Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği köşe yazılarından…

  • 1
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından…
Editörün seçtiği köşe yazılarından…

Dikkatinizi çekiyor mu, bilmem.

Bir süredir Batı'nın direksiyonu medyanın elinde.

Siyasiler sustu, sindi.

Küreselci (neokolonyalist) medya yıllardır beklediği fırsatı buldu, istediği gibi at koşturuyor.

"Müslümanlar ruhen terörist"; "Erdoğan ürkütüyor", "Rusya dünya savaşı istiyor", vd.

Bunları yazıp konuşmaya doyamıyorlar.

Düşünün, halk darbe girişimini canı pahasına bastırmış, Batı medyası darbecileri korumaya çalışıyor.

O kadar hesaplı ve masa başı işler yapıyorlar ki, Batı dışı medyada böyle bir şey yapılsa, "eh, bağımsız ve tarafsız gazetecilik ne arar oralarda!" diye burun kıvırırlar.

Fransızların Le Point dergisi mesela...

Önce okurları arasında "Erdoğan'ın Türkiye'si sizi korkutuyor mu?" diye anket yapıyor. (Soru başlı başına faul ama geçelim!)

Sonuç: Okurların yüzde 58'i "ürkütmüyor" diyor ama dergi kapağa Erdoğan'ın resmini koyuyor ve üstüne de kocaman harflerle "Batı'yı korkutan ülke" yazıyor.

Belli ki, medya tekellerini çok önceden eline geçirmiş "küresel fırıldaklar" çok çalışmış, bu günleri iple çekmişler. Şimdi de sokaktaki insanın zihninde kalıcı bir iz bırakmaya çalışıyor.

… Bu tabloyu niye resmettim?

Şundan...

Kriz anlarında medya kilit önem kazanıyor. Ve "yerli" olmayan bir medya anında "küresel merkez"in operasyon alanına dönüşüyor.

Yeni dönemde Fetöcüleri ve diğer terör odaklarını tam anlamıyla etkisizleştirmekistiyorsak, bu gerçekle hesaplaşıp ders çıkarmamız gerekiyor.

15 Temmuz'da bütün medya olarak iyi bir sınav verildi. Bu doğru!

Fakat olup bitenlere "tiyatro" deyip duranların bizim küreselci medyanın "çıktı"ları olduğunu unutmamalı.

  • 2
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından…
Editörün seçtiği köşe yazılarından…

Bunların tarzıdır. Gerçeği söyleyeni, siyaseten doğruculuk yapmayanı, yani "DoğrucuDavutları" önce itibarsızlaştırmaya çalışır sonra linç ederler. Kimlere kimlere dört koldan medya saldırısıyla itibar suikastı yapmadılar ki. Bir düşünün yakın tarihimizi… Ama işte gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi "kötü" bir özelliği var.
Dün "meczup, deli, saldırgan, şarapçı, şucu bucu" diye linç ettiklerinin içinden bugün söyledikleri bir bir çıkınca "Hakkını yemişiz" dediğiniz kaç kişi var değil mi?

Buna karşın ruhu üç kuruş etmez adamları, iş birlikçileri, vasatları medya operasyonlarıyla, ters manyellerle bir güzel parlatıp safların aklını alırlar. Öyle ya, dün sözlerine itibar ettiklerimizden kaçını bugün ciddiye alıyorsunuz? Mesela henüz birkaç ay önce ısrarla, darbecilerin 15 Temmuz'da hedef aldığı Erdoğan'ın "mutlaka ve bir şekilde" gönderilmesi gerektiğini yazıp bugün AK Parti tabanına akıl verenleri?

