Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Endişeli çevreler, bunu hemen "Türkiye Esed ile de anlaşacak" diye yansıttılar. Hâlbuki Çavuşoğlu, Esed'in kalması noktasında anlaşmadıklarını, hâlâ da anlaşmazlığın geçerli olduğunu ama olumsuz da olsa her konuyu konuşabileceklerini söylemişti. Peki neden böyle oldu? Sanırım Türkiye'nin son üç yıldır hep en yüksek perdeden konuşmasının bunda etkisi oldu. Ses tonunun normal seviyeye düşmesi bile, bazı kitlelerde 'acaba' sorusunun sorulmasına yetti. Hızını alamayan bir müstesna, Binali Yıldırım hükümetini 'Esedci' bile ilan etti ama meczupları dikkate almamak lazım.
Peki, bunca gereksiz spekülasyondan sonra ne oldu? Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kilis'te,Suriyeli mültecilere ve halka yaptığı konuşmada şunları söyledi: "Suriye'nin başındaki zalimdir işi bu noktaya getiren. 600 bin Suriyeli kardeşimizin ölümüne neden olan bir insan bu ülkede asla bir yönetici olarak değerlendirilemez. Varil bombalarıyla,konvansiyonel silahlarla, tankla, topla kendi vatandaşlarını öldüren böyle bir insan devlet terörü estirmez de kim estirir? Esed, PYD YPG ve DAEŞ'ten daha ileri teröristtir. Bununhesabını, bedelini çok ağır ödeyecektir. Ama bu dünyada ama ebedi alemde. Çünkü çok mazlumların ahı var üzerinde. Er veya geç... Güzel bir sözümüz var 'alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste.'
Ve devam etti: "6 yıl önce neyi savunuyorsak bugün de aynı ilkeleri savunuyoruz. 6 yılönce, 'Suriye halkının sesine kulak verilsin, bu işler zorla, baskıyla, güç kullanarak olmaz'diyorduk. Bugün de aynısını söylüyoruz. Biz kendisiyle ailece görüşüyorduk, hatta'herhalde baban gibi olmazsın' diyorduk, gülüyordu. Ama demek ki iki dünyası vardı, gerçek dünyasını bizden gizliyordu. İşte şu 6 yıl içinde o gerçek dünyası ortaya çıktı. Birmedeniyet ülkesi bir tarih ülkesi Suriye'ye bu adam yazık etti."
Şu kısım da, Erdoğan'ı önce Filistin, şimdi de Suriye davasını 'satmak'la suçlayan, taş üstüne taş koyduğu vâki olmayan, kerâmeti kendinden menkul, marjinal 'İslâmcı' çevreler için gelsin: "Kardeşlerimizin içinde inanıyorum ki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak isteyenler var.
Konuyla ilgili olarak İçişleri Bakanlığımızın bu konuda attığı adımlar var. Ellerinden geleni bakanlığımız oluşturduğu bir ofisle takip etmek suretiyle bu kardeşlerimize bu yardımı, bu desteği yaparak, onlara vatandaşlık imkânını vereceğiz."
Velhasıl, bayramdan hemen önce 11 ton yardım malzemesini Gazze'ye ulaştıran, ev, hastane, yol demeden Gazze'yi inşa eden, Suriyelilere evimizi, soframızı, vatanımızı açan, politik vicdanını iç ve dış olarak ayırmadığı her halinden belli Erdoğan varken, mezkûrçevrelerin suizanlarına kulak asmamak gerekir.
Tahminimce, kısa vadede izlenecek strateji şu olacaktır: PKK/YPG ve DAEŞ ile yurt içinde her türlü yolla mücadele edilecek. DAEŞ ve YPG hedefleri gerektikçe karadan dövülmeye devam edecek. DAEŞ karşıtı koalisyona destek sürdürülecek. Esed'in gitmesi savunulmaya devam edecek. Ancak ABD Başkanı değişmeden bu hususta bir sonuç alınamayacağı için, diğer ülkelerle ilişki kurarken bir önşart gibi sunulmayacak. Türkiye imajı yumuşatsa da, duruşunu sürdürecek. Bundan sonra daha 'İngilizvâri' (tahmin edilmesi zor, az konuşan, yapması gerekiyorsa yapan) bir dış politika izleyeceğiz gibi görünüyor.

