Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...

  • 1
  • 14
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...

KILIÇDAROĞLU KÜFRETMEDEN KONUŞUNCA NEDEN İLGİ UYANDIRMIYOR!

Kılıçdaroğlu ara sıra küfür etmeden de konuşabiliyor ama o zaman pek ilgi uyandıramıyor. Örneğin geçen gün "devrim yapacağız" dedi, basın amigoları bile üstünde durmadılar. "Alta yatırıp üstüne çıkacağız" deseydi onlardan alkış alacaktı. Bu devrim, dördüncü devrimmiş. Nelermiş o devrimler, 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat falan mı? Yok yahu, onlar "asker kanadının" marifetleri. Kılıçdaroğlu'nun sözünü ettiği devrimler, askerlikle uzaktan yakından asla ilgisi bulunmayan sivil Mustafa Kemal Paşa ve sivil İsmet Paşa'nın devrimleri. Birinci devrim, cumhuriyetin ilanı. Kılıçdaroğlu, "cumhuriyeti CHP ilan etti" diyor. Muhalif mebusların mecliste bulunmadıkları, muhalefet liderlerinin Ankara dışında oldukları bir gecenin sabahı. (O sıralar, tuhaftır, memlekette muhalefet bile vardı.)

İkinci devrim, İsmet Paşa'nın çok partili hayata geçmesiymiş. Paşa Nasrettin Hoca gibi maşallah, eşeği 1925'te kaybediyor, 1945'te buluyor.

İnönü'nün 1945 yılında çok partili hayata geçmesi devrim oluyorsa, 1925 yılında çok partili hayatı ortadan kaldırmasına ne diyeceğiz, karşıdevrim mi? Yok yahu, karşıdevrim 1950 yılında DP'nin halk oyuyla iktidar gelmesi değil miydi? Üçüncü devrim, Ecevit. Ecevit'in "ortanın solu" politikasıymış. Acaba o da CHP'den ayrılarak DSP adıyla bir "rakip parti" kurunca ve halka "CHP'ye acımayın" deyince karşıdevrimciler safına mı katılmış?
Dördüncüsünü Kılıçdaroğlu yapacakmış. Özgürlük ve demokrasi devrimi. Çünkü şu anda memlekette ne özgürlük varmış ne de demokrasi. Türkiye, küfür edenlerin, çete kuranların, ateş açanların cezalandırıldığı antidemokratik bir ülkeymiş. Zaten iktidarı da halk seçmemiş, uzaylılar uçan daireden zembille indirmişler. Kılıçdaroğlu "CHP bu ülkenin pusulasıdır" diyor, sen pusulayı şaşırıyorsun. Adamları iktidardan bir gönderiyorsun, 66 sene getirmiyorsun! Mehmet Ali Aybar, 1965 seçimleri öncesi yaptığı o ünlü radyo konuşmalarında (dün gibi kulağımdadır), halka serzenişte bulunmuş, "ama sen de gidiyorsun gidiyorsun oyunu hep zenginlerin partilerine veriyorsun ey halkım" demişti... Nâzım Hikmet de küsüyor, "kabahatın çoğu senin canım kardeşim" diyordu ya... Niçin böyle yapıyorsun aziz halkım? Niçin bürokrasiyi üzüyorsun, ayıp değil mi? Bak, adamlar lutfetmişler, parti kurmana bile izin vermişler, daha ne istiyorsun? Parti kur dediysek, iktidara getir mi dedik?

Engin Ardıç/Sabah

  • 2
  • 14
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...

DOKUNULMAZLIKLAR KALKIYOR. KILIÇDAROĞLU ETTİĞİ KÜFÜRLERİN BEDELİNİ ÖDEYECEK

Hakikaten CHP'nin fikri nedir? CHP Birleşmiş Milletler sisteminde bir arıza görüyor mu? Batı'nın, İslam dünyasına karşı özellikle kıyıcı davrandığını ve çifte standart uyguladığını düşünüyor mu? Dünya 5'ten büyük müdür? Kemal Bey'in bu konuda fikri nedir? Neden Güvenlik Konseyi'nde "daimi temsilci" olarak bir İslam ülkesi bulunmuyor Neden bütün dünyayı ilgilendiren kararlar sadece 5 üye ülkenin ağzından çıkıyor? Temsilde adaletsizlik olduğu fikri CHP tarafından da paylaşılıyor mu? Efendim? Henüz bu konuda bir çalışma başlatmamışlar mı? Hangi konuda bir çalışma başlatmışlar ki?

