Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Paris'teki olaylar, bizde 3 yıl önce yaşanan Gezi olaylarının yıl dönümüne denk geldiği için ister istemez kıyaslar yapılıyor. Bu kıyaslarda kimi zaman esprili bir bakış açısı ya da Gezi dönemi Avrupa'nın ikiyüzlülüğüne dair haklı tepkiler etkili olsa da yan yana telaffuz edilen iki vaka arasında ciddi yapısal farklar var.
Hatta tek ciddi benzerlik şiddet desek yeridir. Bizdeki 2013 olayları tasfiye olan bir sınıfın gelişime, değişime direnişinin ifadesiydi. Sloganı da yaptırmayacağız! Köprü, havaalanı, yol, metro, yeni anayasa, hükümet sistemi değişikliği artık her neyse...
Bugün Paris sokaklarını yakanların istediği ise çalışma saatlerinin azaltılması, işten çıkarmaların zorlaştırılması, ücretler, insanca yaşamak, demokrasi, adil paylaşım gibi elle tutulur "üretici" talepleri.
Üstelik Gezi'de baş rol oynayanlar kendilerini "solcuyum" diye tanımlıyorlardı ama gerçekte orta ve üst sınıfa dahil, yıkılan statükoyu özleyen "gericilerdi." Şimdi Fransa'da, daha önce Almanya ve benzeri ülkelerin başkentlerindeki olaylarda ise yoksullar, emekçiler, göçmenler yani alt gelir grubundan üretenler sahnede.
Zaten Türkiye'deki bu kesimin enternasyonalist bir tavrıyla Avrupa'daki "yoldaşlara" selam çakmamasının temel nedeni de bu. "Bizimkiler" de bugün Fransa gettolarından çıkıp şehirlere yürüyenlere tıpkı ceberut Fransa yönetimi gibi "öteki" diye bakıyorlar. Üretenler sokakta ve sorun şımarıklık değil yapısalsa, buna bağlı olan değişimler de kuşkusuz daha köklü olacak.
Mesele bir kez daha "ağaç değil" yani.

Melih Altınok/Sabah

  • 2
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Afrika kıtası ile ticaret hacmi 2003 yılında 5.4 milyar dolar iken tüm bu ikili ilişkiler ve yoğun temaslardan sonra 18 milyar dolar düzeyine ulaşmış durumda. İhracatımız 2.1 milyar dolardan 12.4 milyar dolara yükselmiş. Yurt dışı müteahhitlik sektöründe 55 milyar dolarlık iş yapmışız. Ama bölgede bu konuda henüz arzu edilen düzeyde etkin değiliz.

22 Afrika ülkesinden toplam 2200 askerî personeli ülkemizde eğitmişiz. Türkiye'nin yurt dışı insani yardımlarının üçte biri Afrika'ya gidiyor. Afrika ülkelerinin büyük bir bölümünde Müslümanlar yaşıyor.

Türkiye ekonomisi ihracata dayalı bir ekonomi. Amerika, Avrupa ve Asya pazarlarında 2008'den beri yaşanan ekonomik durgunluk pazarları daralttı. İhracatımızın yüzde 60'ını gerçekleştirdiğimiz Avrupa pazarlarındaki daralmanın bize yansımaları malum.

Türkiye bu nedenle 2008'den başlayarak hızla yeni pazar arayışlarına girmiştir. Fransa, İngiltere, Hollanda ve İspanya'nın eski sömürgelerinde onlarla rekabet etmek güç de olsa Sayın Cumhurbaşkanı'nın ısrarlı takibi ve kişisel ilişki ve becerileri ile Türkiye, Afrika kıtasında birçok ülkenin tahtını sallamaya başlamıştır. Türkiye bu kıtaya önce insani saiklerle girmiştir. Kıtayı sömürülecek, talan edilecek bir coğrafya olarak değil karşılıklı ilişkiler geliştirilecek ve ortaklık yapılacak bir yer olarak görmüştür. Türkiye'nin kıtaya yaklaşımı sadece ticari değil aynı zamanda insanidir. Bu karşılıklı dostluk ve iş birliği anlayışı kıta ülkelerinin uluslararası sorunlarda Türkiye ile ortak hareket etme sonucunu beraberinde getirmiştir. Bu Türkiye için siyasi açıdan çok kıymetlidir. Uluslararası kuruluşlarda Türkiye bunun faydasını görmüştür, gelecekte de görecektir.