Hilal Kaplan/Sabah

  • 2
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Suriye, malum hâdisleri yaşayıp da yüzbinler, Türkiye'ye sığınınca bu toprakların mazisinden, renginden ve tarih şuurundan mahrûm içimizdeki bazı ecnebiler, o mağdurlara şefkat kollarımızı açıp kamplarda ağırlamaya başlayınca "kendi işsizimiz varken elin Suriyeli mültecisinden bize ne?!" gibi ifadelerle vicdan yapıları ve fikir zavallılıklarını ortaya koyunca devamlı takipçimiz aziz dostların hatırlayacakları gibi biz, bu sütunda ve çıktığımız ekranlarda aynen şu gerçekleri dile getirdik:

-Burası "mülteci" denen Suriyelilerin de vatanı. Onların dedeleri de Çanakkale'de, Galiçya'da, Kut'ül Amare'de ve diğer cephelerde yatıyor... 1920'ye kadar aynı haritanın içindeydik. Üstlerine bombalar yağarken bu insanlar, başka nereye gideceklerdi? Onlar, anavatanlarına sığındılar!

Evet; Türkiye, her Osmanlının olduğu gibi Suriyelilerin de anavatanıdır. Biraz daha zaman geçince sayılar artmaya başlayıp Arap Baharı yalanıyla tezgâhlanmış Suriye iç savaşının akıbeti meçhule döndüğünde bu defa o sözlerimizi daha bir pekiştirerek hem yazılarımızda ve hem de tv konuşmalarımızda mültecilerin vatandaşlığa alınmasını teklif ettik.

Onların varlığına karşı çıkanların bazıları, gelenlerin neredeyse eşit sayıda olarak bir kısmının Arap, bir kısmının Kürt, bir kısmının Türkmen olduğunu bilmeden şartlanmış bir Arap muhalifliğiyle konuşuyorlardı. Suriye'de Kürt, hele Türkmen olduğu bilinmiyordu. Kendi coğrafyamız, kendi nesillerimizden kaçırılmıştı. Hâlbuki Türk'ün bir başka söyleniş şekli olan Türkmenler, bugün Suriye denen Şam bölgesinde, bizlerin Anadolu kapılarından girmemizden daha evvel Selçuklular asrından beri mevcutlar.

Şimdi Arap, Kürt, Türkmeniyle Suriyeli mültecilerin vatandaşlığa alınması masada. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Ramazan Bayramı öncesi vefakâr şehrimiz Kilis'te Suriye asıllı kardeşlerimize müjdeyi verdi. İsteyenler T.C. vatandaşlığına kabul edilecekler. İstemeyen herhâlde olmaz. Şimdi; o mazlum, mağdur ve gariplerin yaptığı duaları tahmin etmeli. O duaların, bereket sebebi olacağından kimsenin şüphesi olmasın...

Rahim Er/Türkiye

  • 3
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Hayatımın köprülerini düşünüyorum. İlk köprüler Kars'ta gördüklerimdir. Demir Köprübeni etkilemişti ama önemli yapı Taş Köprüdür. Bir de Kars'tan İstanbul'a trenle giderken pencereden bakar, geçtiğimiz köprüleri içim eriyerek izlerdim. Sonra uzun süre köprülerle hiç ilişkim olmadı. 1973 yılında İstanbul Boğaz köprüsü açıldı. O tartışmayı unutamam ama köprüden ilk ne zaman geçtiğimi bir türlü anımsayamıyorum. Derken FSM Köprüsü geldi. Yıllarca onunla birlikte yaşadım. 12 yıl boyunca üstünden geçtim, Sabacı Üniversitesine gittim.
Brooklyn Köprüsü bir efsanedir. Bilmiyorum, onun kadar şiirlere, şarkılara konu olmuş başka bir köprü var mıdır? Hayatımda en çok kullandığım köprülerden biri o oldu. Bir akşamüstü onu Nihal'le birlikte geçmiştik.
San Francisco köprüsünü bir resim olarak unutmamam. İlk kez San Francisco'ya giderken, hayata dört eliyle sarılmış, her şeyden zevk almasını bilen, güzel, yeni olan her şeyden heyecan duyan dayım 'ilk iş git ona benim için bir bak' demişti. Gittim, baktım! Edirne köprüler şehridir. Mimar Sinan'ın Sultan Süleyman köprüsü, bana göre, orada,Muslihiddin Usta'nın yaptığı Ergene Köprüsü (Uzun Köprü) ile rekabet eder. Fatih Sultaniçin yapılmış Bönce köprüsü de başka bir dildir.

