Editörün seçtiği köşe yazılarından...

    Giriş Tarihi: 08.07.2016 12:37
    • Editörün seçtiği köşe yazılarından...

      Bu olimpiyatlarda neler olup biteceği, gazetelerin ve televizyonların spor servislerinin dışında hemen hiçkimseyi ilgilendirmiyor ülkemizde. Ne gülle umurumuzda ne çekiç ne sırık.
      Pek pek, Afrika'dan "devşirdiğimiz" inci dişli kara kızların elde edecekleri koşu başarılarıyla övünürüz. Eh, İsveç futbol takımında bile zenci oyuncu varsa, İsviçre ekibi İranlı ve Türk göçmenlerle ayakta duruyorsa, Fransız milli takımının neredeyse tamamı "sömürge askeri"yse, biz de bununla övünelim.
      Bu yıl gene hemen her spor dalında nal toplayacağız.
      Güreşte de. Bu ülkede herkes papağan gibi güreşin "ata sporumuz" olduğunu tekrarlar ama elde ettiğimiz sonuçlar atalarımızı utandıracak düzeydedir. Pardon, savaş yorgunu ve karnı aç Avrupa'yı mindere yapıştırdığımız 1948 Olimpiyatları'nı saymıyorum.
      Oysa bizim gerçek ata sporumuz okçuluk olsa gerektir.
      Gerçi Ortaçağ'da, Fransızlar'ın ağır ve zahmetli "ok tüfeğine" (arbalet) karşı İngiliz okçularının muharebe kazandıran ince ve hafif, özel yaylarını da unutmayalım (long bow) ama Osmanlı'da okçuluk oldukça ileriydi. Kılıç da, gürz de ileriydi de, Osmanlı askeri ateşli silahla karşılaşınca bunaldı. İleri teknolojiyle başedemedi.
      İmdi... Çabalaya çabalaya sonuç elde edemediğimiz güreşe değil de okçuluğa ağırlık versek...
      Ve de birkaç yıl içinde dosta düşmana şunu dedirtsek: Türkler mi? Okçulukta kimse onların eline su dökemez... Her olimpiyatta bütün madalyaları toplayıp giderler!
      Bu yönde çabalar var. Okçular Vakfı vargücüyle çalışıyor. Arkası gelmelidir. Birkaç salak çıkıp "gericilik" demezse... Ama salaklara aldırmamak gerektiğini herkes öğrendi. Onlara gülümseyiniz, otuzlu yılları hatırlatıp.

      Engin Ardıç/Sabah