Dolardaki hareketi fırsat gören ihanet şebekeleri ve gerçekler

Giriş Tarihi: 7.3.2015 21:21 Güncelleme Tarihi: 7.3.2015 21:50
Dolardaki hareketi fırsat gören ihanet şebekeleri ve gerçekler

ABD dolarının Türk lirası karşısında yeni rekorlara imza atması herkesin ilgi odağı haline geldi. Ancak bu durum bazıları için ilgi odağı olmaktan öte, ülkesini kötülemek için bir fırsata dönüşmüş görünüyor. Özellikle yurt dışına ve yabancı yatırımcıya karşı yürütülen bu ihanet yarışında Gülenist medya rakipsiz olsa da, iktisatçı kimliğini kullanmaya çalışan birtakım şahıslar da öne çıkıyor.

Hürriyet Daily News için yazdığı 'opinion' yazılarında Türkiye düşmanlığına soyunmuş bir iktisatçı, ipe sapa gelmez hezeyanlarla felaket çığırtkanlığı yapıyor. Gezi isyanı esnasında ortalığı yakıp yıkanlara sahip çıkan, yedirip içiren sermaye baronlarına o günlerde selam çakan Emre Deliveli isimli bu şahıs, İngilizce kaleme aldığı yazılarında Türk hükümetine vurmayı zevk haline getirmiş durumda. Deliveli, ülkeyi yabancılara kötüleyebilmek için, kendine göre yazdığı temelsiz ve profesyonellikten uzak düşüncelerinin doğruluğunu değil, argümanlarını dayandırmaya çalıştığı ekonomik verilerin karmaşıklığını hedefliyor. Objektif ve profesyonel bir gözle incelendiğinde, derdinin asla analiz olmadığı anlaşılan Deliveli'nin bariz şekilde Türkiye aleyhine odaklandığı görülüyor. Yazılarından yoğun Türkiye düşmanlığı kokusu yayılıyor.

14 yıldır deveyi iğne deliğinden geçirecek profesyonellikte yönetilen Türk ekonomisinin, bizzat bu yönetimin mimarı tarafından baltalandığını söylemek, en basit tarifle sığ düşünmektir. Stratejik devlet hamlelerinin, profesyonelliğini en üst seviyede ispat etmiş Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından plansızca yapılmayacağının, artık bu ülkedeki her akl-ı selim tarafından düşünülmesi gerekir. "Yeni Türkiye"de devletin başı bir adım atıyorsa, bunun neticeleri elbette titizce düşünülüp planlanmış, artısı ve eksisi hesaplanmıştır. Nitekim derinlikli ve profesyonel bir bakışla, kazın ayağının öyle olmadığını görüyoruz. Birlikte bakalım…

SADECE TÜRKİYE'DE DEĞİL DÜNYANIN EN GELİŞMİŞ ÜLKELERİNDE DE KAYIP VAR


Dolar'ın Türk lirası karşısında son dönemde görülen yükselişi zihinlerde bazı soru işaretlerine yol açıyor. Acaba Dolar daha da artarsa Türkiye yeni bir krize girer mi? Girerse bunun sonuçları ne olur? AK Parti öncesi yaşanan kötü tecrübeler yeniden canlanır mı?
İşin aslı şu ki, bu sadece Türkiye'de değil, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hemen herkesin ortak sorusu. Zira Dolar şu an neredeyse dünyanın tüm para birimlerini alaşağı etmiş durumda. TL son bir yılda yüzde 20 değer kaybededursun, dünyanın en gelişmiş ve müreffeh ülkelerinden İsveç'in para birimi Kron, Dolar karşısında 12 ayda tam yüzde 32 eridi. Euro, Dolar karşısında son bir yılda yüzde 22'lik değer kaybıyla 1,10 seviyesinin bile altına sarktı, 1 olur diyenlerin sayısı çoğaldı. İngiliz Pound'u da geçen yıl gördüğü seviye olan 1,72'lerden yüzde 10 düşüşle 1,52'lere geriledi. Japon yeni yüzde 17 değer kaybederken, dünyanın en güvenli limanı kabul edilen İsviçre frangı bile yüzde 12 düştü. Amerikan parasının dünya çapındaki hareketini yansıtan Dolar endeksi ise, 12 ayda tam yüzde 23 oranında değer kazanmış durumda. Brezilya, Endonezya ve Polonya gibi daha birçok ülke parası yerlerde sürünüyor.