Paris benim için köprülerdir. Pont Neuf'ü kim unutmuş ki, ben unutayım? Ama köprülerin kralı Pont des Arts'dır. Ahşaptır. Şiir yüklüdür. Gene de Apollinaire'in eşsiz şiiri yüzündenMirabeau köprüsünü anmadan geçemem: 'Mirabeau köprüsü altından akar Seine/ ve aşkımız'. ilk kez Paris'te Son Tango filminde görmüş, sonra ilk Paris ziyaretimde yakınına gitmiştim Bir-Hakeim köprüsünün. Sonra defalarca üstünden geçtim. Gene de ben Paris'te en çok St. Louis adasını kente bağlayan köprüyü severim.
Herkes gibi benim 1990'lı yıllarım da Mostar Köprüsünü yüklendi. Bir köprünün nasıl yaralı, ölen ama vakur, çıt çıkarmadan kaderini bekleyen dev bir hayvan gibi kalabileceğini görüp ben de acı çektim.
Hayatımın köprüsü cumartesine kadar Key West (Seven Miles) köprüsüydü. Hayatımdaki en önemli şey olan o büyük mavi, güzel denizin üstünde uzayıp giden köprü. Onu boyutları, mütevazı yüksekliğiyle içimde hâlâ saklı tutuyorsam da, şimdi Osman Gazi Köprüsü ihtişamıyla içimde bir deniz üstü geçidi olarak her şeyin önünde.
Osman Gazi Köprüsünü geçtim ve içimden 'bayram hediyesini aldım' dedim.

Hasan Bülent Kahraman/Sabah

  • 4
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Ulusal devletler", bilgisayar ekranları üzerinde karşılığı olmayan trilyonlarca Dolar parayı döndürerek ulusların servetlerine el koyan ve günümüzde yaşadığımız vahşi ortamı yaratan "küresel güçler" karşısında uyanık olmak zorundadır. Tipik örnek yeni yaşandı: Erdoğan ve Putin, son 7 aylık krizin, doğrudan kendilerini hedef aldığını fark etti ve paradigma değişimine imza attılar.

Benzer durum, Netanyahu için de geçerlidir. Washington'daki "neo-con çetenin" tasfiyesinin kesinleştiği süreçte, Ortadoğu'da varlığını güçlendirmek için Türkiye'ye dönmek zorunda kaldı. Benzer durum, İsrail ile uzun süreli krizin yan etkilerini yaşamış Erdoğan için de söz konusudur, Netanyahu'nun panik atağını "asimetrik avantaj" için iyi kullandı.

"Ulusal devletler", paranın, alt yapı yatırımları, bölgesel sürdürülebilir kalkınma, yatırım-istihdam hattında kullanılmasına karşı direnen finans oligarklarının "üst aklıyla" mücadele yöntemleri geliştiriyor. Yine bir örnek: Neo-emperyalizmin Alman parlamentosundaki adamı olduğunu anladığımız Cem Özdemir ve ekibinin soykırım iddialarını kullanarak baltalamaya çalıştıkları Türk-Alman ilişkisine ve bunların medyadaki uzantılarının berbat yorumlarına karşı iki devletin sergilediği soğukkanlılık...