İleride çok pişman olmamak için bu "pozisyon simsarlarına" dikkat etmek gerek. Onları,"anlaşılmak için" yaptıkları konuşmalarından, yazılarından, "uzatmalarından" rahatlıkla tanıyabilirsiniz. Elbette sırf bizim için geçerli değil bu taktik. Bakın ABD'li Başkan adayı Trump'a. Müthiş bir kampanya ile Doğululara "İslam karşıtı" Batılılara ise "Hıristiyan düşmanı"olarak lanse ettiler Trump'ı. Partisinden, Cumhuriyetçilerden bile kuyusunu kazanlar var. Devlet Trump'ı "ulusal güvenlik tehdidi" olarak lanse ediyor. Obama "dış müdahale" diyor hareketine.

Time'ın Trump kapağına bir bakın ne dediğimi çok iyi anlayacaksınız? Irak'ı işgal edip 1 milyon insanı öldürenler, işkence yapanlar değil saçını kötü boyayan Trump "çok tehlikeli"öyle mi? Ya da bir NATO ülkesinde darbe girişiminde bulunan terörist Gülen'den bağış alan Hillary değil, darbe sırasında "mazlum Türkiye"yi destekleyen Trump şaibeli he mi?

Gidin işinize. Trump sinir bozucu olabilir ama tüm ABD derin devleti, Türkiye düşmanı siyasiler, ana akım medya, üstelik de tüm dünyada ona yükleniyorlarsa destekledikleri Hillary Clinton'dan yeğ olduğu aşikâr.

  • 3
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından…
Editörün seçtiği köşe yazılarından…

FETÖ ile Franciskenler arasındaki benzerlikleri tekrar sıralamaya gerek yok sanırım. Fetullah Gülen'in Vatikan ile ta Papa Jean Paul'den başlayarak tüm papalarla neden sıkı fıkı ilişkiler içinde bulunduğunu da "Dinlerar arası barış ve diyalog" muhabbetiyle neler döndüğünü anlayabilmek de zor değil. Fetullah'ın Papa'nın elini eteğini öpmesini de. Kâbe ve Mekke yerine "Vatikan'ın kutsal topraklarında ölmeyi düşledim" diyen ve Müslüman olduğunu söyleyen bir meczup'tan söz ediyoruz burada.

Şimdi ortaya çıkan Elmalılı Hamdi Efendi'nin "Hak Dini Kur'an Dili" adlı Kur'an-ı kerim tefsirindeki "Senden evvel de resul olarak başka değil, ancak kendilerine vahy veriyor idiğimiz erler göndermişizdir, ehl-i zikre sorun bilmiyorsanız" açıklamasını "Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, Tevrat ve İncil âlimlerine sorun" diye tahrif eden, yani "bilenler" yerine "Tevrat ve İncil âlimleri" koyacak kadar ahlaksız olan bu yapı bizi artık hiç şaşırtmıyor.

Darbe girişiminin üzerinden 15 gün geçmiş ve Papa Francis'e soruyorlar:

"Dinler arası barış ve diyalog" iş birliği yaptığınız Fetullah Gülen Türkiye'de silahlı adamlarına darbe girişimi yaptırdı, 240 kişiyi öldürdü. Ne diyorsunuz?

Papa Francis "Aldığım bilgilere göre henüz orada ne olduğundan emin değilim" diye yanıt veriyor.

Kolay değil, Papa güvenilir bir partneri kaybetme tehlikesi karşısında. Bir katil teröristten "Dinler arası barış ve diyalog" partneri edinmek bir Papa'ya ne kadar yakışır onu Vatikan takipçilerine bırakalım. Ama bundan sonra kendisini artık Fetullahçı olarak nitelemekte de bir beis olmasa gerek. Tıpkı Fetullah'ın bir Francisken olduğunu söylemekte bir sakınca olmadığı gibi.

