Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Gezi olayları AK Parti muhaliflerinin arzu ettiği "yeni bir demokratik halk hareketini" başlatmaktan çok uzak kaldı. Aksine endişelere, korkulara ve nefrete dayalı bir psikoloji üreterek muhalefetteki zayıf aktör patolojisini derinleştirdi.
AK Parti iktidarını her şeyin sorumlusu olarak suçlamaya dayalı, bağımlılık yapan siyasi bir söylem birikimi oluşturdu. Bu birikim, muhalefeti siyasetin rasyonel düzleminden uzaklaştırdı. AK Parti -Erdoğan karşıtlığının sadece muhalefette kalmayı garantilediğini göremediler. Ne zamana kadar? Bence, 7 Haziran seçimlerinde AK Parti çoğunluğu kaybettiğinde bir araya gelip koalisyon kuramadıklarını görene kadar. 1 Kasım sonrasında da "otoriterleşme", "tek adam" malzemesini kullansalar da bunun bir iktidar getirmeyeceğini artık biliyorlar. Aslında Türkiye'nin gidişatı hakkında "endişe" duyanların argümanları en çok Batı başkentlerindeki siyasetçilerin işine yarıyor. Avrupa basını da "tek adam", "sultan" güzellemelerinden geçilmiyor. Batılı siyasetçiler terörle mücadeleden dokunulmazlıklara kadar birçok konuda "endişelerini" açıklamayı Türkiye ile ilişkilerinde menfaatlerine uygun buluyorlar.
Gezi olayları sırasında "protesto özgürlüğünü," paralel ve terörle mücadele süreçlerinde "basın özgürlüğünü" vurgulamakta fayda görüyorlar. Ancak bu "endişeli hal" Brüksel ya da Paris meydanlarındaki on binlerce protestocuya gösterilen polis şiddetini ve göz yaşartıcı gazı ya görmezden geliyor ya da "küçük" ifadelerle, "somut" bir dille anlatmayı tercih ediyor.
İlginçtir, tam da Gezi olaylarının başladığı mayısta Paris'te işçi sendikaları Fransız Cumhurbaşkanı Hollande'ın "idari tasarrufuna" karşı meydanlardalar. İşten çıkarmaları kolaylaştıran ve tazminatları düşüren yeni iş kanununu protesto için grev halindeler. Ve Batı medyası da siyasetçiler de polis şiddetinden "endişeli" değil.
Ev yapımı patlayıcılar atan göstericilere "protestonun demokratik sınırını" gösteriyorlar. Gezi eylemlerinde oldukça "geniş" olan sınırların Paris'te neden bu kadar "dar" olduğu çelişkisini de göz ardı ederek.
Ancak insan hafızası bu kadar da unutkan değil. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu çelişkiyi kaçırmadı: "Paris'te yaşanan olaylardan dolayı şu an endişeliyim. 3 sene önce İstanbul'u mesken tutup, neredeyse kesintisiz canlı yayın yapan TV kanalları, bu olaylarda kör, sağır, dilsiz kaldı. Protesto hakkını kullanan insanlara, Fransız polisinin uyguladığı şiddeti kınıyorum."

Burhanettin Duran/Sabah

  • 2
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Burada şunu görüyoruz, özellikle Türkiye, Brezilya gibi güçlü gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerini kendi bağımsız iradeleriyle şekillendirmeleri, buna bağlı olarak, gerçek anlamda bağımsız kurumlarını oluşturmaları ısrarla önleniyor.

Şu sıra Brezilya'daki geri dönüşü izliyorsunuz değil mi, bu geri dönüşün başarısının temel nedeni tam da budur. Yani Rousseff ve daha önce Lula iktidarları, kurumsal "dışarıdan" bağımsız kurumları tam anlamıyla inşa edemediler. Ancak bunu mesela ABD, 1929 krizi sonrası başkan Roosevelt'le yapmıştı.