En az, Türkiye kadar "küresel güçlerin" hedefinde olduğunu izlediğimiz Fransa'nın yakında Türkiye ile yakınlaşma adımları atacağını, parlamentosundaki Cem Özdemir tarzı "küresel güç işbirlikçilerinin" benzer manevraları orada da sergileyeceğini göreceğiz...

Dostluğa inanmıyorum...

Devletler, günümüz koşullarının zorladığı manevraları gerçekleştirebilirler. "Normalleşme" iyi bir süreçtir. Ama, bunu, "dostlukla" tarif etmemiz mümkün değildir. Rusya ve İran, kanlı bir Ortadoğu diktatörünün müttefikleridir, sivil katliamlarına destekleri sürmektedir. İsrail, Gazze ablukasıyla "ırkçı kimliğini" sergilemekte, Batı Şeria'ya yeni Yahudi yerleşim merkezleri kurma pervasızlığında ısrar etmektedir. ABD'nin, Suriye'de PKK'yı şımartmasının kanlı sonucunu birlikte yaşıyoruz. Normalleşebiliriz, ama dostluğumuzu kazanmaları için yapmaları gereken çok iş var!..

Ardan Zentürk/Star

  • 5
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Türkiye'nin başta ABD olmak üzere Batı devletleri ile ilişkilerinde de normalleşme ve iyileşme süreçlerini hızlandırması bir zarurettir. Yeni dönemde bu noktada da olumlu gelişmeler olacak. Hem Türkiye'nin hem de İslam âleminin lehinedir bu normalleşme ve iyileşme süreçleri...

Peki bu yeni dönem Türkiye'nin dış siyasetteki tezlerinin haksız olduğunu mu gösteriyor? Kesinlikle hayır. Temel tezlerimiz haklıydı ama toplam gücümüz bu haklı oluşumuzuhayata geçirecek düzeyde değildi. Kişi başı geliri 25 bin dolar olan 2 trilyon dolarlık bir ülke olsaydık haklı olduğumuz konularda başka siyasi sonuçlar yaratabilirdik ama şu halimizle maalesef netice alamadık...

Haklı olmak ve güç dengesi arasındaki uçurum önceki dönemde maalesef iyi kavranamadı ve sonunda Türkiye yalnızlaştıkça haklı tezlerinin etkisi ve caydırıcılığı kalmadı. Türkiye sistem içinde kalarak haklı itirazlarını yapmaya devam etse daha etkili olacağını anladık.Nitekim Filistin halkı da ve diğer İslam toplumlarının çoğunluğu da bu sebeple son gelişmelere tam destek veriyor. Türkiye'nin İslam toplumlarının çoğunluğu için tek umut olduğunu da unutmayalım...

Dün Sisi'nin Mısır'daki alçak askeri darbesinin yıldönümüydü. 3 Temmuz 2013 zalim biraskeri darbenin yıldönümüdür ve şu anki Mısır yönetimi de gayrimeşrudur. Aynı şekilde İsrail de Filistinlilere karşı bir terörist devlet politikası yürüttü geçmişte. Bu bağlamda şüphesiz ki İsrail de bir terör devletidir. Her iki tez de çok doğrudur ve ben bir yazar olarak bu gerçekleri her zaman ifade edeceğim. Çünkü benim sırtımda yumurta küfesiyok...

Fakat Türk devlet yetkilileri bunu benim gibi net ve sert ifade ettiklerinde ne değişiyor? İlişkileri bozmak o coğrafyalardaki mazlum Müslümanların lehine mi oluyor? Asla lehine olmuyor. Bilakis ilişkileri koparmak o ülkelerde yaşayıp zulüm gören insanların aleyhine oluyor. Sistem içinde kalarak ve ilişkileri normal seviyede tutarak yapılacak düzenli ve sürekli itirazlar o mazlumlara çok daha faydalı olacaktır. Türkiye hem kendisi için hem deİslam dünyasının selameti için doğru yoldadır. Bu yolda ilerlemeye devam...

Rasim Ozan Kütahyalı/Sabah