Türkiye'nin kıtada varlık göstermeye başlamasından Çin, Fransa, İngiltere ve Almanya rahatsızlık duymaktadır. Türkiye'nin kara kıtadaki ekonomik pastadan pay alması, pastayı bölüşenlerde Erdoğan alerjisi oluşturmaktadır. Anlaşılacağı üzere Sayın Erdoğan Türkiye'yi dışa açarak, her yerde rekabete sokarak küresel paylaşımcıların nasırına basmaktadır. Putin'den Obama'ya Merkel'den, Hollande'a batılı liderlerin Erdoğan'ı neden haz etmedikleri aşikârdır.

Avrupa yaşlandı. Orada hayat yok. Rusya'nın durumu ise ortada. Türkiye; Kafkasya'ya, Orta Doğu'ya, Afrika'ya daha çok vakit ayırmak zorunda. Umarım Sayın Erdoğan'ın Afrika ısrarı anlaşılmıştır. Bu gezi de ekonomik ve siyasi ağırlıklı bir gezi. İş adamlarımız, Ekonomi Bakanlığı, Savunma Sanayii Müsteşarlığı bu geziden ekmek çıkaracak. Ticaret hacmimiz Uganda ile 29, Kenya ile 130, Somali ile de 80 milyon dolar gibi komik seviyelerde. İşte bu ziyaretten sonra bu rakamlar en az 4-5 kat artacaktır. Bu ülkelerde Cumhurbaşkanlarının iştirakiyle iş forumları düzenlenecek ve iş adamlarımız muhatapları ile bir araya gelip iş birliği imkânlarını araştıracaktır. Bu ülkelerde çeşitli alanlarda iş birliği anlaşmaları imzalanacaktır. Uluslararası meselelerde Türkiye'nin tezleri muhataplara aktarılacaktır. Fransızlar, İngilizler ve Çinliler Sayın Erdoğan'ın Afrika ısrarının farkındalar. Biz de farkında olup omuz verelim.

Nuri Elibol/Türkiye

  • 3
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Otoyollarımız mı, Boğaz köprülerimiz mi, otomotiv sanayimiz mi, dijital iletişimimiz mi, ihracatımız mı, turizmimiz mi vardı? Gölet ölçüsündeki Çubuk Barajı'ndan başka baraj mı bilirdik? "Yerli Malı Haftaları"nda, fındık, fıstık, kuru incir ve pestilden başka ne getirebilirdik okulumuza? Uçakla ya da hızlı trenle yolculuk mu ederdik? Canımız istediğinde yurtdışına mı çıkabilirdik? Yargıda haksızlığa uğradığımız zaman, kurucusu olduğumuz Avrupa Konseyi'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde hakkımızı mı arayabilirdik? Farklı düşündüğümüz veya ana dilimiz farklı olduğu için susturulduğumuzda, bunu kime duyurabilirdik ki? Şimdi kutsadığımız, kendilerine övgüler düzdüğümüz şairlerin, yazarların, düşünürlerin hayatlarının kaç yılını adliye ile cezaevi arasında geçirdiğini unuttuk mu?
"Yüksek Yargı" organlarının emirkomuta zinciri altında tekdüze kararlar verdikleri dönemler mi, yoksa yüksek yargı içinde bile hukuki konular üzerinde uyuşmazlıkların olabildiği bugünler mi daha sağlıklıdır? Gerçekten tek sesli ve tek manşetli "Kartel Medyası" dönemini, andıçları falan mı özlüyoruz? Seçimsiz iktidar değişimlerine, seçilmiş değil atanmış hükümetlere, kapalı kapılar arkasındaki siyasi- ticari- medyatik uzlaşmalara mı hasret duyuyoruz? 20'nci yüzyılı nasıl ziyan ettiğimizi, kayıp yıllarımızı, astığımız, yasakladığımız kadroları yok mu sayalım? Minyatür egolarınızın tatminsizliklerinin Türk siyasal ve toplumsal yaşamının başına bela kesilmesine mi tanık olacağız hep? Gerçekten bu ülkede yaşamak sizi çok mu mutsuz ediyor?

