 yılda yavaş da olsa ilerlemenin olduğuna işaret ediyor.

Birkaç gün önce açıklanan Temmuz ayı Sanayi Üretimi Endeksi'ni de bazı göstergeler açısından önemsiyorum. TÜİK'in açıkladığı verilere göre, mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi Temmuz ayında, bir önceki aya göre %1,8, takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi de geçen yılın aynı ayına göre %3,6 oranında arttı. Takvim etkisinden arındırılmış imalat sanayi sektörü endeksindeki artış ise %3,4 olarak hesaplandı. İçinde bulunduğum gıda ve içecek sektörü açısından baktığımızda; mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış gıda ürünleri imalatı bir önceki aya göre %0,2 artarken, içeceklerin imalatında %0,5 gerileme gözlendi.

Ancak şunu da hemen eklemek lazım, takvim ve mevsim etkisinden arındırılmamış verilere göre sanayi üretiminde %4,6 düşüş hesaplandı. Bu düşüşü, Nisan ayından bu yana gerilemeye devam eden sanayi kapasite kullanım oranlarının da desteklediğini söyleyebiliriz. Son olarak Ağustos ayında mal gruplarına göre kapasite kullanım oranlarında geçen yılın aynı ayına göre dayanıklı tüketim malları, ara malları, gıda ve içecekler ile yatırım mallarında azalış görüldü. Burada yine gıda ve içecek sektörüne yönelik bir saptama yapacağım; gıda ve içeceklerde Ağustos ayında kapasite kullanım oranı 1,6 puan azalışla yüzde 69,1 seviyesinde gerçekleşti.

Aslında sanayiye ilişkin bu öncü veriler, ikinci çeyrek büyüme rakamları konusunda bir fikir veriyordu. Bu nedenle uzmanlar, ikinci çeyrekte büyüme tahminlerini yüzde 2,7 - 2,8 aralığında tutuluyordu. Ancak beklenenin de altında bir büyüme rakamıyla karşılaştık. 2014'ün ikinci yarısında Türkiye yüzde 2,1 büyüme ile beklentilerin gerisinde kaldı. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış büyüme ise eksi yüzde 0.5 oldu. Yani bir bakıma büyüme hız kesti. Şimdi ekonomi yönetimi, Orta Vadeli Plan'daki (OVP) yüzde 4'lük büyüme hedefi yüzde 3-4 aralığına revize etmeye hazırlanıyor.

Sanayici ise büyüme modelinin gözden geçirilmesi, sürdürülebilir bir büyüme gerçekleştirebilmesi için Türkiye'nin daha fazla sanayiye ve üretime yönelmesi gerektiğini söylüyor. Gerçekten de Türkiye, bütün küresel zorluklara karşın büyümesine ara vermeden devam ediyor olsa da, artık ciddi anlamda büyüme yolunda makas değiştirmesinin gerektiği ortada.

Yoksa yakalandığımız orta gelir tuzağından kurtulamayacağız. Son 5 yıldır kişi başına milli gelirimiz on bin dolarda takılıp kaldı. Oysa bir zamanlar adımızın yan yana anıldığı BRIC ülkeleri son 10 yılda kişi başına milli gelirlerini bizden daha fazla arttırdılar. Dünya Bankası verilerine göre son 10 yılda Çin kişi başına milli gelirini 4 kat, Brezilya 3 kat, Rusya ise 3,5 kat arttırdı. Şu soruyu sorabiliriz; küresel rekabetçilik endeksinde pek çoğunu geride bıraktığımız bu ülkelerle aramızdaki fark ne? Ar-Ge? İnovasyon? Eğitim? Yüksek katma değerli üretim? Tüm bunları iyi araştırıp, doğru tespitler yapmalıyız. Belki bu sayede, büyüme rakamlarımızı revize etmek yerine hedeflerimizi revize edebiliriz.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.