Dünyanın en büyük para birimlerinin Dolar karşısındaki son bir yıllık kötü performansı…


GENEL BİR "GELİŞEN PİYASALAR KRİZİ"

Gerçeklere bakarsak, genel bir "gelişen piyasalar krizi" başlamış durumda. Gelişen ekonomiler önceki büyüme hızlarını bir türlü yakalayamıyor. Avrupa'da, Japonya'da beklenen canlanma bir türlü gerçekleşmiyor. Çin ekonomisi giderek yavaşlıyor. 2014´ün gerçeküstü gelişmeleri de dünya ekonomisinde yavaşlamaya önemli katkıda bulundu ve 2015´te bu etki devam edecek gözüküyor. Örneğin Rusya ekonomisinin gelecek yıl yüzde 5 ya da üzerinde daralacak olması, Almanya ve Avrupa'nın genelinde büyüme çabalarına yeni bir darbe vuracak.


Nitekim ünlü İngiliz yatırım şirketi Lord Rothschild RIT Capital, müşterilerine, dünyanın İkinci Dünya Savaşı sonundan bu yana görülen en büyük jeopolitik risk ile karşı karşıya olduğu ve işsizliğin 'zayıf' Avrupa'da refahı tehdit ettiği uyarısında bulundu.

ABD Merkez Bankası (Fed) yakında faizi biraz da olsa yukarı itip "sıfır faiz, bol para" denkleminden çıkış yönünde ufak bir hamle yapmak isteyecek. Bu, zaten kırılgan olan dünya ekonomisi üzerinde yeni bir şok etkisi oluşturacak. Fed´in faiz artırımından ve doların güçlenmeye devam etmesinden en fazla etkileneceklerin başında gelişen ekonomiler geliyor. Gelişen ülkelerin dolar bazında borcu, son 10 yılda 3'e katlanarak 5,7 trilyon dolara ulaşmış durumda.

Bir yandan faizler yükselir, bir yandan dolar değer kazanırken, şirketlerin bu borçları çevirmeleri daha da zorlaşacak. Merkez bankalarının parasal genişleme politikaları varlık fiyatlarını şişirdi, sorunların üzerini örtüp daha da karmaşık hale gelmesine yol açtı. Özellikle son 4 yıldır gelişmiş ülke merkez bankalarından sıfır faizle alınıp gelişen piyasalara yönlendirilen spekülatif amaçlı borçlar hızla geri çekilecek. Bu kısır döngü, ülke para birimlerinin dolar karşısındaki değer kaybını da hızlandıracak.


TÜRKİYE ACI TECRÜBELERDEN DERS ÇIKARMAYI BİLDİ


Ancak Türkiye, 1994 ve 2001 krizlerinden sonra, bu acı tecrübelerinden ciddi dersler çıkarmayı bildi. Öncelikle kendi evine çeki düzen verdi. Kamu maliyesinde gerçekleştirilen büyük yapısal reformlarla, devletin gelir-gider dengesi mükemmel bir düzene oturtuldu. Bunun yanında finansal kesim regüle edildi. Bugün Türkiye, dünyanın en güçlü, en sıkı denetlenen finansal yapılarından birine sahip olmakla övünüyor.

2014'de Türkiye'nin kamu borcunun GSYİH'ye oranı yüzde 33 düzeyinde gerçekleşti ki büyük bir başarıdır. Bu oran AB'de yüzde 90, İngiltere'de yüzde 90,6 düzeyinde. Gelişmekte olan ülkelere baktığımızda ise, Hindistan'da yüzde 67,Brezilya'da yüzde 56 civarında olduğu görülüyor. Türkiye tüm bu ülkeler arasında en iyi orana sahip ülke konumunda. Bu da elbette yabancı yatırımcı için büyük bir güven unsuru. Mali disiplinden ödün vermeyen Türkiye, tabloda görüleceği üzere dünya klasmanındaki seviyesini de yükseltiyor.