Mehmet Barlas/Sabah

  • 4
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

TÜRGEV'den ve hitap ettiği gençlikten beklediği de bu inançtı Cumhurbaşkanımızın... "Gücümü milletimden aldım" derken, vakıf idealinin en bariz örneklerinden birini sunuyordu tüm dinleyenlerine. Kalbini fetih için, eylemini ise vakfetmeye dair hep hazır tutmak bilinci...

Türkçe'deki sözlüklerimiz "aba" kelimesiyle başlar, "zürriyet" kelimesiyle biter. Erdoğan'ın dava diyerek tabir ettiği kavram, herbirimizi de içine alan büyük bir esenlik aba'sı, geniş ve müşfik bir sahipleniş, himaye ediş, karşılıklı güven, onurlu ve saygın bir hayatı, insanca varoluşu hedefleyen bir giysiydi adeta... Fert, aile, şehir, memleket, millet, ümmet, insanlık şeklinde iç içe halkalarla genişleyen bir "aba"' ile açılıyordu bu lügat... Ve aynı lügat "zürriyet" ile kapanıyordu. Hz. İbrahim'in duası, Hz. Peygamberin hassasiyeti, Hz. Hacer'in gayretli say'i, Hz. Hatice'nin bir ucu cennette akmakta olan Kevser'i, Osman Gazi'nin rüyasında gördüğü kutlu çınar, Kuvayı Milliye'nin şehadet sırrı, bayrağımızda parlayan hilal ile yıldız, bu "zürriyet"ten içiyordu suyunu... Zürriyet, varoluş hakikatimizin ismiydi... Kıyamet kopmadan evvel gerçekleştirilecek bir yeryüzü yürüyüşüydü. Emanet dağlara verilmişti de paramparça olmuştu yüce doruklar... Sonra onu insan omuzlamıştı, zürriyet taşımıştı bugüne...

TÜRGEV'imizin Silopi'deki kızlarından Sevda Efe kardeşimizin söylediği gibiydi TÜRGEV'i hedef alanların hali; "İnsanların öfkesi, dağların öfkesinden daha ağır oluyordu bazen"... Oysa yaşamaktı, yaşayabilmekti insanca ve insan onuruna yaraşır bir şekilde temel derdimiz... Sevda'nın o siyah gözlerinde Rabbi tarafından bir çiçek gibi özenle yetiştirilmiş Meryem Annemizin ışıltılarını gördüm ben... Ne mutlu ona su taşıyan nehirlere, ne mutlu ona yetişeceği bahçeyi bahşeden bahçevanlara... 20. yaşın kutlu olsun TÜRGEV...

Sibel Eraslan/Star

  • 5
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Bakınız cumhurbaşkanına nasıl çatmış: "Beyefendi şimdi kalkmış 'ben başkan olacağım' diyor. Ne demek başkan olacağım? 'Valileri ben tayin edeceğim' diyor, 'kaymakamları, büyükelçileri ben tayin edeceğim, milletvekillerinin listesini ben yapacağım, kim belediye başkanı olacak ben söyleyeceğim"...
Bu ne biçim Atatürkçülük yahu? Hani otuzlu yıllar altın devirdi? O devirde, aynı zamanda CHP'nin il ya da ilçe başkanı olan belediye reislerini, kaymakamları kim tayin ederdi? Tek partinin mebus adayları listesini kim yapardı?
Peki, bir de bakalım Celal Bayar ne demiş? Celal Bayar canım, hani Atatürk'ün son başbakanı. Yıl 1937. Bayar göreve gelince sormuş (dikkat isterim, meclis tarafından seçilince değil, Atatürk tarafından getirilince): "Başbakan olarak yetkilerim nelerdir?"
Atatürk demiş ki: "Celal Bey... Büyükelçileri ben tayin ederim, dış politikayı ben belirlerim, bu alana girme...Ordudaki tayinleri, terfileri yaparım. Bu alana da girme... Valileri, polis müdürlerini ben belirlerim. İçişleri Bakanlığı'nın alanına da müdahale etme... Geri kalan işleri bildiğin gibi yapabilirsin."
Vay... Vay ki vay... Parlamenter sistem! Kılıçdaroğlu Atatürk'ün uygulamalarına karşı çıkıyor. Acaba amacı bu mudur? Yok canım, neyin ne olduğundan haberi yok, hiçbirşey bilmiyor, ağzından çıkan lafın nereye gideceğinin de farkında değil, öylesine konuşuyor.
Konuştukça da bize malzeme sağlıyor, sağolsun. Bir de atasözü attırmış: "Aç tavuk kendini buğday ambarında sanırmış." Bir kere "buğday" değil "arpa" olacak. İkincisi de, cumhurbaşkanına böyle hakaret edenin fezlekesi de şıpın işi çıkıverir. Ama alışıktır, kendisi "Türkiye'nin fezleke kralı" olmuştur çoktan.

