X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Deneyim artık yeni lüks
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Deneyim artık yeni lüks

  • Giriş Tarihi: 22.4.2015 13:08
Deneyim artık yeni lüks
Deneyim artık yeni lüks

Son 30 yılda lüks dünyası demokratikleşti, lüks algısı değişti. Lüks markalar buna uygun ürünler ve tasarımlar yapmaya başladı. Türkiye’nin ilk ve tek lüks marka danışmanı olan yaklaşık 15 yıldır otomotivden mücevhere kadar lüks endüstrinin her dalında hizmet veren Özlem Güsar da lüksün son 30 yılında bizleri bir geziye çıkardı.

ÖZLEM GÜSAR

Son 30 yılda teknolojiyi bir kenara koyarsak dünyanın en büyük gelişim ve değişim gösteren sektörlerinin başında lüks endüstrisi geliyor. 1985'lerde sokaktan çevrilen herhangi bir kişiye "Sizce lüks nedir?" dendiğinde "Cartier gerdanlıklar, Rolls Royce arabalar, Dior gece elbiseleri" alınacak cevaplar olurdu. Bugün ise genel olarak şunları duymak mümkün: "Sevdiklerimle zaman geçireceğim uzun bir tatil, kendime ve hobilerime zaman ayırabilmek ya da işten bir yıl uzaklaşıp bir dünya turunu çıkmak."

Peki ne değişti?

Geçtiğimiz 30 yıl boyunca dünya Berlin Duvarı ve Komünizm'in çöküşünü gördü, cep telefonları sadece Uzay Yolu dizisinde görülen bir ütopik aletken günlük yaşamımızın vazgeçilmezi haline geldi. İnternet dünyanın en sayılı üniversitelerinde deneme aşamasındayken hayatımızı yönlendiren en önemli unsurlardan biri halini aldı. Bu döneme paralel olarak lükse bakmak gerekirse büyümeyi ve gelişmeyi anlatmak için şöyle bir rakamsal örnek vermek istiyorum. Fransız lüks markalarının oluşturduğu bir konfederasyon olan Comite Colbert'in 1984 yılı cirosu 4 milyar Euro iken 2014 rakamları yaklaşık 40 milyar Euro civarında. Bu da tam 10 kat bir büyümeyi gösteriyor bize.

Lüks tüketim demokratikleşti

Lüks dünyada olan değişimi sadece cirolarla anlatmak tabii ki mümkün değil. Eski dönemlerde sadece asaletin ulaşabildiği, halkın ise sadece dergilerden hayranlık ve gıpta ile baktığı lüks markalar artık neredeyse lise öğrencilerine bile bir adım uzaklıkta. Lüks dünyası 30 yıl önce maiyeti ile gezen Lordlara hizmet verirken şimdilerde ayağında Adidas tokyolar ve kafasında beyzbol şapkası ile toplantılara katılan Facebook'un kurucusu Mark Zuckenberg gibi zenginlerin beklentilerine cevap vermeye çalışıyor.

80'lerin başında neredeyse bir statü sembolü sayılan yurtdışına çıkmak ya da uçakla seyahat etmek artık sözünü etmeye değmeyecek kadar sıradan bir durum. 15 sene öncenin bilinmezleri SPA'lar, uzakdoğu masajları sadece düşeslerin leydilerin çok özel ritüelleri olmaktan çoktan çıktı.

Öte yandan dünyanın değişmeye başladığı; çiçek çocuklarının romantizminin yerini mutluluğun sadece materyal ile ölçüldüğü dünyanın başlangıcı olan 80'li yıllar aslında lüksün de demokratikleşmesinin miladını oluşturuyordu.

1980'lerin sonuna kadar zanaatkar olarak işe başlamış olan ve lüksün detay, kalite, el işçiliği, tarihçe gibi tüm kriterlerini yerine getiren aile işletmeleri olarak devam eden markalar globalleşme rüzgarlarının kurbanı olup yavaş yavaş dev şirketlerin ve fonların eline geçince, lüks sadece sahip değil, kimlik de değiştirmeye başladı.

Borsaya kote edilmiş olan bu dev şirketlerin bir parçası olan lüks markalar her üç ayda bir borsaya kar bildirme gibi bir zorunluluğu üstlenince yavaş yavaş DNA'larını kaybetmeye başladılar.

Hiçbir zaman doymayan bir canavar gibi kar beklentisi içinde olan uluslararası şirketlerin iştahları; 90'lar ve özellikle 2000'lerde markaları herkese hitap eden nispeten daha ucuz ürünler ve alt koleksiyonlar çıkarmak zorunda bıraktı.

Bunun sonucunda da demokratikleşme olarak adlandırılan ama ne yazık ki bir çok markanın içinin boşaltılmasına ve özünün yok olmasına neden olan süreç başlamış oldu.

İnsanlar farklı olmanın peşinde

Lüksün son 30 yılda geçirdiği gelişime bakıldığında aslında yeni lüks ve eski lüksün birbirinden çok bariz olarak ayrıldığını görmekteyiz. Yeni lüks yani paranın hâlâ lüksten anladığı sadece gösteriş, şatafat ve marka merakı.

Bugün lüks marka olarak kabul edilen Dolce&Gabbana'nın ilk kolleksiyonunu 1985 yılında sunduğu düşünülürse son 30 yılda yaşanan değişimi daha iyi anlamak mümkün.

Gün geçtikçe dünyanın hoyratlığı ve çok göz önünde olan lüks markaların celebrity merakı nedeniyle eski zenginler bu dönemde daha niş, el işçiliği ve malzeme kalitesi ile ön plana çıkan sadece çok küçük bir çevrede bilinen markalara yönelmeye başladı.