Tablo Türkiye'nin konumunu gösteriyor



DIŞ FİNANSMANIN KALİTESİ ARTTI


Türkiye'de dış kaynaklı finansmanın kalitesi de artmaya başladı. Dış kaynaklı finansman içerisinde portföy yatırımları ile kısa vadeli borçların payı yüzde 81'den yüzde 56'ya düşmüş durumda. Bu da elbette cari açık sebebiyle dış finansman ihtiyacı olan Türkiye için güzel bir haber. Türkiye böylece dış şoklara karşı daha kuvvetli bir konuma geliyor.

Bilindiği gibi, Türk ihracatının büyük kısmı AB ülkelerine yapılıyor. Ancak, Avrupa'daki kötü gelişmeler, yani talep azlığı, elbette bizim ihracatımıza da olumsuz yansıyor. Sadece bizim değil, tüm gelişmekte olan ülkelerin ve dünyanın en büyük ekonomisi olan Çin'in ihracatının büyük kısmı AB'ye yapılıyor.

Bütün bu faktörlerin bir araya gelmesiyle Dolar, TL karşısında yükseliyor ve Türkiye şu an buna izin veriyor. Ancak, izin vermek ve kontrol edememek çok ayrı şeyler. Bu öngörüyü ve soğukkanlılığı sergileyen sadece Türkiye değil; İngiltere'den İsveç'e para birimi eriyen birçok gelişmiş ülke teyakkuz halinde bekliyor.

TÜRKİYE'NİN İNCE STRATEJİSİ


Bu noktada ihanet derecesinde muhalefet etmeden önce, uygulanan ince stratejiyi görebilmek gerekir. O da şudur: Cari açığı kontrol altına almak Türkiye için önemli. Dolar'daki bu artış, iç tüketimin ithalat ile karşılanan kısmını kontrol altına alarak, yani nispeten kısarak, ihraç mallarını da göreceli olarak ucuz hale getiriyor. Böylelikle cari açığın da düşürülmesi amaçlanıyor. Faizlerin de düşük kalması, iç tüketimi ve yatırımı mümkün kılabilmek için düşük petrol fiyatlarıyla birlikte mühim bir etki oluşturuyor.

Dolara talebin artması, asla bir panik havası içerisinde değerlendirilmemeli. Zira bu artışlar, bir kriz ortamındakinden çok uzak. Önceki kriz dönemleriyle mukayese edilemeyecek bir atmosferdeyiz. Siyasi otoritenin mevcut durumu çok iyi yöneterek, Dolar'daki hareketliliği geçmişten bu yana fırsata çevirmek isteyen ihanet şebekelerine göz açtırmaması gerekir.

Deliveli ve benzerlerinin temelsiz eleştirisinin aksine, Başbakan Davutoğlu'nun yurt dışında yabancı yatırımcılarla görüşmesi de son derece mantıklıdır. Dünyanın diğer büyük liderleri gibi, onlara Türkiye'nin yapmak istediklerini ve sağlam mali yapısını anlatarak, içeride oluşturulmaya çalışılan karamsar havanın makroekonomik gerçeklerle örtüşmediğini profesyonel bir yaklaşımla bizzat ifade ediyor. Beklentileri ve ekonomi yönetimini onlara izah ediyor. Böylelikle Türkiye'de faiz lobisinin oluşturmaya çalıştığı negatif havayı ilk elden bozuyor. Bu da elbette dışarıda hayli olumlu bir karşılık buluyor.

Ekonomi sadece ekonomi değildir, aynı zamanda bir beklenti yönetimidir. Acaba birileri beklentileri mi yönetmek istiyor?

ARKADAŞINA GÖNDER
Dolardaki hareketi fırsat gören ihanet şebekeleri ve gerçekler
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz