Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

15-16 Temmuz'da tüm Türkiye, ABD destekli FETÖ'cülere dersini verdik. Ardından sokakta başlayan demokrasi ve vatan nöbetleriyle de bu çeteyi adım atamaz hale getirdik.
Şimdi üst akıl terörünü batıdan doğuya kaydırdı. Bu kez "nöbet yerimiz" PKK'nın etkin olduğu doğu illerimiz.
Halkımız, FETÖ'cü cuntanın özellikle Ankara ve İstanbul gibi kendisine hedef seçip teslim almaya çalıştığı sivil yönetim ve güvenlik merkezlerini teröristlere karşı savunmuştu.
Bu kez sıra doğu illerimizde PKK'nın hedef ilan ettiği karakolların ve devlet binalarının "halk kalkanına" alınmasındadır.
Kürt vatandaşlarımızın yoğun yaşadığı illerde FETÖ'ye karşı sokaklarda tutulan nöbetlerin bir benzerini PKK'ya karşı da organize etmemiz şart.
Kürt, Türk 79 milyon hep beraber FETÖ'nün bölgedeki muadili PKK'yı da bitireceğiz. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

Melih Altınok/Sabah

  • 2
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Bu önemli bilgiler Ferhat Ünlü ve Abdurrahman Şişmek imzasıyla Sabah gazetesinde haber oldu. Güvenlik raporlarına göre İngiltere'ye sığınan FETÖ'cü Akın İpek'in desteklediği "Y... A.Ş"nin Lübnan ve Suriye'ye ihraç ettiği patlayıcılar PKK'nın eline ulaştı. Mayıs 2015'te bu şirkete ait patlayıcı dolu TIR'lar Mardin'den çıkış yaparak Lübnan'a gitti. Patlayıcılar buradan da PKK'ya sevk edildi. Bu şirketin patlayıcı madde dolu TIR'larından biri kaza yapınca Türkiye'den Lübnan ve Suriye'ye kaçak taşınan mühimmat trafiği ortaya çıkıyor.

Aynı şirket Haziran 2015 tarihinde ise Lübnan'da yerleşik "Lebanese Explosives Co." adlı şirkete 17.000.000 km infilaklı fitil, 13.000.000 adet elektrikli kapsül, 50.000.000 adet adi kapsül ve 3.500.000 kg kapsüle duyarlı emülsiyonpatlayıcı, partiler halinde Suriye üzerinden ihraç edilmek istendi. Ancak söz konusu ihracat Suriye'deki iç savaş ve Lübnan'a yönelik BM kararı kapsamında Dışişleri Bakanlığı tarafından engellendi.

Güneydoğu'da şehit düşen güvenlik güçlerinin çoğu, bu FETÖ imalatı patlayıcılarla şehit düştü. Cizre, Sur, Nusaybin'deki tuzaklı saldırılarda (PKK'nın Türkiye'yi Suriye ve Irak'a çevirmeye hazırlandığı günlerde) Lübnan'a ihraç edilen bu infilaklı fitiller kullanıldı.

Türkiye'yi kan gölüne çevirmesi için PKK'nın ihtiyaç duyduğu malzemeleri temin eden böyle kaç şirket var? Gerçek şu ki; dışarıdan mühimmat desteği olmasaydı PKK, 22 Temmuz sonrası başlattığı terör dalgasını sürdüremezdi. PKK'nın iç savaş çıkarabilmesi için gerekli tüm malzemeler içerideki ve dışarıdaki düşman yapılar tarafından sağlandı. "El yapımı" diyerek gizlemeye çalıştıkları işte bu devasa boyutlardaki destek mekanizmasıdır. Örgüte doğrudan veya dolaylı yollardan ulaştırdıkları patlayıcı, lojistik ve istihbarat desteğiyle FETÖ, PKK'yı Türkiye'yi iç savaşa sürüklemeye ve darbeye zemin hazırlamaya yöneltmiştir.

15 Temmuz itibarıyla devletin eline büyük bir fırsat geçmiştir; bu PKK ve FETÖ'yü bitirme, tasfiye etme imkanıdır. Ankara kararlı davranabilirse Batı'nın Türkiye'yi içeriden çökertme planının maşası olan PKK ve FETÖ'yü tümden bitirmek için koşullar oluşmuştur. Gerek toplumda gerekse devlette PKK ve FETÖ'nün tümden temizlenmesi yönünde büyük bir mutabakat sağlandı. Bundan sonrası Ankara'nın kararlılığına, becerisine ve inancına kalmış.