Roosevelt'in New Deal (Yeni Düzen) politikası, 1935'ten itibaren çıkarılan yeni yasalar ve bağımsız piyasa dostu kurumlar sayesinde uygulandı. Şimdi bunu gelişmekte olan ülkelerin yapmasını neden engelliyorsunuz?

Şimdi burada kimse kimseyi kandırmasın, ekonomi yönetimi konusunda atılan adım, gecikmiş de olsa bir yanlışın düzeltilmesi ve bu anlamda piyasa dostu bir adımdır. İşinize geldiği zaman piyasayı, gelmediği zaman tekelleri savunmayı bırakın, ayrıca biz sizin her zaman piyasa karşıtı, tekelci olduğunuzu da biliyoruz.

Cemil Ertem/Milliyet

  • 3
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Yıldırım ve çok sayıda bakanla gittiğimiz Diyarbakır'da siyasi havanın, eskisiyle kıyaslanmayacak kadar değiştiğini önceki gün yazdım.
O değişimi sağlayan en etkili unsur ise belki de ilk kez Kürtlerin, PKK'nın kendileri için savaşmadığı gerçeğiyle yüzleşmesi. Bu yüzleşme, yine ilk kez, örgütün bölgede oluşturduğu korku duvarının yıkılmak üzere olduğunun da işareti.
Devlet ve hükümet cephesi de bu değişimi dikkatle izliyor. Uçakta sohbet ettiğimizCumhurbaşkanı Erdoğan şöyle diyordu: "Hükümetin atacağı adımlar, şartları iyileştirmeye yönelik müdahaleler neticesinde, çok farklı bir konuma erişileceğini düşünüyorum."
Bu derin değişimi, sadece sivil toplum örgütü temsilcileri veya siyasi aktörler değil Diyarbakır sokakları da doğruluyor. Merkezi Diyarbakır'da bulunan Yeni Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (YORSAM) 20- 25 Mayıs arasında Diyarbakır'da, şiddet siyasetinin hayata nasıl yansıdığını araştıran bir saha çalışması yaptı.
Araştırma sonuçları, siyaset yapıcılara ışık tutan veriler sunuyor. Birkaç bulgu Diyarbakır'daki siyasi değişimi net biçimde yansıtıyor. Katılımcıların yüzde 55'i çatışmalardan legal- illegal Kürt siyasetini sorumlu tutuyor. Hendek siyasetini doğru bulmayanların oranı ise yüzde 90 civarında. Çatışmaların kent merkezlerine taşınması da yüzde 90 oranında doğru bulunmuyor.
Diyarbakırlılar son iki seçimde ortalama yüzde 75 oy verdiği HDP'nin izlediği siyaseti de aynı oranda yani yüzde 75 doğru bulmuyor. Bazı siyasi odaklar ısrarla "duygusalkopuş"tan yani Türklerle Kürtlerin kopuşundan söz ediyor. Sokak buna yüzde 90 oranındatam tersi bir cevap veriyor; "Çözümün adresi Türkiye ve ortak kurumlar."

Mahmut Övür/Sabah

  • 4
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Devletin zirvesiyle birlikte geçtiğimiz cumartesi günü Diyarbakır'daydık. Günübirlik bir ziyaretti, ancak bölge halkına dokunuş açısından bulunmaz bir fırsattı, öyle de oldu. 16 insanımızın şehit olduğu Dürümlü'de yaşanan duygu selini kelimelerle anlatmak, inanın çok zor… Bu anlamlı ziyarette dikkatimi çeken bazı ayrıntıları ve bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Alınan geniş güvenlik önlemlerine rağmen gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan, gerekse Başbakan Yıldırım, halkın içinde olmaktan, onlara sarılmaktan bir an olsun imtina etmediler. Vatandaşın derdini, şikayetlerini dinlerken, sürekli temas halindeydiler. Sivil toplum kuruluşları ve kanaat önderlerinin organizasyonunda, 6-8 Ekim olaylarının simgesi haline gelen merhum Yasin Börü'nün ailesiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın buluşması da, gezinin en önemli enstantanelerinden biriydi.
Ve Dürümlü… Şehit yakını ailelerin gözündeki buğu hiç silinmeyecek gibi. Ancak, bu büyük acıya rağmen, takdir edilecek derecede metinler. 'Bugün olsa yine aynı şeyi yaparız' diye haykıracaklar neredeyse!