Efendim, Cumhurbaşkanının bu "anayasa tanımaz" tutumu devam ettikçe, tavırlarını daha da sertleştireceklermiş. Küfürlerine, yeni küfürler ekleyeceklermiş... Çünkü bunlar (yani Erdoğan, AK Parti ve AK Parti taraftarları) dinsiz, imansız ve Allahsızmış...- İyi de "anayasa tanımaz tutum" diye nitelediğiniz şeyi (yani dokunulmazlıkların tümden kaldırılmasını) Cumhurbaşkanı Erdoğan önermedi ki... Terör suçu işleyen HDP'lileri yargının elinden almak cehdiyle gaza gelip, "O zaman bütün dokunulmazlıklar kaldırılsın, CHP olarak destekleriz" diye bir öneride bulundunuz. Öneriniz, iktidar partisi tarafından desteklendi. Şimdi bütün dokunulmazlıklar genel kurula getiriliyor.

Mesele bu... Hem gaza gelip öneride bulunacaksanız ve bütün dokunulmazlıkların "aynı anda" kaldırılmasını isteyeceksiniz, hem de "Cumhurbaşkanının anayasa tanımaz tutumu devam ediyor... Bu iş Anayasa Mahkemesi'nden dönmelidir... Herhalde bir milletvekili başvuru yapar!" diye ağlayacaksınız. Bu iş Anayasa Mahkemesi'nden döner mi? Bilmem. Kendi ipinizi, kendiniz çektiniz Kemal Bey. Çünkü görüşülecek fezlekelerden 37'si zatıalinize ait. Yazıyla, otuz yedi... Dosyası en kabarık TBMM üyelerinden birisiniz. Hepsi de küfür ve hakaret suçu... Ettiğiniz küfürlerin bedelini ödeyeceksiniz. Ödemelisiniz. Bir umutla baktığınız Anayasa Mahkemesi el atmazsa, hapis yolu bile görünebilir. Demedi demeyin!

Ahmet Kekeç/Star

  • 3
  • 14
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...

PKK YOKSUL KÜRTLERİN PARASINA HANGİ YÜZLE GÖZ DİKİYOR

"PKK sizi tükürüğüyle boğar" diye tehditler savuran vekilin partisinin eş başkanı yardım kampanyası başlatmış. PKK'lıların 'kale benim' oynadığı Sur, Cizre ve Nusaybin gibi yerleşimlerin adlarını sayan Demirtaş, "Herkesi dayanışma ve yeniden inşa kampanyasınaçağırıyoruz" diyor.Peki, HDP yöneticileri, yoksul Kürtlerin cebindeki bozukluklara ne yüzle göz dikiyorlar?
Çözüm sürecinde hepimiz barış için çalışırken, aldıkları belediyelerde halkın parasını hangi tür "inşa faaliyetlerinde" kullandıklarını görüyoruz işte. Türkiye ortalaması yüzde 10 olan belediyelerin personel giderlerinin, bölgede nasıl yüzde altmışa çıktığını da, yakalanan terörist sayısının artmasından anlıyoruz.
Kaldı ki Ankara da yaraların hiç olmazsa maddi boyutunu sarmak için tüm gücüyle devrede. Bölgede başlatılan imar kampanyalarının görkeminin "batıdakileri" sitem ettirdiğine şahit olmuyor muyuz?
Haklısınız mantıklı düşünecek halleri mi kaldı? Tüm foyaları döküldü, inandırıcılıkları yerlerde. Anlaşılan maddi olarak da büyük yara alan Kandil, ekonomik krizde. E tabii çatışmalar esnasında uyuşturucu trafiği büyük oranda durdu, kaçak vergisi gelirleri de azaldı. Savaş piyasasını sorarsan, orada da ekmek aslanın ağzında. Bir bombanın, mayının kilosu kaça fırladı haberiniz var mı sizin?
Öyleyse, haydi Kürt Mehmet nöbete!

Melih Altınok/Sabah

  • 4
  • 14
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...

