Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Halkın oyu ile seçilmiş, girdiği her seçimden zaferle çıkmış bir siyasetçiye, hiçbir seçimi kazanamamış eziklerin "Diktatör" demeleri de böyle bir şey değil midir? Mesleki yetersizliklerine dilimizi kurban edenlerin Esop'dan (MÖ 620-560) ders almaları herhalde yararlı olacaktır.
Bir köle olan Esop'un efendisi Ksantos, akşam yemekte konuklar olacağını ve en iyi yemek neyse ondan yapılmasını emreder. Akşam sofraya dil gelir.
Haşlama, kızartma, ızgara dilden başka yemek yoktur. Konuklar gidince efendisi Esop'u azarlar ve "En iyi yemek dil midir" diye çıkışır. Esop da "Dil ilmin anahtarı, dostlukların harcı, hukukun güvencesi, anlaşmanın aracıdır.
Dilden değerli ve iyi bir başka şey yoktur" cevabını verir Ksantos'a...
Bir başka akşam da, ev sahibinin pek hoşlanmadığı konuklara, Esop yine dil yemekleri yapıp ikram eder. Ksantos bunun nedenini de sorunca Esop bu defa
"Dil bütün kavgaların nedeni, yalanın ve tezviratın aracı, dalkavukluğun ve riyanın icracısıdır.
Dilden daha kötü bir şey yoktur" diye cevap verir...

Mehmet Barlas/Sabah

  • 2
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Seyahatin Somali kısmına damga vuran konu birtakım internet sitelerine bomba gibi düşen Hakan Fidan haberiydi. Habere göre Fidan Mit Müsteşarlığı'ndan alınmış, Tokyo'ya büyükelçi atanmıştı.
Hakan Bey'i Mogadişu'ya yol alırken uçakta gördüm, yanına oturdum, epey sohbet ettik. Son günlerde hakkında çıkan haberlerden rahatsız olduğunu gördüm. Hatta benim yorumuma göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fidan'ın, biraz da bu söylentilerin önüne geçmek için bu seyahatte olmasını istedi.
Aradan bir saat geçmeden internete düşen haberi gördüğümde bunun yine aynı çevrelerin uydurması olduğundan emindim. Ancak yine de bu tip durumlarda öyle 'yaratıcı' bir ortam hasıl oluyor ki insan teyit ihtiyacı duyuyor. Büyükelçiliğin geniş avlusunda uzaktan Hakan Fidan'ıİbrahim Kalın ile yan yana yürürken görünce hemen koştum. Daha yanlarına varmadan Hakan Bey gülerek 'Bir yere gittiğim yok' diye sesleniyordu. Bunun üzerine biz gazeteci arkadaşlar toplanıp, Fidan ve İbrahim Kalın'la tarihe not düşmek için bu fotoğrafı çektirdik.

Nagehan Alçı/Milliyet

  • 3
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Saat başı telefon çalıyor. Arayanların kimisi banka, kimisi Internet sağlayıcısı, kimisi televizyon kanalı paketçisi falan. Günde böyle on kere, on beş kere... Daha doğrusu, arayan, o kuruluşun telefon başına oturttuğu "robot" gibi bir kızcağız. Televizyon dizilerinde oynayan ve yeteneksizliğini "doğal oyunculuk" teranesinin ardına saklayan genç kızların salak diliyle konuşuyor... Sesli harfleri "peltek" çıkaran manken kunken Türkçesi...
"Taencere, paencere" gibi... "Biliyosuuun di meeee?" Türkçesi. (Aptal görünürlerse erkeklerin içini daha fazlagıcıklayacaklarını sanırlar.) Okuyamamış, doğru düzgün bir iş de bulamamış, kocaya da varamamış, kapağı böyle çarçur bir göreve atmış, asgari ücretten.
Kimisi de "otomatiğe" bağlamış, kızın biri "teypten" konuşuyor ve uzun uzadıya şirketinin marifetlerini anlatıyor. Ya zorla kredi veriyorlar, ya "kampanyalarını" tanıtıyorlar, "paket programları" falan varmış ayda bilmemkaç lira bilmemkaç kuruşa.
Önce uyarıyorlar: "Bilmemne bilmemne gereği bu görüşme kayıt altına alınmaktadır!"Küfür etmenizi önlemek için. Çünkü dayanamayıp edeceksiniz nasıl olsa... "Hayır" derseniz bir daha arıyorlar, bir daha, bir daha, bir daha, bıktırana kadar.
"Beni bir daha aramayın lütfen" şeklinde kibarlık etmek de sizi bunların pençesindenkurtaramaz, çünkü aldırmayacaklar, arayacaklar. Bu kepazelik artık "tahammül edilmez" bir düzeye ulaştı. Ruh sağlığımızı tehdit etmeye başladı. Yok, "görevliler uyuyorlar mı" diye kolay gazetecilik yapacak değilim. Görevlilerin (kimlerse onlar) hiç umurlarında değil bu konu.

Engin Ardıç/Sabah

  • 4
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Sayın Cumhurbaşkanımız TİM Genel Kurulu'nda son noktayı koydu ve AB'ye seslendi; "...Ey almanya senin derdin ne! Birde konuştuğumuzda elimden geleni yapacağım diyor... Tarihimizi Alman Parlamentosuna bırakacak kadar aşağılık değiliz... Ya gündeminizdeki gelişmeleri hakkaniyetli bir şekilde savunun ya da Avrupa'nın önünde bir set olmaktan çıkar sizi dertlerinizle başbaşa bırakırız. Karşımıza Ermenileri, terör örgütlerini sürmeyin. Delikanlı olun benim ciğerimi yiyin"...