Bu arada, belki de cumhuriyet tarihinin en kanlı saldırılarından birini, Diyarbakır şehir merkezini hedef alan bombalı aracı kendi köylerini kullanarak durdurmamış, büyük bir felaketi önlememiş gibi mütevazılar. Şehit yakınları anlatıyor: "HDP taziyeye gelmek istedi. Önce PKK terör örgütünü kınasınlar, sonra buyursunlar dedik. Ancak kınayamadıkları için taziyeye de gelemediler." Tabloyu kısaca özetlemek gerekirse,; HDP, 1 Kasım seçimlerinde, 50 oy alan AK Parti'nin önünde, 350 oyla Dürümlü'den birinci çıkmış parti... Ama bu anlatılanlar; 'siyaset, özgürlük, barış, Türkiye partisi' iddialarını ağzından düşürmeyen HDP'lilerin ikiyüzlülüğünü, terör örgütüyle nasıl içiçe geçtiğini de çok net bir şekilde gösteriyor.

Murat Kelkitlioğlu/Akşam

  • 5
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Müfettişler aldıkları onlarca ifade sonunda çadırları yakma talimatının Emniyet MüdürYardımcısı Ramazan Emekli tarafından verildiğini rapor etti. Tutanaklarda, kamera görüntülerine göre, zabıtaların Emekli'nin talimatıyla çadırları tutuşturup yaktığı tespiti yer aldı. Gezi olaylarının baş provokatörü olan bu şahsın polis okulu günlerinden beri Fethullahçı örgütün üyesi olduğunu polis teşkilatında bilmeyen yoktur. 17-25 Aralık darbe teşebbüsünde de Recep Tayyip Erdoğan ve ailesinin ellerine kelepçe takıp tutuklama planı yapan polislerin içindeydi bu adam...
Müfettişlerin tutanağında, Gezi olaylarını tırmandıran çadır yakma olayının sorumlusu olarak gösterilen zabıta ekiplerini yöneten kişinin, Avrupa Yakası Merkez Zabıta Amirliği'nde görevli zabıta komiseri Murat Sarı (39) olduğu belirtildi. Sarı ifadesinde, eylemcilerin çadırlarını toplamak üzere, 31 Mayıs sabahı 05.00 sularında Gezi Parkı'na gittiğini söyledi. Polislerle kısa süreli durum değerlendirmesi yaptıklarını kaydeden Sarı, sonrasında yaşananları şöyle anlatıyor...
"Ramazan Emekli isimli İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı, 'Biz birazdan eylemcilere müdahale edeceğiz. Siz de müdahaleden sonra çadırları toplayın' dedi. 05.00 sularında polis müdahaleye başladı. Kuvvetli direniş olduğu için gazla müdahale edildi. Sonra biz 20-25 kişilik zabıta ekibiyle çadırları toplamaya başladık. Bu sırada eylemciler yanımıza kadar sokulup bize taş ve şişe atıyordu. Gezi Parkı'nın sonuna doğru geldiğimizde Emekli'nin, 'Toplamayı bırakın, çadırları yakın' talimatını yanımda bulunan personelim Murat Yüce ve Tolga Kurul da duymuştur. Bana kamera görüntülerini izlettiğiniz kişilerden Osman Çeküç, Murat Yüce ve Hasan Hüseyin Yılmaz'ı teşhis ettim. Ancak yanan çadırların yanında duran maskeli iki kişiyi teşhis edemedim. Görüntüler dikkatlice izlenirse yanan çadırların üzerine polis arkadaşların da çadır attıkları görülecektir. Biz çadırlardan bir bölümünü nizami şekilde topladık ve Edirnekapı'daki depomuza tutanakla teslim ettik..."
Yarın diğer ifadeleri de bu köşede yayınlayacağım ve göreceksiniz ki tüm Türkiye'yi yangın yerine çeviren büyük provokasyon Gezi'deki çadırları yakma olayı doğrudan bir FETÖ operasyonudur... Eğer bu Fethullahçı provokasyon olmasaydı o protestolar normal seyrinde kalırdı ve bu kadar büyümesi mümkün olamazdı. Gezi olaylarının Türkiye'ye maliyeti çok büyük oldu. Hâlâ da o maliyeti ödemeye devam ediyoruz...