Kurtuluş Tayiz/Akşam

  • 3
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Herhalde Fransa'dan esinlenen bir davranıştı... Bir ara "Cumhuriyet"in önüne rakamlar koymak çok modaydı... "2'inci Cumhuriyet" veya "3'üncü Cumhuriyet" gibi... Eğer her darbe ile bu rakamlara yenileri eklenseydi, 1997'deki Post-modern darbenin Cumhuriyet'i "4'üncü Cumhuriyet" olurdu. 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonuca ulaşamadığı için, Cumhuriyet'i numaralayamadı. Ama her şey öylesine darmadağın oldu ki, geçmiş Cumhuriyetlerde hiç görmediğimiz yapılanmalar karşımıza çıktı. Ordunun da, bürokrasinin de yeniden yapılanması gündeme geldi.
Bunun yanında FETÖ'nün sızdığı kurumlardaki ayıklamalar, binlerle ifade edilen sayılara ulaştı. Hiç ummadığınız isimlerin FETÖ imamı olduklarını öğrendik. Demek istediğim şu... Geçmişteki Cumhuriyet'i numaralama çabaları sadece birer özentiydi. Ama şu anda gerçekten "2'nci Cumhuriyet"in ilk günlerini yaşamaktayız. Devletin bütün kurumlarının yenilendiği, Genelkurmay'ın Cumhurbaşkanlığı'na bağlandığı, sivil seçilmişlerin artık yanlarında yaver taşımadıkları, askeri okulların, askeri hastanelerin sivilleştirildiği yeni bir dönem.
2'nci Cumhuriyet'in kuruluşunun kutlanması için, yeni güvenlik yapısının terörizme karşı bir çarpıcı zafer kazanması gerekiyor. FETÖ'cü askerlerin ve subayların değersizlikleri bu şekilde daha iyi vurgulanacaktır. Güneydoğu'da tırmanan teröre karşı yeni yapı kendisini ve etkisini kanıtlamalıdır. 2'nci Cumhuriyet'in 1'incisinin hastalıkları ile malul olmamasını diliyorum.

Mehmet Barlas/Sabah

  • 4
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Hadi tabandaki hipnoza teşne sıradan insanları anladık. Lakin profesörler, generaller, işadamları, doktorlar, mühendisler nasıl oluyor da FETO'ya kayıtsız şartsız biat ediyorlar? Benim düşüncem şu:

1. En önemli sebep, Gülenistlerin çoğunun ortaokul-lise çağlarından itibaren, FETO'nun gerçekten "Seçilmiş Kurtarıcı-Mehdi", ya da "Beklenen Salih Zat" olduğuna iman etmesidir. Onun, her konuyu Peygamberimizle istişare ettiğine, doğrudan -tövbe hâşâ- Allah'tan gelen emirlerle hareket ettiğine inanıyorlar. Hatasız olduğunu, her şeyin doğrusunu bildiğini, şimdiye kadar hiç yanılmadığını kabul ediyorlar. Sorgulamıyorlar, eleştirmiyorlar...

2. FETO'ya iman etmede en tesirli hipnozcular; "abiler, ablalar" sistemi içindeki itaatkâr köleler... Vicdanını, aklını ve iradesini FETO'ya teslim etmiş bu adamlar (mankurt, zombi, kurşun asker, uyur-gezer ne derseniz deyin) yapı içinde en fazla gaza gelenler, en fazla gaz verenler...

3. Menfaatlenme. Dışarıda bir işe yaramayacak kabiliyeti sınırlı tipler, Paralel Devlet Yapılanması içinde mevki, makam, imkân, itibar sahibi oluyor. Onlardan daha zeki, daha kabiliyetli insanların emniyet, yargı ve silahlı kuvvetlerde önü kesiliyor. İş dünyasında, ticari alanda da aynı haksızlıklar, kumpaslar yapılıyor. FETO'ya itaat devam ettikçe güç ve imkân sahibi olma artıyor. Hipnozdan çıkmayı zorlaştıran sebeplerin başında bu geliyor.

4. Sürekli kontrol altında tutuluyorlar. Gülenist yapı içinde görev elemanı haline gelen, ahlakı ve karakteri erozyona uğramış insanların, hipnozdan çıkıp kendileri olmalarına fırsat verilmiyor. Hayatlarının her safhasında, yapı içindeki mekanizmalarla kontrolde tutuluyorlar. Katalog ve kozmik evliliklerle aile yaşantıları bile sıkı kontrole alınıyor.

5. Tek yönlü beslenme sistemine mahkûmlar. Okuyacakları gazeteden, seyredecekleri TV kanallarına kadar her şey belirlenmiş. Öyle ki, ben iki yıl önce öğrendim, mütevellilerde Zaman gazetesinde hangi yazarların okunacağı bile tebliğ ediliyor. Sadece Gülen'in kitaplarının okunması, Sızıntı'dan başka dergi alınmaması, onları FETO'nun dünyasına hapsediyor.

6. Her sahadaki güç ve imkân, hipnozun ve itaatin gücünü artırıyor, büyük bir koruma sağlıyor. Nereye işleri düşse oluyor. Karşılarına kim çıksa ezip geçiyorlar. Bu koruma onları kibir sahibi yapıyor. Kibir ve güç onları zehirliyor. Akıl, devreden çıkıyor.