Sevgili dostlar, Türkiye "EN NOKTASI" ile olaya son noktayı ve teşhisi koydu; AB ya hakkaniyetli olacak ya da CEVABINI EN KISA SÜREDE EN AĞIR ŞEKİLDE alacak ve ağır kaderi ile baş başa kalacak...

Sevgili dostlarım, Avrupa için söylenecek tek bir siz var; ZAVALLI!

Evet daha önce de yazdım; ZAVALLI AVRUPA...

Evet doğru okudunuz; Zavallı, bitik, çaresiz Avrupa...

Sevgili dostlar, son birkaç aydır bu köşede ve katıldığım TV programlarında, AB'nin Türkiye'yi aklınca kandırma amaçlı hareket ettiğini ve "vize serbestisi" dahil atılan adımların "gerçek dışı olduğunu" savunuyor ve Türkiye'nin iyi niyetlerle yaptığı anlaşmanın AB tarafından uygulanmayacağını iddia ediyorum... Bu köşedeki son 10 yazıya bakmanız yeterli....

Yiğit Bulut/Star

  • 5
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Tadını çıkart, keyfine bak... Herkes birbirine böyle diyor. Peki "değerini bil" diye tavsiyede bulunan var mı? Mesela güzel bir yemeğin tadını çıkartanlardan geçilmiyor ama yediğinin değerini bilene rastlamak ne zor! Hep gülümsüyormuş gibi görünen yüzler bile nasıl bu kadar çabuk buruşuyor, nasıl hızla ekşiyor sanıyorsunuz? Değerin bilinmediği yerde tat kısa sürer, keyif ise huzursuzluğun eşiğindedir ama gel de anlat bunu!

Bir dönem medya yoluyla sürekli beynimize işlenen "içinizdeki çocuğu öldürmeyin" tavsiyesine kulak asıp bir türlü büyüyemeyen kuşaklar çıkardık. Zekayı mizahtan,düşünceyi geyikten ibaret gören; iş hayatını okul imtihanı sanan; bezgin, canı sıkılan,odaklanamayan ve bencil bir sürü genç insan...

Evlerin kapısı pek çalınmıyor artık. Evin kozasını kıran şey gece yarısı ansızın çalmayabaşlayan telefonlar.

Bağlanmayı alıyorlar elimizden. Güzel bağlılıkları... Yerine kala kala "bağımlılıklar" kalacak. Yıkılıp gideceğiz.

Bağlılık, ihtiyaca değil, tercihe dayanır. Sevgidir. Sevinci terk etmemiş sevgi.

Bilmem, İzmir Kemalpaşa civarında hala o otobüs durağı var mı? Ne güzeldi adı: "Kırık zeytin durağı."

TV'deki sunucu bir şarkıcıdan bahsederken "biliyorsunuz, o da yakınlarda annelik deneyimi yaşadı" diyor. Annelik deneyimi... Ne bu? Yoksa "anne olma"nın modası mı geçti? Anneliği tecrübe ettin, bitti, şimdi sırada başka bir tecrübe mi var? Yeni hayat tarzı bu mu? Ne şapşallık!
Annelik nedir, hiç bilmemek, anlamamak böyle bir şey olsa gerek. Hepsini geçtim, her çiçekten tat alan bir arı gibi tarif edilen "yeni insan" bal yapıyor mu bari? Cevap belli: Hiç!

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 6
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Tam bir aydınlanma aydını, modernist, pozitivist ve dahi Batıcı; İttihat Terakki'nin kurucu ideologlarından olan Ahmet Rıza; Birinci Dünya Savaşı'nın ilk safhasının bittiği sıralarda yaptığı bir değerlendirmede diyor ki (mealen); "Bu bir ahlaksızlık, bu bir işgal değil. Biz nice işgaller gördük, Moğol istilasını yaşadık, işgali biliriz… bu tam bir ikiyüzlülük…" Birinci Dünya Savaşı dünyanın geri kalanı için bitmiş olabilir. Ama Türkiye'nin de içinde bulunduğu Ortadoğu için savaş halen devam etmektedir. Doğrusu Birinci büyük savaşın asıl ve tek hedefi olan Osmanlı İmparatorluğu ve dolayısıyla İslam, imparatorluk yıkılmış olsa da tamamen ortadan kaldırılamadı. Türkiye Cumhuriyeti'nin şahsında Osmanlı ruhu ve Müslümanlık devlet olarak var oluşunu sürdürebilmektedir.
İşte bitmeyen savaş bununla, bu kalan bakiyeyle ilgilidir.
Almanya'nın; 1915 yılında Osmanlı ülkesinde Ermenilerle husule gelen olayları 'soykırım' olarak niteleyen bir kararı parlamentosundan geçirmesinin aktüel ve meşru hiçbir nedeni bulunmamaktadır.
Ne seçmen baskısı söz konusudur, ne de Türkiye'nin söz konusu olayları hatırlatacak bir davranışı.
Mesele doğrudan doğruya Türkiye'yi kuşatma meselesidir. Mesele Birinci büyük savaşta bitirilemeyenin bitirilmesi, Türkiye'nin burnunun sürtülmesi, dolayısıyla Ortadoğu'yu ve Müslümanları cezalandırma meselesidir. Ancak bunu mertçe, yiğitçe yapmak yerine, kaypakça ve alçakça yapmaktadır Batı. Ahmet Rıza'nın söyledikleri bugün için de geçerlidir. Yani; bu bir ahlaksızlıktır, bu bir ikiyüzlülüktür.

Hüseyin Besli/Akşam