  • 4
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından…
Editörün seçtiği köşe yazılarından…

Şimdi belki o karanlık geçmişi de biraz aydınlatacak bir ipucu elimize geçmiş durumda. Çünkü FETÖ yapılanması o karanlık olayları da içine alan bir geçmişten geliyor. Güç aldığı yapı da bu ülkenin geçmişinde var olan bir örgüt: Gladyo... FETÖ'nün bu küresel bağı konusunda pek çok kanıt var. Sadece ABD'de ve Batı'da Vatikandahil ilişkili olduğu kurumlara bakmak yeterli... Yapılması gereken bu sinsi örgütün olayları karmaşıklaştıran, herkesi suça bulaştıran, izini flulaştıran kirli planlarındaki sırrı açığa çıkarmak... Şeytani bir kirli akılla karşı karşıya olduğumuzu unutmamalıyız.

Bugün ortaya çıkan en uçuk iddiayı bile ciddiye almak gerekir. Onca olmaz denileni yapan, onlarca insanı aldatmayı başaran, sonunda F-16'larla halkı bombalayan, yani "Yok, o kadar da değil" denilenleri yapabilen bir örgütle karşı karşıyayız. Şu plana bakın, 2001 yılında Tuncay Güney ifade veriyor, Ergenekon şeması çiziliyor. O dönem bir şey yapılmıyor ama örgüt pes etmiyor tam 6 yıl sonra o projeyi hayata geçiriyor.

AK Parti'yle ilişkisi de ihanet üzerine kurulu. Her istediğini alıyor ama yetinmiyor, dönüp en kirli ve kanlı operasyonları o partiye yapıyor.

Araya sıkıştırdıkları da farklı değil. 2009 yılında inanılmaz bir KCK operasyonuyla on binlerce BDP'li içeri alınıyor, 2011 yılında Oslo sürecini sabote ediyor sonra da dönüp 2014 yılında o yapılarla ittifak yapıyor.

Deyim yerindeyse tam bir hipnoz durumu... CHP ve MHP de bundan kurtulamadı. 2010'da Baykal, 2011'de de 11 MHP'liyi kasetle siyaset dışı bırakan yapı, 2014 seçimlerinde sanki hiçbir şey olmamış gibi o partilerle kol kola yürüdü. Kısaca herkese her türlü tezgahı çekti, ancak ortak tepki almadı. Biri tepki verirken öteki sessiz kaldı.

Sonunda 2015 Temmuz'unda finali kanla yaptı. Ve öyle bir tepki aldı ki, milyonlar sokağa inerek büyük bir destan yazdı. Hala o kirli akılla mücadele bitmedi. Karşımızda aklını küresel güçlere kiralayan ve 40 yılda "altın nesil"den halkını bombalayan katiller çıkaran kirli bir örgüt var. Şansımız var ki onun bu kirli yüzü artık açığa çıktı, gerisi de gelir.

  • 5
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından…
Editörün seçtiği köşe yazılarından…

Görmek, bilmek isteyen kuşkusuz 15 Temmuz'daki FETÖ bağlantısını bu kanıtlar üzerinden de görebilir; bu kanıtların fazlasını görmeye de elbette herkesin hakkı vardır. Ancak ABD'nin Gülen bağlantısını görmezden gelmeye çalışması kendi sorumluluğuyla yakından bağlantılı; "Gülen'in darbeyle ilgisi var, ikna olduk" demekle "Darbenin arkasında biz varız"demek arasında çok fazla bir fark yoktur. ABD'nin bunu inkar etmesi gayet doğal. Ne yani ABD "Burada barındırdığımız bir adam Türkiye'de darbe yapmaya kalktı, bizim bu olayla hiç bir bağlantımız yok" mu diyecekti? Bunun makul bir şey olmadığının farkında olduğu için ABD, Gülen bağlantısına dair "yeterli kanıt" nakaratını tekrarlamayı sürdürüyor.