7. Telefon dinlemeleri, gizli kayıtlar, şantaj, kumpas ve tezgâhlardan tepedeki FETÖ'cüler haberdar oldukları için "hedefe az kaldı, geliyoruz/geldik sayılır" inancı, hainlerin FETO'ya bağlanmalarını daha da artıyor.

8. İnsan iyiliğin kölesidir. Özellikle fakir/dar gelirli ailelerin çocukları burslarla, özel ilgi ve ihtimamla köleleştiriliyor. Daha sonra da sürekli korundukları, kollandıkları için hipnozdan çıkamıyorlar.

Hüseyin Gülerce/Star

  • 5
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Depremci esnafı gene piyasaya çıktı (fakat Ahmet Mete Işıkara üç yıldır toprak altında, hatırlarsanız 1999 yılında hanımlar nezdinde "en etkileyici Türk erkeği" seçilmişti!)
İstanbul'da deprem olacakmış, 87 bin ölü, 135 bin yaralı bekleniyormuş Hükümete uyuzluk etmeyi görev belleyen muhalif basın "önlem alınsın" diye feryat ediyor.
Ne önlemi alınabilir hemşerim? Önlem alınsın diye ahkâm kesmek kolay, "somut" olarak söyle, nedir o önlem, ne olabilir?
Adamlar "kentsel dönüşüm" programıyla eski ve çürük binaları yıkıp yerine daha sağlamını yapmaya çalışıyorlar, bu sefer de "her yerde inşaat" diye yaygara ediyorsun.
Kıyı bölgeleri mi boşaltılsın (halkı nereye nakledeceksin?), Japonlar gibi evleri kâğıttan mı yapalım, ne istiyorsan söyle. 14 milyonda 87 bin ölü, yani yüzde 1 bile değil. Gene de ucuz kurtulacağız sayılır.

Haydarpaşa Garı hızlı tren istasyonu olacakmış. Otel değil yani. Merdivenlerinde gitar çalan "Kadriyeler" sevindiler mi? Hiç sanmam. Şimdi biz onlardan "hızlı tren istemezük, gençliğimizdeki gibi kömürlü ve de buharlı kara tren isterük" eylemini bekleriz. Çünkü alışmış kudurmuştan beterdir.

Engin Ardıç/Sabah

  • 6
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

FETÖ denince birçok şeyin yanında baş döndüren bir para trafiği de geliyor akla. Öyle az-buz bir para da değil bu. FETÖ denince, kimi 50, kimileri de 100 hatta 150 milyar dolarlık bir bütçeden bahsediyor.
Bizler sadece Pensilvanya'daki malikanesinden ve ABD'deki lobi faaiyetleri için harcadıklarından, o da sadece bir kısmından haberdarız:
Hilary Clinton'un ve belki başkalarının kampanyalarına aktarılan paralar, ABD'li kongre üyeleri için düzenlenen VIP geziler, onlara verilen pahalı hediyeler, hatır için yüksek bedellerle hazırlatılan raporlar filan… Bu yapının dünyanın birçok ülkesinde yerleştiğini, kök saldığını ve bunu yaparken de herhalde paranın gücüne başvurduğunu söylemek hiç de abartılı olmaz. 170 ülkede okullar açarken, sadece Türkiye'yi yönetenlerin iyi niyetli tavsiyeleri ya da arkalarında bulunan gücün kuru selamları yeterli olmamıştır. Yani, yüksek miktarlarda bahşişler(!) de devreye girmiştir yüksek ihtimalle. Hareketin başındaki kişinin sohbetlerinde 'satın alınacak ve kullanılacak kişilerden' bahsettiğini de biliyoruz zaten.
FETÖ'nün dünyanın yaklaşık 170 ülkesindeki üç bine yakın okulu meselenin sadece bir yönü… Üç değil, otuz değil, üç yüz de değil üç bin… Gelişmişinden gelişmekte olanına, orta hallisinden en fakirine kadar 170 ülkede üç bin okul, hiç de kolay bir iş olmamalı.
Bulundukları ülkelerde iyi mahallerde, iyi binalarda ve iyi imkanlarla eğitim-öğretim verilen okullar olmalı bunlar. O ülkelerde kaymak tabakanın çocuklarını avlamak için kullanılıyorlar çünkü.
Bizlere bu okullarda Türkiye dostu insanların yetiştirildiği ve gelecekte gittiğimiz birçok ülkede Türkçe bilen kadrolarla muhatap olunacağı hikayeleri anlatıldı hep. Türkçe Olimpiyatları adı altında düzenlenen toplantılarda, papağan gibi ezberletilen şiir ya da şarkıları okuyan çeşitli ülkelerden çocuklar da işin gösteri kısmıydı. Okullarda eğitim-öğretim dili İngilizce idi oysa ve Türkçe sadece seçmeli dillerden birisiydi...

Ekrem Kızıltaş/Takvim