Engin Ardıç/Sabah

  • 6
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Avrupa'ya bakın. Bize, Suriyeli sığınmacılar için 3 milyar avro para vermek için bin dereden bin su getiriyor. Problem üzerine problem çıkarıyor. Üstelik kendi menfaatleri bunu gerektiriyor! Ancak, para söz konusu olduğunda, bunlar bazen uzun vadeli kendi menfaatlerini bile göremiyorlar. Böyle garip bir zihniyetleri var.
Biz ise, Suriyeli sığınmacılar için milyarlarca dolar para harcadık. Ülkemizin dağıttığı resmi kalkınma yardımlarının üçte birini de Afrika'ya aktardık. Miktar olarak bakıldığında 1 milyar doların üzerinde. Üstelik bunun içinde sivil toplum örgütlerinin yaptıkları yok. Onlar da dikkate alınırsa, asgariden 5 milyar dolarlık bir yardımdan söz edebiliriz.
Kurban yardımları gibi kalemler de cabası. Bugün TİKA, AFAD ve Kızılay gibi kuruluşlarımız, Afrika'nın her yerindeler. Aslında Afrika bugün sessizliğini koruyan çok büyük ve önemli bir coğrafya. Stabil hale gelsin, dünyanın en büyük güçlerinden biri olacak. Pek çok ülke de durumun farkında. Bugün ABD, Çin ve Avrupa'nın ilgisinin Afrika'ya kaymasının sebebi de bu. Ancak, halen eski alışkanlıkları devam ediyor. Kendileri için istikrarsızlıkta istikrar, bu bölgede yaşayan insanların acılarında da menfaat arıyorlar.
Dini yapıları baskılayıp, radikal örgütlerin ortaya çıkmasına yol açanlar bunlar! Yüz binlerce insanın yok olmasına sebep oldukları yetmezmiş gibi, halen kabileleri birbirine kırdıranlar yine bunlar! Örnek mi istiyorsunuz? Sırf burun yapıları farklı diye Hutularla Tutsileri savaştırmadılar mı?
Afrika Tarihi, sömürgeci Batı'nın, bu coğrafyada yol açtığı acılarla dolu! Onlar ağlatıyor, biz ise yüzlerini güldürüyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Gana'ya 30 belediye otobüsü müjdesi verdiğinde, Devlet Başkanı'nın yüzüne yansıyan o mutluluğu kim unutabilir? İşte böyle ciddi bir farkımız var bizim onlardan!
Kim ne derse desin, kim aksini iddia ederse etsin, durum ortada: Türkiye başlattığı Afrika Açılımı ile sömürgeci tarihe sahip ülkelerin yakıp yıktıklarını, bozup parçaladıklarını yerine koymaya çalışıyor. Bir başka ifadeyle Afrika'da Batı'nın pisliğini temizlediğimiz söylenebilir. Çok farklıyız biz. Hem de her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının gururla övünebileceği kadar farklıyız. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile birlikte çıktığımız bu Afrika gezisinde de farkımız bir defa daha görünecek. İşte bu yüzden çok rahatsızlar… Son dönemde Türkiye'ye yönelen haksız saldırıların altında yatan pek çok sebepten biri de bu! Adeta, "Nereden çıktı bunlar?" der gibiler. Afrika'da da menfaatlerinin zedelenmesinden korkuyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar. Korkunun ecele faydası yok. Bu kafayla devam ettikleri müddetçe, Afrika'nın geleceğinde onlar değil, Türkiye olacak. Abartılı bir tespit değil bu, insanların yüzlerine bakınca anlaşılıyor.

Emin Pazarcı/Akşam