Amerikan Dışişlerini anladık ama Etyen Mahçupyan'ın darbenin arkasında ABD'nin olmadığını kanıtlama çabası pek manidar. ABD'de yaşayan bir örgüt lideri, hükümete yönelik her gün halka açık konuşmalarıyla tehditler savururken; mütemadiyen -ABD'nin de alenen rahatsızlığını ilan ettiği- AK Parti iktidarını devirmekle tehdit ederken ve bu çağrılarını ABD topraklarında, ABD tarafından güvenliği sağlanırken yapıyorsa, Türk hükümetinin ABD'den şüphelenmesi anormal mi?

Bu durumda senelerdir Gülen'i barındıran, himaye eden ve ona arka çıkan ABD'nin darbenin arkasında olduğunu düşünmek, antidepresanlık bir durum değil, makul bir çıkarsamadır.15 Temmuz'un yaşandığı bir ülkede Amerikayı aklamak kimseye düşmez. Böyle bir çaba, milletin aklıyla alay etmek demektir.

Aynı zamanda 15 Temmuz'da Türkiye'ye yaşatılan o karanlığın planlayıcılarını bulmaya çalışırken Amerika'yı olağan şüpheli olarak nitelemek, onu körü körüne karalamak anlamına da gelmez. Tıpkı darbenin asıl merkezi olarak Amerika netleşse dahi, bunun devletin ve hükümetin sorumluluğunu azaltacağı anlamına gelmediği gibi.

  • 6
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından…
Editörün seçtiği köşe yazılarından…

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın, legal görünümlü illegal yapıların kamuda tespiti ve etkili mücadele için DDK'yı koordinatör olarak görevlendirmesi pek çok şeyi değiştirdi. Erdoğan'ın bu stratejik kararına kadar paralel yapı ile mücadele adeta "komisyonlara havale edilmişti." Deyim yerinde ise top çevriliyor ancak isim bazında tespit de dahil olmak üzere insan kaynağı ve finansal ağların çökertilmesi noktasında ciddi adım atılmıyordu. Bu hayati iş; İstanbul, Ankara ve İzmir'deki birkaç özverili savcının çabası ile yürüyor, zaman zaman Anadolu'daki çeşitli illerde sembolik operasyonlar yapılıyordu.

Derken... Cumhurbaşkanlığı DDK, tüm kamu kurumlarına ve nüfusu 30 binin üstündeki belediyelere yazılar göndermeye başladı. Paralel yapı ile mücadele amacıyla ne tür iş ve işlemler yaptıklarını bildirmesini istedi. Cumhurbaşkanlığı antetli resmi kağıtları görenler biraz kıpırdadı. O ana kadar, sanki Cumhurbaşkanı'nın şahsi meselesi gibi gösterilmeye çalışılan paralel yapının, aslında devlet ve millet meselesi olduğu geç ve güç de olsa kavrandı. Unutmadan... Bugün verilen kararlar, kurumların tek tek yaptığı tespitlerin bir bileşkesi de değil. Bürokrasi, yarım yamalak analizler yaparken DDK, kurum bazında çalışmasını neredeyse tamamlamıştı. TSK, emniyet, yargı, mali kurumlar... Tam 93 bin"yüksek şüpheli" veya "FETÖ'cü memur" belirlenmişti. Kurumlarla, isim isim çapraz kontroller gerçekleştirilmişti. Bu sırada bazı talihsizlikler de yaşanmadı değil. Örneğin, Genelkurmay'dan çalışmalara katılanların, bizzat bu yapının elemanları olduğu da anlaşıldı. Onlarla bilgi paylaşımı ve ortak değerlendirme süreci durdurularak, alternatif ve güvenilir kaynaklara yönelindi.

Peki, "TSK'daki çalışmada temmuz ayı başı itibariyle kaç isme ulaşılmıştı?" Çekirdek kadro bazında en az 2 bin isim vardı. Ve 15 Temmuz darbe planlamasını yapan albay ve generallerin tamamı o listede idi. Ve bu çalışmanın halen sonuçlanma aşamasındaki subay ölçeğindeki sayısını söylesem kulaklarınıza inanamazsınız!