OSLO VE İMRALI GÖRÜŞMELERİ DEVLETİN PKK'YI YAKINDAN TANIMASINA VESİLE OLDU

Oslo ve İmralı görüşmeleri, devletin PKK'yı daha yakından tanımasına neden oldu. Sadece devlet değil, millet de bu sürede PKK'yı etüt etme fırsatı buldu. "Kürt sorunu eşittir PKK" anlayışının ne kadar sorunlu bir denklem olduğu zamanla anlaşıldı. Adım adım Kürt meselesini çözen devletin daha büyük bir terör dalgasıyla karşılaşması akılları başa getirmeye yetti. PKK'nın Türkiye'nin toprak bütünlüğünü bozmaya ve egemenlik haklarını zayıflatmaya yönelik uluslararası bir proje olduğu gerçeği, çözüm süreci tecrübesiyle daha net görünür oldu. Bugün dönülmesi önerilen masanın PKK tarafından neden devrildiğini anlayamazsak, masanın neden kurulmak istendiğini de anlayamayız.

Devlet için çözüm süreci, "Kürt sorunu eşittir PKK" algısı dolayısıyla PKK'yı silahlardan arındırıp sivil siyasete çekme anlamına geliyordu. Çok geçmeden bunun fazla "safiyane" bir görüş olduğu netleşti. PKK'nın masadan beklentileri hayli fazla olduğundan, örgüt sükûnet dönemini şehir savaşına hazırlanarak geçirdi. PKK'nın savaş meydanında ya da masada devlete kabul ettirmek istediği şey "egemenlik paylaşımı"ydı. PKK ve HDP'nin beklentisi "müzakerelere geçilmesi" yönündeydi; yani örgüt devlete, Kürtler üzerinden egemenlik pazarlığı yapılmasını dayatıyordu. Çözüm sürecinin bozulmasının en temel sebebi, bu beklentinin karşılanmamasıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı bu tuzağa çekemeyince masayı devirip yeni bir terör dalgasıyla Ankara'yı "müzakerelere" razı etmeye yöneldiler. Arkalarına aldıkları uluslararası destekle eninde sonunda Ankara'yı buna razı edeceklerini düşünüyorlar. Bundan dolayıdır ki dışarıdan ve içeriden "çözüm masasına dönün", "çözümden başka yol yok" yönünde çağrılar gelmeye başladı zaten.

"Masaya oturmaktan başka çare yok" demek, aslında doğrudan; "PKK'yla egemenlik pazarlığı yapmaktan başka çıkar yol yok" demektir. Bu yol, yol edinildiği takdirde Türkiye'nin istikamet ve akıbetinin iyi olmayacağı aşikârdır. "Çözüm sürecine dönün" yönündeki nazik çağrılar, bu topraklar üzerinde 1923'te kurulan millet egemenliğini yeniden tartışmaya açmaktan ve bu egemenliği paylaşmaya zorlamaktan başka bir anlama gelmiyor. ABD ve Avrupa'nın, Ankara'yı zorladığı gerçek budur.

Kurtuluş Tayiz/Akşam

  • 5
  • 14
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...