Rasim Ozan Kütahyalı/Sabah

  • 6
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

2013'te 17-25 Aralık operasyonları sürerken paralel yapının kriminal unsurları bir vakfa özellikle saldırıyordu. İlişkide oldukları tüm siyasi partiler, çevreler ve medya kuruluşları TÜRGEV adını paralelin kurguladığı kirli iddialarda ısrarla geçiriyorlardı. İddialar hayli iddialıydı ve onlarca soruya da açıktı.

18 yıldır eğitim alanında faaliyet gösteren bir vakıf neden daha önce değil de şimdi hedef olmuştu? TÜRGEV'e saldırılmasıyla Gülen örgütünün devleti ele geçirmeye çalışırken basılması arasındaki ilişki düzeyi neydi? İnsan devşirmek ve ekonomik kaynak oluşturmak için dershaneleri kullanan ve kapatılmasına acayip tepki gösteren FETÖ, TÜRGEV'e sızamadığı ve rekabet edemediği için mi saldırıyordu?

TÜRGEV'in o tarihlerde çiçeği burnunda başkanı hukukçu Arzu Akalın'ı aradım ve sordum; var mısınız tüm soruları ve hakkınızdaki iddiaları cevaplamaya? Kendinden ve TÜRGEV'den emin olarak "evet" dedi ve biz o röportajı yaptık. (http://haber.star.com.tr/roportaj/turgev-buyudugu-icin-paralel-yapinin-hedefi-oldu/haber-919174)

Aradan iki yıl geçti ve TÜRGEV dün 20. yaşını Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın katılımıyla kutladı. 1996'da Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken kurulmasına vesile olduğu ve sadece iki öğrenci yurdu olan Vakıf şimdi 17 şehirde 45 ayrı noktada öğrenciye "yurt" oluyor. Hedef 81 ilde en az bir kız yurdu açmak.

Vakfın derdi taşradan okumak için yola çıkan ama fiziki zorluklarla karşılaşan, güvenli bir çatı altı bulamayan kız öğrencilere yardımcı olmak. Bu ulvi çabayı eleştiremeyenlerin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın iki çocuğu; Bilal Erdoğan ile Esra Albayrak'ın da vakıfta aynı amaçla gönüllü çalışıyor olmalarını bahane etmesi anlaşılmaz bir durum değil o yüzden. Nitekim dün Erdoğan da buna vurgu yaptı ve "daha çok çalışın ki sizden rahatsız olanlar daha çok rahatsız olsunlar" tavsiyesini hatırlattı.

Paralel yapının tabanını ve itibarını tamamen kaybetmesinin, MGK'da terör örgütü olarak nitelenmesinin ve bir daha doğrulmayacak şekilde belinin kırılmasının, birkaç önemsiz isim dışında elebaşlarının firari olmasının elbette nedenleri var. Bu nedenlerden biri devletin paralele karşı geliştirdiği refleks ise, diğeri de Gülen'in dershane, okul, yurt gibi kurumlarda döndürdüğü dolaplara tanık olup da adını koyamayan insanların aldığı katı tavrıdır. Bu tavır büyütüyor TÜRGEV'i.

Fadime Özkan/Star