Öte yandan lüksün beşiği sayılan Avrupa hem yaşlanmanın hem doyuma ulaşan pazarın hem de ekonomik zorlukların sonucu Avrupalılar'ın değil, turistlerin lüks alışveriş yaptığı bir destinasyona döndü.

Eş zamanlı olarak günümüzde artık markalar artık tüm kolleksiyonlarında lüks tüketimde payı gittikçe artan Hintliler, Ruslar ve Çinliler'in zevklerini çok dikkate almak zorunda kalıyorlar. Tüm bu bilgiler ışığında lüksün son 30 yılda değişen ana trendlerine bir göz atmak gerekirse lüks bir statü sembolü haline gelmiş olsa bile artık sadece almak lüks ile birlikte anılmaya yetmiyor.

Lüksü ilgilendiren her konuyu herkesten önce biliyor olmak gerçek bir ayrıcalık haline geldi. Bunun moda dünyasına yansımasını ise dünyanın en büyük lüks devlerinden Kering yani eski PPR grubunun sahibi François-Henri Pinault şöyle dile getiriyor "İnsanlar artık bir grubun parçası olmak için değil, gruplardan farklı olmak için lüks alıyorlar, yeni olanın, bilinmeyenin ve farklı olanın peşindeler. Bunun sonucunda da logosuzluk artık en önemli değer."

El işçiliğine geri dönüş yaşanıyor


Moda, saat ve mücevher dünyası buna paralel olarak kişiselleştirilmiş tasarımlarla fazlasıyla demokratikleşmiş markaların lüks algısı yaratmasında önemli rol oynuyor. Kişiselleştirilmiş tasarımlarla birlikte 80 ve 90'lı yıllarda unutulan elişçiliği 2015'e gelindiğinde yeniden lükste hakkettiği değeri buluyor. Chanel bu konuda bir adım öne geçmek için geçtiğimiz yıllarda Fransa'nın en eski ve en özel işleme, dantel ayakkabı gibi atölyelerini satın aldı.

MUTLULUK ÖNEMLİ

Hermes ise bekleme listeleri oluşan Birkin çantayı yapan ustaların en az 10-12 yılda yetişiyor olmasıyla övünmeye başladı.

İnsanların artık lüksü kendilerini ruhen ve zihnen zenginleştiren şeyler olarak tanımladıkları günümüzde deneyim gittikçe ön plana çıkıyor. Sadece satın almanın insanları mutu etmediği gerçeği artık herkesçe malum.

Bu nedenle geleceğin anılarını oluşturacak mutluluk ve keyif anları çok daha önemli. Doğal olarak bu da seyahat, eğlence ve yeme içme dünyasının cüzdanlardan lükse haracanan paranın gün geçtikçe daha büyük bir kısmını alıyor.

Özellikle beslenmede organik artık bir trend değil, bir hayat biçimi. Her geçen gün Michelin yıldızlı restoranların yerini restorana 50 kilometrelik bir alan içinde üretilmiş, yetiştirilmiş gıdalarla günlük yemek pişirme dönemi aldı. Diğer taraftan özellikle lüks dekorasyon ve obje dünyasında görüntü önemini gittikçe konfora kaptırıyor. İşlevsellik en azından görüntünün kendisi kadar önemli.

Buna paralel olarak fonksiyonellik de en az formun kendisi kadar ön planda. Hatta bu konudan mücevher dünyası da nasibini almış durumda; uzun kolyelerden aynı zamanda iki ayrı bilezik yaratmak ya da iki küpeyi birleştirip bir broş olarak takmak gittikçe artan çok amaçlı kullanımlara örnek oluşturuyor.

Lüks markalar sosyal medyada aktif

Doğal Hayatı Koruma derneğinin hazırladığı "Derin Lüks Raporu" lüksün tanımını yaparken şöyle diyordu. "Dünya gerçeklerinin farkında olan kalite ve stil lükstür."

Bu söylemin gittikçe yayılmaya başlamasıyla son 30 yılda lüks markalar sosyal sorumluluk ve sürdürülebilirlik konularına daha da çok önem vermeye başladılar. 2006'da gösterime giren ve Leonardo di Caprio'nun başrolünü oynadığı Kanlı Pırlantalar filmi az kalsın mücevher sektörünü batma noktasına getiriyordu. Tüketicinin gözünde sosyal sorumlu bir lüks şirket olmanın öneminin kavranmasını sağlayan filmden sonra lüks mücevher markaları, Sorumlu Mücevherciler Birliği oluşturup iş süreçlerini sıkı kurallarla yeniden belirlediler.

1985'lerde çok az reklam ve kataloglar ile hayatına devam eden lüks dünya sonra kulaktan kulağa pazarlamayı ve CRM'ı keşfetti. 2000'lerin sonuna gelindiğinde gittikçe bir fenomen haline gelen sosyal medyaya ilk günlerinde hiç yüz vermeyen lüks markalar sektörün ilk defa bu kadar derinden etkilendiği 2009 krizi ile yeni müşteriler ve yeni iletişim kanalları bulmaya girişti.

Önce temkinli başlayan dijital flört özellikle son iki yıldır gittikçe artan blogger işbirlikleri ve Instagram fenomenleri ile devam ediyor. Önceleri dijital dünyanın insanları ile seviyeli bir ilişki yaşayan lüks markalar kendi elleriyle yarattıkları celebrity canavarlarına esir düşmüş durumda. Onları sadece marka yüzü değil, vazgeçilmezleri, ilahları hatta bazı durumlarda tasarımcıları olarak bile kullanıyorlar.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.