ERDOĞAN NEFRETİNDEN AKILLARINI YİTİRMİŞ ÇAPULCULAR GÖRMESE DE TÜRKİYE BÖLGESEL BİR GÜÇ OLDUĞUNU GÖSTERDİ

Nasıl da kafiyeli anlatmışlar ama! "Batı'dan kopuyor, Doğu'ya koşuyor." Neydi öyle "eksen kayması" falan. Milleti "Türkiye'nin ekseninin kaydığına" ikna edeceğiz diye canları çıktı gariplerin. Bir türlü de muvaffak olamadılar. Millet, anlamadı, yine bildiğini okudu.Bu kadar da acınacak haldeler işte. Türkiye, ne denli önemli bir bölgesel güç olduğunu gösteriyor. Küresel sistem içindeki adaletsizlikleri ve çözüm önerilerini net biçimde ortaya koyuyor. Erdoğan'ın vizyonu bir kez daha küresel alanda karşılık buluyor.
Bu memleketin asalakları hedef şaşırtmaya çalışıyor. Türkiye ne vakit olumlu birgelişmenin parçası olsa, bunu değersizleştirmeye çalışıyorlar.
Evvela, "İslam İşbirliği Teşkilatı miadını doldurmuş, işe yaramaz bir kurumdur" diye propaganda yaptılar. Sonra, bu toplantıya da zaten üst düzey bir katılım olmayacak dediler.
Toplantı üst düzey bir katılımla gerçekleştikten, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın mesajları son derece olumlu bir karşılık bulduktan sonra bu kez, "Türkiye Batı'dan kopuyor, Doğu'ya kayıyor" tezviratı yapmaya başladılar.
Bugün dünyanın karşı karşıya kaldığı küresel risklerin ortadan kaldırılmasında, bölgemizde ortaya çıkan kanlı çatışmaların sona erdirilmesinde ve sosyo- ekonomik adaletsizliklerin giderilmesi noktasında İslam İşbirliği Teşkilatı'nın ve bu teşkilata üye ülkelerin atabileceği çok önemli adımlar var. Bu adımların atılmasını teşvik etmek, insanlığa, küresel barışa, bu ülkeye hizmet edecek bir şeydir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın zirvede yaptığı konuşma bir manifesto niteliğindeydi. Sadece İslam dünyasının sorunlarına değil, küresel düzenin aksaklıklarına da işaret etti. Bir yandan İslam dünyasının "özne"liğine vurgu yaparken, öte yandan Batılı ülkelerin desorumluluğunu hatırlattı. Erdoğan nefretinden aklını yitirmiş çapulcular, paralel yapı mensupları, teröristler ve onların yardakçıları elbette bunu görmeyecekler. Ancak enerjisiyle bu ülkeye ve bölgesine katkı sunacak insanların bu asalakların perdeleme gayretleri karşısında uyanık olmaları, enerjilerine sahip çıkmaları gerekiyor.

Fahrettin Altun/Sabah

  • 6
  • 14
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...

YÜZBAŞI ERSEL EZEN SİZİ UTANDIRABİLİR MERAL AKŞENER!

Tanımazsınız onu Meral hanım. O yüzden hatırlatayım. Hani şu "gurur duyduğunuz" Cemaat var ya, onların binbir entrika, yalan-dolan, sahte belge, iftira, fuhuşçuluk gibi alçakça suçlamalarla paralel yargı önüne çıkarttığı "400 Askerî Casus"tan biri O.Dünyanın son yüzyıllık tarihinde 400 askerî casus yoktu ama sizin mensubu olmaktan gurur duyduğunuz Cemaat, adını "Askerî Casusluk Davası" diye koydu ve 400 subayı bu davanın içine doldurdu. Türkiye değil, dünya böyle bir ihaneti ve alçaklığı görmedi.

İşte o davada yargılanan isimlerden biriydi Yüzbaşı Ersel Ezen. Davanın tüm duruşmalarına katılmış, beraatle sonuçlandıktan sonra da Hani'deki İl Jandarma Komutanlığı görevini aksatmamak için işinin başına dönmüştü.

Sayın Meral Akşener, işte o gurur duyduğunuz Cemaat'in hayatlarını zindan ettiği subaylardan biri olan Yüzbaşı Ersel Ezen, önceki gün PKK'nın bombalı saldırısı sonucu eşi ve 5 yaşındaki çocuğuyla birlikte yaralandı.

Çok şükür eşinin ve çocuğunun durumu iyi. Ama kendisi ağır yaralı ve tek gözünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya.

Mutlu musunuz Meral hanım? Cemaatin desteğini alarak MHP'nin genel başkanlığına aday oluyorsunuz. Soruyorum size, eğer seçimli kongre olabilirse nasıl o delegelerin karşısına çıkacaksınız? Gurur duyduğunuz Cemaat'in hayatını kararttığı bir subayın PKK saldırısında gözünü kaybettiği gerçeğiylesizin gibi bir babaanne nasıl başedecek? İkbal için Türkiye'ye kötülük etmiş bir paralel devlet yapılanmasıyla gurur duymak ne demek Sayın Akşener?

Aslında merak içindeyim. Paralelin desteğini almak için "Cemaatle bir mensubiyetim yok, olsa gururla söylerdim" demekle zaten pek de ahım şahım olmayan siyasi kariyerinize ağır bir darbe vurmadınız mı?

Düşünün, Türkiye Cumhuriyeti'ne kumpas üzerine kumpas kurmuş bir çetenin mensubu olmakla gurur duymak. Bu sözün "PKK'lı değilim ama olsam gurur duyarak söylerdim" demekle arasında bir fark var mı?

Fuat Uğur/Türkiye